İnsanlık yanıyor.
Ama biz ışıkları yakıyoruz.
31 Aralık gecesi geri sayımlar yapılırken, masalar kurulurken, kahkahalar yükselirken sormak zorundayız:
Bu rahatlık nereden geliyor?
Müslümanım diyen bir insan, kendisine ait olmayan bir kültürel ritüelin içinde bu kadar pervasızca nasıl yer alabiliyor? Çam ağaçları süsleyip, tombala oynayıp, ışıltılar altında “ne yapalım canım, biz de mi ölelim, eğlenmeyelim mi?” diyebiliyor?
Bu gün Mekke’nin Fethinin yıl dönümü.
Kan dökülmeden fethedilmiş bir şehir.
Gücün değil, merhametin kazandığı bir tarih.
Bir Müslüman için özellikle zulmün mazlum bir halka en ağır bedeli ödettiği bu zamanda bugün tarihi bir tefekkür günüdür.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bu kadar büyük bir ahlaki miras varken,
bize ait olmayan bir gecede
bu kadar pervasızca eğlenebiliyoruz.
Bu nasıl bir inançtır?
Bu nasıl bir kültürdür?
Buna artık isim koymak zorundayız.
Bu masum bir “yeni yıl” kutlaması değil.
Bu, kültürel ve ahlaki bir çözülmedir.
“Kötü bir şey yok ki, sadece kutluyoruz” cümlesi;
düşünmenin terk edildiği yerde kurulur.
Müslümanlık, “herkes yapıyor” kolaycılığıyla yaşanmaz.
Müslümanlık, neden yaptığını bilme bilincidir.
Aynı zamanda bu vicdan meselesidir.
Bugün Filistin’de katliam sürüyor.
Silahı çeken parmak belli.
Ama o silahı tutan eli güçlendirenler de belli.
Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa…
Katleden zihniyete açıkça destek veren, silah sağlayan, susarak suça ortak olan ülkeler.
Ve bu ülkeler ne yapıyor?
Alkolün sonuna kadar tüketildiği, şuurun kaybedildiği, çılgınca eğlencelerin düzenlendiği gecelerle yılbaşına giriyorlar. Sokaklarda sarhoş bedenler, geri sayımla birlikte öpüşmeler, taşkınlıklar…
Şimdi dürüstçe soralım:
Bu zihniyetle aynı ritüeli paylaşmanın adı nedir?
Aynı masayı kurmak, aynı sembolleri kullanmak, aynı geceyi “özel” saymak…
Bu bir benzerliktir.
Bu bir zihinsel hizalanmadır.
“Ne yapalım yani, biz de mi ölelim?”
“Eğlenmeyelim mi?”
Kimse ölmenizi istemiyor.
Ama birilerinin öldüğü bir gecede bu kadar neşeli olabilmeyi sorgulamak gerekiyor.
Bu itiraz, acıyı hafifletmiyor;
aksine acıyı görünmez kılıyor.
Bir Müslüman, başkası acı çekerken neşesini gözden geçirir.
Çünkü iman, sadece namazla değil; duyarlılıkla da ölçülür.
Üç aylar girdi.
Bu, takvimden çok kalbe düşmesi gereken bir zamandır.
Kaybedilmiş vicdanları,
kararmış kalpleri
yeniden diriltme imkânı hâlâ bizim elimizde.
Ama bunun için önce şunu demeliyiz:
“Dur.”
Durup aynaya bakmalıyız.
Durup neyi neden yaptığımızı sormalıyız.
Bu cahil bakıştan vazgeçmeliyiz:
“Bunda ne var ki?”
Çünkü bazen asıl tehlike, kötülüğün normalleşmesidir.
Filistin’de insanlar soğukta can verirken,
biz neyin eğlencesindeyiz?
Bir Müslüman, bu sorudan kaçamaz.
Kaçarsa,
sadece bir gecede değil,
bir ömürde kaybeder.
































