DEĞERLİ OKURLAR; Beşinci katta oturan komşunun ışığı yine sabaha karşı yandı. Saatin kaç olduğunu tahmin etmek zor değil; şehirde gecenin en sessiz olduğu o ince çizgideyiz. Ne tam gece ne de sabah… İnsan zihninin en savunmasız, en dürüst olduğu aralık. Belki de bu yüzden, hayatın en gerçek hesaplaşmaları hep bu saatlerde yapılır.
Yetişkinlik dedikleri şey, aslında bir tür sayma işi. Çocukken bire kadar saymak yeterliydi; büyüdükçe sayılar arttı, sorumluluklar katlandı. Bir noktadan sonra, günleri değil, vazgeçtiklerini saymaya başlıyorsun. Kaç hayal rafa kalktı? Kaç “belki” yerini kesin bir “hayır”a bıraktı? Ve en önemlisi, kaç kere kendinden ödün verdin?
Bir arkadaşım, “İnsan hayatı beş büyük döneme ayrılır,” demişti. Çocukluk, gençlik, tutunma çabası, kabulleniş ve… sessizlik. O zaman gülüp geçmiştim. Şimdi düşünüyorum da, belki de haklıydı. Özellikle o üçüncü dönem var ya, tutunma çabası… İşte orası insanın en çok yorulduğu yer. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışırken, kimse gerçekten nereye gittiğini bilmiyor.
Gazetelerde sık sık başarı hikâyeleri okuruz. Yirmili yaşlarında şirket kuranlar, otuzunda zirveye çıkanlar… Ama kimse kırkında yönünü kaybedeni yazmaz. Çünkü yetişkinlikte kaybolmak, çocuklukta kaybolmaktan farklıdır. Çocuk kaybolduğunda aranır; yetişkin kaybolduğunda ise “bulunmuştur” varsayılır. Oysa içten içe herkes biraz kayıptır.
Belki de sorun, hayatı düz bir çizgi gibi düşünmemizde. Oysa hayat daha çok bir el gibi; beş parmak, her biri farklı yöne uzanır ama aynı bedene aittir. İş, aşk, dostluk, yalnızlık ve kendinle kurduğun ilişki… Bunlardan biri eksik olunca denge bozulur. Ama kimse sana bunu öğretmez. Okullarda matematik anlatılır, ama hayatın hesabı verilmez.
Şehrin sabaha karşı yanan ışıkları, bana hep aynı şeyi düşündürür: Herkesin içinde bitmemiş bir cümle var. Söylenememiş, ertelenmiş, bastırılmış… Belki de yetişkinlik, o cümleyi tamamlayamadan yaşamayı öğrenmektir.
Komşunun ışığı halâ yanıyor. Belki o da kendi hesabını yapıyordur. Kaç yıl geçmiş, kaç fırsat kaçmış, kaç kelime yutulmuş… Ve belki de en zor soru şudur: “Şimdi yeniden başlasam, kaçıncı adımdayım?”
Cevap basit değil. Ama belki de mesele sayıyı bilmek değildir. Belki mesele, halâ saymaya devam edebiliyor olmaktır.



































