Dünyada savaşlar devam ediyor. Bölgesel krizler büyüyor, enerji maliyetleri artıyor, küresel ekonomide belirsizlik sürüyor. Türkiye de bu zorlu süreçten etkileniyor. Ancak vatandaşın en büyük gündemi artık savaşlardan çok mutfaktaki yangın, marketteki etiket ve ödenemeyen kiralar haline geldi.
Emekliye yılda iki kez, asgari ücretliye ise çoğu zaman yılda bir kez zam yapılırken, bazı büyük zincir marketlerde fiyat etiketleri neredeyse her hafta değişiyor. Vatandaşın en çok sorduğu soru şu: Maaş yılda bir kez artıyorsa, market fiyatları neden her hafta artıyor?
Özellikle gıda sektöründe faaliyet gösteren büyük zincir marketlerin uyguladığı fiyat politikaları kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oluyor. Kesilen cezaların yeterince caydırıcı olmadığı yönünde yaygın bir kanaat oluşmuş durumda. Çünkü cezalar açıklanıyor, ancak kısa süre sonra raflardaki etiketler yeniden yükseliyor.
Bugün dar gelirli vatandaş, emekli, işçi, memur ve küçük esnaf aynı sıkıntıyı yaşıyor. İnsanlar artık alışveriş yaparken ihtiyaçlarını değil, bütçelerini düşünmek zorunda kalıyor. Pek çok aile, markete girmeden önce hangi üründen vazgeçeceğinin hesabını yapıyor.
Ekonomide yalnızca market fiyatları değil, kira artışları da vatandaşın belini büküyor. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde konut kiraları birçok bölgede 40 bin liradan başlıyor. İş yerlerinde ise cadde üzerindeki dükkân kiraları 150 bin liraları aşmış durumda. Küçük esnaf için ayakta kalmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Kentsel dönüşüm süreci elbette önemlidir. Ancak dönüşüm yapılırken oluşan kira baskısı da göz ardı edilmemelidir. Ev sahipleri ile kiracılar, mülk sahipleri ile esnaf arasında yaşanan anlaşmazlıklar sosyal hayatı doğrudan etkiliyor.
Bir başka önemli konu ise kira sözleşmeleridir. Kamuoyunda uzun süredir dile getirilen iddialara göre bazı kira kontratlarında gerçek kira bedeli yerine daha düşük rakamlar gösteriliyor. Eğer bu iddialar doğruysa, bu durum yalnızca vergi kaybına değil, aynı zamanda kayıt dışı ekonominin büyümesine de neden olur. İlgili kurumların bu konuda daha sıkı denetim yapması hem adalet hem de kamu maliyesi açısından önem taşımaktadır.
Devletin görevi serbest piyasa düzenini korurken vatandaşın da hakkını gözetmektir. Fahiş fiyatla mücadele, etkin piyasa denetimi, kayıt dışılığın önlenmesi ve adil vergi sistemi toplumun ekonomik güveni açısından büyük önem taşımaktadır.
Bugün toplumun beklentisi; üreticiyi, esnafı ve tüketiciyi aynı anda koruyan, fırsatçılığa izin vermeyen, adalet duygusunu güçlendiren ekonomik uygulamaların hayata geçirilmesidir.
Unutulmamalıdır ki güçlü devlet yalnızca sınırlarını koruyan değil, vatandaşının alın terini, sofrasını ve geçim hakkını da koruyan devlettir. Ekonomik istikrar, ancak adaletli denetim, şeffaf uygulamalar ve toplumun tüm kesimlerini gözeten politikalarla mümkün olacaktır.

































