I. Dünya Savaşı birçok nedene dayandırılsa da bu işin asıl sebebi sanayi devriminden sonra ortaya çıkan enerji ve hammadde ihtiyacının karşılanması için yapılan rekabetin tezahürüydü. II. Dünya Savaşı da birincisine ayar çekmek için yapılmıştı. Savaş sonrası yeni oluşan düzen yıllar geçtikçe daha net anlaşılıyor.
Günümüzde ise “Uluslararası hukuk benim!” diyen Trump, NATO’nun da ABD’den ibaret olduğunu söyleyip bütün teamüllere aykırı davranmaya devam ediyor. Dünya beşten büyüktür, sözü uygulamada itibar görmüyor.
Aslında bu tavır sadece Trump gibi ne yapacağı belli olmayan, anlaşılması güç bir adamın karakterinden ibaret değil. Amerika Birleşik Devletleri tarihine baktığımızda bunun birden fazla örneklerini görmek mümkün.
Amerika Birleşik Devletleri’nin bugünkü sınırlarına ulaşması, büyük ölçüde toprak satın alımları, savaşlar, antlaşmalar ve diplomatik manevralar yoluyla gerçekleşmiştir. Bu şekilde söyleyince kulağa normal gelebilir ama birçoğunda adalet gözetilmemiş, ben yaptım oldu mantığı hâkim olmuştur.
18. ve 19. yüzyılda genç bir devlet olan ABD, “kıtaya yayılma” fikrini yalnızca bir güvenlik meselesi olarak değil, aynı zamanda ekonomik, ideolojik ve siyasal bir zorunluluk olarak görmüştü. ABD’nin “kaderimiz genişlemek” fikri (Manifest Destiny), Tanrı ABD’ye yayılma kaderi verdi, düşüncesiyle en başından beri her fırsatta bu politikayı gütmüştür. Temel anlayışa göre Atlantik’ten Pasifik’e kadar olan alanı kendine ait gördü.
Kıtanın bütün coğrafyasını arka bahçesi olarak kabul ediyor olması diğer emperyal devletlerin de benzer hareketlerine göz yummasına neden olmaktadır. Birleşmiş Milletler Adalet Divanı veto yetkisi olan ülkeler ve bunların yandaşları dünya üzerinde kendi düzenlerini ‘adalet’ olarak dayatırken gücü yetmeyen ülkeleri sindirip baskılamıştır.
Amerika Birleşik Devletleri 1776’da İngiltere’den yakasını kurtarıp bağımsızlığını kazandığında Atlantik Okyanusu sahilinde küçük bir devletti. Sürekli göç alıp nüfus artışı devam ederken tarım amaçlı yeni topraklara da ihtiyacı vardı. Tek çaresi batıya doğru genişlemekti.
1803’te 15 milyon dolar karşılığı Louisiana’yı satın aldığında yüz ölçümü iki katına çıkmış, Mississippi nehrinin kontrolüne de sahip olmuştu. Bu durum kıta üzerinde bir güç haline gelmesine yol açmıştır.
1848’e gelindiğinde Kaliforniya, Nevada, Utah, Arizona ve New Mexico’nun büyük bir bölümü Meksika’dan zorla almış, böylece Pasifik kıyılarına ulaşılmıştı. Artık iki okyanusa erişimi olan bir devletti.
1867’de Alaska, Rus Çarlığından 7,2 milyon dolara -neredeyse bedavaya- satın alındı. Zaten Rusya için çok fazla bir değeri yoktu. Ulaşımı zor ve savunması sıkıntılı olan bu topraklar Rusya’nın işine yaramıyordu. Fakat stratejik amaçlı satın alınan topraklar altın, petrol gibi hazineler saklıyordu.
Hawaii adaları 19. Yüzyılda bağımsız bir devlet iken ABD tüccarlarının bu ülkedeki menfaatleri sonucu Amerikan hükümeti tarafından ilhak edildi. (1898) Her ülkede olan vatan hainlerinin marifetiyle Birleşik Devletler Amerika’sının 50. Eyaleti oldu. Bu uygulamanın haksız olduğu aşikarken ancak ABD kongresi 1993 senesinde bunu itiraf edip resmi özür kararı aldı. Fakat değişen bir şey olmadı.
Bugün Kızılderili diye bildiğimiz insanların öldürülmesi böyle bir ihtirasın sonucu olarak tarihin kirli sayfalarında yerini almış, doğunun haydutları birkaç dönüm arazi için bu insanları da katletmiştir. Sonra da “Vahşi Batı” etiketli filmlerle soykırıma uğrattıkları insanları kötülemişlerdir.
Trump’ın Amerika’sı bu işi zaten hep yapmış ve yapmaya devam ediyor. Günümüzde Kanada, Panama, Venezuela, Küba, Grönland gibi birçok yer Trump’ın radarına takılsa da Amerikan hükümetinin mayasında olan bu hastalık sürekli nüksederek her defasında listeye yeni ülkeler ekleneceği tahmin ediliyor.
Bu ilhaklar tabi ki zorunlu göçlere, soykırımlara, kültürel ve demografik yıkımlara yol açarken yok olan uluslar unutulup gidiyor. Birleşmiş Milletler yapısı değişmedikçe, “Dünya Beşten Büyüktür” hedefi gerçekleşmedikçe ABD kendi kıtasında, Rusya Türkistan coğrafyasında, İsrail İslam ülkelerinde, Çin Asya coğrafyasında yayılmaya devam edecek. Bunun için de karşılarına hiçbir gücün çıkmaması, diğer ülkelerin güçlenmemesi, aynı paydaya sahip milletlerin birleşmemesi gerekmektedir.
Yarının dünyasında var olanlar bugünden planlarını yapanlar olacaktır.
Saygılarımla
Cüneyt Tüzel
































