Bilardo masası, ilk bakışta herkes için aynı kuralları, aynı topları ve aynı ıstakaları sunar. Masanın ölçüsü bellidir, topların ağırlığı standarttır ve ıstakanın uzunluğu değişmez. Fakat işin içine insan girince, bu matematiksel düzen bir anda farklılaşır.
Bir topa aynı açıdan uzanan iki ayrı kolu düşünelim. İkisi de aynı noktaya nişan alıyor, aynı kuvvetle vurmayı hedefliyor. Ancak sonuç asla birebir aynı olmayacaktır. Çünkü her oyuncunun parmaklarının tutuşu, bileğinin esnekliği, zihnindeki stratejisi ve hatta o anki ruh hali farklıdır. İşte bu küçük farklar, masadaki büyük sonuçları doğurur.
Oyunun özü insanın farklılığıdır. Toplar aynı, masa aynı, kurallar aynı… Ama sayı alan, öne geçen hep oyuncunun kendine özgü dokunuşudur. Bu durum sadece bilardo için değil, hayatın her alanı için geçerlidir. Aynı fırsatlara sahip iki kişi, farklı yollar seçer; aynı cümleyi okuyan iki insan, farklı anlamlar çıkarır.
Rekabetin güzelliği burada yatar. Eğer herkes aynı vuruşu yapabilseydi, bilardo bir oyun olmaktan çıkardı. Hayat da öyle. Farklılıklarımız, bizi hem rakip hem de tamamlayıcı yapar. Birinin başarısı diğerine ilham olur, birinin hatası diğerine ders.
Sonuçta mesele toplar değil, oyuncular. Bilardo masasında olduğu gibi, hayatta da şartlar çoğu zaman eşittir. Farkı yaratan, insanın kendi tarzı, cesareti ve kararlılığıdır. Aynı masada oynayan iki kişi, aynı toplara vurur ama farklı hikâyeler yazar.
Sonuç
Bilardo masasında aynı topa uzanan iki farklı kolun vuruşu, aslında hayatın özünü anlatır: şartlar eşit görünse de, sonuçlar hiçbir zaman aynı değildir. Çünkü her insanın topa vuruşu, bakışı, düşüncesi ve tarzı kendine özgüdür.
Oyun, toplar ve masa üzerinden ziyade oyuncuların farklılıkları üzerinden şekillenir. İşte bu yüzden öne geçen, sayı alan ya da geride kalan hep insanın kendi imzasıdır.
Sonuçta bilardo masası bize şunu hatırlatır; Hayatın güzelliği, herkesin aynı oyunu oynarken, kazanan yada kaybeden olarak, farklı hikâyeler yazabilmesidir.
































