Değerli dostlar ;
Yirmi birinci yüzyılda küresel güç dengeleri ve kitle yönetimi stratejileri radikal bir kabuk değişimine uğradı. Artık toplumları dize getirmek, inanç kalıplarını yıkmak ya da kitleleri manipüle etmek için tanklara, tüfeklere veya fiziki cephelere ihtiyaç duyulmuyor. Yeni Dünya Düzeni, insanlığı cephede değil; zihinsel, işitsel ve duyusal bir kuşatmayla teslim alıyor. Bu görünmez savaşın en kusursuz iki cephanesi ise fıtratın dışına taşırılan müzik ve koku …
Savunma mekanizmalarımız açık ve somut tehditlere karşı her zaman tetiktedir; oysa estetik bir ambalaj ve hipnotik bir ritimle ruhumuza sızan gizli telkinler karşısında insan zihni tamamen korumasız kalır.
Tarih boyunca ses ve ritim, insan psikolojisini harekete geçiren en güçlü enstrüman olmuştur. Ecdadımızın Mehter Takımı ile düşman kalbine korku, kendi askerine ruh üflemesi bu gücün hayra ve stratejiye hizmet eden fıtri bir örneğidir. Hatta hiçbir inancı olmayan bir insanın, makamla okunan bir ezan karşısında ruhsal bir sarsıntı yaşaması, sesin insan özüyle kurduğu doğrudan bağın kanıtıdır.
Ancak günümüzde bu muazzam güç, kitleleri manipüle etmek adına bir "oto-hipnoz" silahına dönüştürülmüş durumda. Küresel müzik endüstrisi, bas frekansları ve dijital dalga boyları aracılığıyla bireyin eleştirel düşünme yeteneğini (akıl sağlığını) devre dışı bırakıyor. Devasa konser arenalarında, şatafatlı ışık şovlarının ardına gizlenmiş karanlık ve inanç karşıtı söylemler, sürü psikolojisiyle hareket eden kitlelere fütursuzca onaylatılıyor. İnsanlar, normal şartlarda asla kabul etmeyecekleri çarpık inançları ve egonun tanrılık iddialarını, sadece ritme ayak uydurma arzusuyla tek bir ağızdan haykırabiliyorlar.
Bu duyusal kuşatma sadece kulaklıkla zihnimize sızmıyor; limbik sistemimizi, yani ilkel beynimizi hedef alan kokular ve mekanların atmosferiyle de bizi çemberine alıyor. Barlardan pavyonlara, popüler kültürün dayattığı cinsel içerikli reklamlara kadar her detay, insanı fıtratından koparmak için tasarlanmış birer mühendislik harikasıdır.
Bizi biz yapan ahlaki ve inançsal değerleri korumanın yegane yolu, aklımızı ve irademizi küresel endüstrilerin ipoteğinden kurtarmaktır. Neyi tükettiğimizi, hangi melodiye eşlik ettiğimizi ve evimize, ruhumuza hangi enerjileri davet ettiğimizi sorgulamak, modern çağda bir iman ve kimlik mücadelesidir vesselam …



































