Bir sahne düşünün…
Yer: Pakistan.
İslam dünyasının kanayan yaralarını sarmak için toplanmış liderler, akademisyenler, kanaat önderleri…
Ve o sahnede iki isim:
Bir tarafta, Milli Görüş’ün kurucu lideri merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızın, “Milli Görüşün tek temsilcisi” diyerek emanet ettiği Saadet Partisinin bugün Genel Başkanı Sayın Mahmut Arıkan.
Diğer tarafta ise, Erbakan Hocamızın öz evladı, hocanın mücadelesini çağın diliyle sürdürdüğünü ifade eden Yeniden Refah Partisi’nin Genel Başkanı Sayın Dr. Fatih Erbakan.
Her iki lider, aynı cümleleri kurdular:
İslam Birliği…
D-8’lerin yeniden dirilişi…
Müslümanların vahdeti, kardeşliği, dayanışması…
Sözler güzel.
Vizyon yerinde.
Dert ortak.
Hedef aynı.
Peki salondakiler ne yaptı?
Dinlediler. Alkışladılar. Not aldılar.
Ama…
Kimse sormadı.
O salonda sorulmayan, milyonların kalbinde yankılanan o soruyu…
Ben soruyorum.
Sayın Arıkan…
Sayın Erbakan…
Madem hedefiniz İslam Birliği…
Madem “ayrılıklar bizi zayıflatır” diyorsunuz…
Madem ümmetin vahdeti diyorsunuz…
Peki neden kendi aranızda birlik olmuyorsunuz?
Neden aynı idealin iki kolu, iki farklı yöne kıvrılıyor?
Neden aynı davanın çocukları birbirine mesafeli duruyor?
Neden aynı mefkûrenin takipçileri, ayrı kulvarlarda koşuyor?
İslam coğrafyası yanıyor.
Gazze yerle bir.
Suriye perişan.
Irak, Afganistan, Yemen, Libya…
Ümmetin evlatları acı içinde kıvranıyor.
Tüm bu dağınıklığın, tüm bu perişanlığın kökeninde birlik eksikliği yok mu?
O halde, ümmete “Birlik olun!” derken, kendi aranızda birlik olamamanız nasıl açıklanabilir?
Elbette siyasi farklılıklar olabilir…
Elbette yöntem tartışılır, üslup farklıdır…
Elbette her liderin ayrı bir tarzı, ayrı bir yol haritası vardır…
Ama dava aynı değil mi?
Miras aynı değil mi?
Hocanın ideali, duası, bıraktığı yük aynı değil mi?
Bir taraf “Milli Görüşün tek temsilcisiyim” derken,
Diğer taraf “Hocanın öz evladıyım, çizgiyi biz sürdürüyoruz” diyor.
Peki millet ne anlıyor?
Millet şu soruyu soruyor:
“Madem aynı Erbakan’ın yolundasınız, neden aynı masada değilsiniz?”
Bugün, iki partinin de oyları toplansa, Türkiye’de çok güçlü bir siyasi hareket doğabilir.
Bugün, iki lider omuz omuza verse, İslam coğrafyasında sesi daha gür çıkan bir Türkiye ortaya çıkar.
Bugün, iki kardeş parti el ele verse, tam da Pakistan’daki kürsüden söyledikleri “Birlik” mesajı ete kemiğe bürünür.
Ama şu hâlde…
Sözler birlik…
Yollar ayrılık…
Elbette herkesin kendine göre haklı gerekçeleri vardır.
Elbette iç hesapları, siyasi kırgınlıkları, geçmişten gelen yükleri vardır.
Ama ortada çok daha büyük bir gerçek duruyor:
Ümmetin kendisine önderlik edecek birlik fotoğrafına ihtiyacı var.
Ve o fotoğrafta yan yana oturması gereken iki isim, bugün ayrı ayrı oturuyor.
Sayın Arıkan…
Sayın Erbakan…
Birlik, birinin diğerine katılması değil.
Birlik, kibri yenmek…
Birlik, nefsi terbiye etmek…
Birlik, “Ben değil biz” diyebilmek…
İslam Birliği hedefine yürürken ilk adım evin içinden başlar.
Kendi evinde birlik yoksa, ümmete birlik çağrısı havada kalır.
Bu çağrı bir eleştiri değildir.
Bu çağrı bir davettir.
Bu çağrı bir yakarıştır.
Bu çağrı, milyonların duasının kelimelere dökülmüş hâlidir.
Dünyanın dört bir yanında mazlumlar, yetimler, muhacirler…
Sizin birlik fotoğrafınıza bakarak umutlanacaktır.
O fotoğraf bugün yok.
İşte bu yüzden soruyorum:
Neden?
Ve bu sorunun cevabını sadece ben değil,
Sadece Türkiye değil,
Bütün İslam âlemi bekliyor.