DEĞERLİ OKURLAR; İnsanlık, betonun gri sessizliğine hapsoldukça doğanın sesini unutmaya başladı. Oysa bir yaprağın hışırtısı, bir ırmağın şarkısı, rüzgarın tenimize dokunuşu... Bunlar, yaşamın en saf ve en gerçek yanı. Benim dileğimde kendimi bildim bilesi bu yönde doğanın içinde bulunarak, onunla bir bütün yaşamak olmuştur. Doğanın tüm güzelliklerinde var olmak, hiç ayrılmadan yaşamak yani.
Doğada olmak, doğada kalmak
Doğaya gitmek ona bir dönüş insan için. Çünkü doğa, insanın ilk evidir. Beton duvarlar arasında sıkışmış hayatlarımız, doğanın sınırsızlığına özlem duyar. Ben bu özlemi bir hayal olmaktan çıkarıp, bir yaşam biçimine dönüştürmeyi deneyenlerdenim. Sabahları kuş sesleriyle uyanmak, toprağın kokusunu içime çekmek, yıldızların altında uyumak... Bunlar lüks değil, insanın hak ettiği doğal sadelik.
Güzellikleri bulmak, onlarla bir olmak
Doğada güzellik aramak gerekmez, çünkü güzellik zaten oradadır. Bir ağacın gövdesindeki desen, bir kirpinin telaşlı adımları, yağmurun toprağa düşüşü... Her biri ayrı bir sanat eseridir. Bende bu eserlerin izleyicisi olmakla kalmayıp, parçası olmayı tercih ediyorum. Doğanın içinde bulunmak, onunla bütünleşmek; Hem gözlemlemek hem onunla yaşamak, muhteşem olandır.
Ayrılmadan yaşamak mümkün mü?
Modern yaşamın dayatmaları, doğadan uzak kalmayı zorunlu kılıyor gibi görünse de, aslında bu bir tercih meselesi konusu. Küçük adımlarla başlanabilir ve şehirden uzak bir ev, kendi yetiştirdiğin sebzeler, doğayla uyumlu bir yaşam tarzı. Teknolojiyi dışlamadan ama doğayı merkeze alarak yaşamak her zaman mümkün. Doğa, hem en iyi yurt hem de sağlıklı bir ruh hali, bir yaşam felsefesi insana.
Ez Cümle: Doğada yaşamak bir hayal değil!
Bu köşe yazım, bir hayalin peşinden gidenlerin sesi olsun. Doğada yaşamak, doğanın güzelliklerinde bulunmak, hiç ayrılmadan onunla bir olmak... Bunlar romantik fikirler değil, uygulanabilir gerçeklerdir. Yeter ki, doğaya kulak verelim, onunla yeniden bağ kuralım. Çünkü doğa, bizi bekliyor. Hem sessizce, sabırla, sevgiyle.
































