Annemin cümlesi hâlâ kulaklarımda çınlar: Anne dokuz ay taşır, baba bir ömür… Biz Doğu’nun evlatlarıyız. Ama bugün dönüp etrafımıza baktığımızda içimizi acıtan bir tabloyla karşılaşıyoruz. Yeni nesil… Anne-baba, artık “nasihat veren” değil “rahatsız eden” görülüyor. Oysa anne-baba, senin hayatında tek taraflı sevginin adıdır. Ve biz çoğu zaman şunu unutuyoruz: Sonra biz kalacağız. Saygı, eski bir kelime değildir. Bugün hâlâ yanındalarsa; Çünkü bir gün, sen de baba olduğunda… Ve işte o gün, annemin cümlesini sen de kuracaksın:
“Babanız eve geldiğinde gülümseyin; çünkü dış dünya acımasızdır, babaları sessizce yıpratır.”
Bu cümle, bir annenin merhametiyle bir babanın suskunluğunu aynı anda anlatan derin bir nasihattir. Çünkü baba çoğu zaman anlatmaz; yüklenir. Anne çoğu zaman söyler; sarar. İşte aralarındaki fark, başlı başına bir şiirdir.
Anne aç bırakmaz, baba aç kalmayasın diye kendini unutur…
Anne kalbini verir, baba sırtını dayanak yapar…
Annenin sevgisini doğduğun an hissedersin; babanın sevgisini ise çoğu zaman çok geç, belki de bir gün baba olduğunda anlarsın.
Ana-baba hakkını “hak” kelimesinin ötesinde, emanet bilen bir kültürün çocuklarıyız.
El öpmenin sadece bir gelenek değil, bir edep dersi olduğunu…
Büyüğün yanında susmanın eziklik değil, hikmet olduğunu…
Annenin duasının kalkan, babanın gölgesinin siper olduğunu bilerek büyüdük.
Her şeyi bilen ama kimseyi dinlemeyen,
Her şeye ulaşan ama hiçbir şeye doymayan,
Özgürlükle saygıyı, hakla hürmeti birbirine karıştıran bir nesil…
Büyükler, tecrübe değil “engel” sayılıyor.
Telefon ekranları, anne yüzlerinden daha çok izleniyor.
Bir “günaydın anne”, bir “nasılsın baba” bile lüks sayılıyor.
Onlar senden vazgeçmez, sen vazgeçsen bile…
Onlar affeder, sen kırıcı olsan bile…
Onlar bekler, sen gelmesen bile…
Bir gün gerçekten gidecekler…
Her şeyi anlatamadan…
İçlerinde kalan binlerce kelimeyle…
Bir “nasılsın?” duyamadan…
Bir tebessüm göremeden…
Boş bir sandalye, sessiz bir oda ve geç kalmış pişmanlıklarla…
Sevgi, modası geçen bir duygu değildir.
Anne-baba, geride bırakılacak bir yük değil; omuzlarda taşınacak bir şereftir.
Git, sarıl.
Ellerini öp.
Sus ve dinle.
Haklı çıkmaya çalışma, hayırlı evlat olmaya çalış.
Ya da anne…
O zaman anlayacaksın:
Bazı sevgiler sessizdir,
Bazı emekler görünmezdir,
Ama ana-baba hakkı, insanın omzunda ömür boyu duran en ağır ve en kutsal yüktür.
“Babanız eve geldiğinde gülümseyin…”
































