Çocukların çocukları katlettiği bir dünyada geleceğe dair umutlarımız nasıl yeşerecek?
Atlas’ın cinayetiyle bir kez daha yüreklerimiz yandı. Eğer yine adalet yerini bulmaz, caydırıcı kararlar çıkmazsa korkarım ki daha birçok cinayete, sıradanlaşan çocuk katillerine tanıklık edeceğiz. Ve bu ateş belki de bir gün bizi yakacak .Hangimizin garantisi var …
Bugün yaşadığımız tam olarak budur: Şiddetin yaşı düşüyor, vicdanın sesi kısılıyor, adalet gecikiyor. Fail 15–17 yaşında, mağdur 14–18… Henüz hayatın başında olması gereken çocuklar, birbirlerinin hayatını ellerinden alıyor ya da ömür boyu sürecek ağır sakatlıklara mahkûm ediyor.
Bu tablo artık “münferit” değildir. Bu bir sistem sorunudur.
Yan baktın…
Bir söz söyledin…
Bir tartışma çıktı…
Ve bir çocuk daha artık yok.Kolay mı geliyor o yaşa bir çocuk … geleceği ,hayalleri…
en zoru bu yokluğu bir annenin babanın kabullenmek zorunda kalışı…..
Atlas’ın öldürülmesi bir anlık öfke, bir gençlik hatası ya da basit bir kavga olarak görülemez. Çünkü bu tür olayların ortak bir zemini var: Şiddetin erken yaşta normalleşmesi, çocukların denetimsiz büyümesi ve cezasızlığın açık bir davetiye hâline gelmesi.
Bir çocuğun cebinde bıçakla gezmesi tesadüf değildir. Şiddet doğuştan gelmez; öğrenilir. Evde başlar, sokakta şekillenir, adalet boşluğunda kök salar. Evde sınır görmeyen, denetlenmeyen, değerle değil güçle büyüyen çocuk için bıçak; bir savunma aracı değil, bir çözüm yolu hâline gelir.
Bu noktada aile gerçeğiyle yüzleşmeden ilerleyemeyiz.
Bazı evlerde ebeveynlik, çocuğu dünyaya getirmekle sınırlıdır. Sonrası sokaklara bırakılır. Çocuk küçük yaşta evden kopar. Geç saatlerde gelir ya da hiç gelmez. Nerede olduğu, kiminle olduğu, ne yaptığı bilinmez.
Daha doğrusu bilinmek istenmez.
Hatta bazı ailelerde beklenti açıkça dile getirilir:
“Eve para getirsin de nerede, ne yapıyorsa yapsın.”
Ama o “nerede, ne yapıyorsa”, bir başka evin yıkımı olabilir.
Bugün Atlas’ın annesi evladının mezarı başında.
Başka anneler yoğun bakım kapılarında bekliyor.
Bir çocuğun 16 yerinden bıçaklandığını, iç organlarının parçalandığını ve hayatta kalsa bile bir ömür yatağa mahkûm kalacağını öğrenen anneler var.
Bu annelerin acısı sadece evlat kaybı değildir. Bu, bir geleceğin elinden alınmasıdır.
Ve bir de bu şiddeti üreten çocukların aileleri var. Çoğu zaman “Ben ne yapabilirdim ki?” diyerek sorumluluğu reddeden aileler… Oysa şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Çocuğunu büyütmemek de bir tercihtir.
Ve her tercih, bir bedel üretir.
Gelelim adalet meselesine…
Bir çocuk başka bir çocuğu öldürüyor ya da hayatını geri dönülmez biçimde karartıyor. “Yaşı küçük” denilerek dosyalar basitleştiriliyor. Caydırıcı olmayan kararlar çıkıyor. Bazı dosyalarda nüfuz konuşuluyor, tehditler konuşuluyor. Sonuçta verilen mesaj net oluyor:
“Bir şey olmaz.”
İşte bu mesaj, şiddetin en tehlikeli öğretmenidir.
Cezasızlık yalnızca faili cesaretlendirmez; yeni failler üretir. Şiddet böyle sıradanlaşır. Çocuk katillerinin haberlere “alışıldık” başlıklarla girmesi işte bu yüzden olur.
Bu mesele birkaç “kötü çocuk” meselesi değildir. Bu; aile ihmali, sosyal denetimsizlik, eğitim boşluğu ve adalet zaafının birleştiği bir toplumsal sorundur.
Eğer Atlas’ın ardından yine aynı cümleleri kurup hiçbir şeyi değiştirmezsek,
Eğer caydırıcı kararlar çıkmazsa,
Eğer aileler, eğitim sistemi ve hukuk birlikte sorumluluk almazsa…
Daha çok çocuğu toprağa veririz.
Daha çok evi yas evi yaparız.
Ve en kötüsü, bunu kanıksarız.
Çocuklar geleceğimiz değil; bugünümüzdür.
Bugün bu kadar karanlıksa, yarın kendiliğinden aydınlanmaz.
Adalet yerini bulmazsa, umut yeşermez.
































