SMOOTH ‘UN ÖZETİ
VİCDANLAR SAHNEYE ÇIKTIĞINDA
HAKİKAT GÖLGEDE KALIR .
VİCDANLARIN SINAVI “ALKIŞ”
Bazı görüntüler vardır; insanın içini yakar ama aynı zamanda bir tür uyuşukluk da verir.
Gazze’nin gökyüzü altında bir gemi ilerlerken, bizler ekranlarımızın başında bizde izledik ve dualarımızla destekledik adına Smooth dedik Vicdan taşıyor dedik. Yumuşak, naif, insani. Ama bu yumuşaklığın içinde sert bir gerçekle yüzleşemedik: Gerçekte hiçbir abluka delinmedi.
O gemiler, evet, vicdan taşıyordu belki ama döndüklerinde gördük ki hakikatin ağırlığını değil, seyirlik bir duyarlılığın hafifliğini sırtlanmış olanlar vardı….
Bir fotoğraf karesi, birkaç gözyaşı, birkaç içten konuşma…
Sonra her şey dağıldı.
Ve o büyük acının, o gerçek Gazze’nin sesi, birkaç ünlü ismin “ben de oradaydım” hikâyeleri arasında boğulup gitti.
Toplumca saygı duyduğumuz, sesiyle, sözüyle kalbimize dokunan bazı isimlerin —Bekir Develi, İkbal Gürpınar gibi— bu olaydan sonra ekrana çıkıp kendi yaşadıklarını anlatmaları, kuşkusuz iyi niyetliydi belki; ama orada bir vicdanın zaferi değil, bir anlatının merkez değişimi yaşandı. Özellikle ablukayı kırdık nidaları , bir kahramanlık destanı yazılmış ve o destanda yerini almış olmanın gururunu yaşayan görüntülerdi izlediklerimiz hayal kırıklığıydı çünkü geride kalanlar vardı tutuklananlar vardı geride bıraktıkları arkadaşlarının dik duruşları vardı o yüzden onlarla birlikte dönememişlerdi çünkü onlar gerçekten dimdik duruyorlardı .
İSVEÇLİ aktivist THUNBERG ‘e dönerken “Siz bizim kahramanımızsınız “diyenlere
“Ne kahramanı gerçek kahraman Gazzelilerdir” diye ÖVGÜYE TEPKİ gösteren gerçek direnişçilerin cevapları da manidardır.
Gazze’nin gölgesi altında geride kalan onca acı varken zafer kazanmış gibi edalar sevinç ve mutluluk gösterileri bunu nasıl yapabildiler hala aklım almıyor.
Oysa İmzalar atılmadığı için , duruşlar konuşmalıydı. Konuşmamayı seçenler vardı üzgün olanlar vardı peki onların bu suskunlukları neden konuşulmadı?
Gazze konuşulurken, Gazze sustu.
Yerine, kim ne hissetti, kim ne kadar etkilendi, kim hangi mağduriyeti yaşadı, o geçti.
Ve böylece bir insanlık dramı, kişisel bir hatıratın gölgesinde silikleşti.
Ama olan şu: İsrail’in dediği oldu. Uluslararası sularda olmasına rağmen müdahale edildi mi edildi
Gazze hâlâ kuşatma altında, ateşkes dedikleri pamuk ipliğine bağlı bir söylem
Radikal gruplar, Gazzelilerin evlerini hangi Yahudi ailelere vereceklerini çekilişle belirliyor hâlâ.
Gazze hâlâ aç.
Hâlâ çocuklar ölüyor.
Ama biz, hâlâ “vicdan” konuşuyoruz — içi boşalmış, süslenmiş bir vicdan.
Rabbimizden niyazımız artık bir an önce gösterişlerle vicdanların yön değiştirmesine imkan vermeyen daha fazla çocuğun ölmesini engelleyen bir barış….
Smooth filosu belki niyet olarak güzeldi, ama sonuç olarak bir rahatlama projesine dönüştü.
Vicdanlar bir nebze rahatladı, ekranlar doldu, söylemler çoğaldı.
Ama hakikat yerinde kaldı: Gazze hâlâ yanıyor.
Belki de çağımızın en büyük yanılgısı tam burada:
Acıya bakarken onu anlamak yerine, kendimizi o acının hikâyesine yazıyoruz.
Böylece “şahitlik” değil, “seyirlik” bir konuma düşüyoruz.
Ve her defasında birileri alkış alırken, Gazze’nin sessiz çocukları mezar taşlarının altında büyümeye devam ediyor.Tabi ki
Gerçekten kalmış mezar taşları varsa eğer…
Vicdanın sahneye çıkması değil mesele,
vicdanın hakikatin önüne geçmesi asıl tehlike.
Çünkü vicdan alkışlanmak için değil, yön göstermek için vardır.
Ve eğer bir gün vicdan, kameraların önünde parlıyorsa; orada bir yerlerde hakikat, gölgede kalmıştır.