Türk siyasetinde bazı partiler vardır ki yalnızca seçim dönemlerinde değil, fikriyatıyla, duruşuyla ve temsil ettiği değerlerle konuşulur. İşte Saadet Partisi de bu partilerden biridir. Çünkü Saadet Partisi’nin kökleri sıradan bir siyasi hareketin değil, bir medeniyet iddiasının, bir ahlak yürüyüşünün ve bir dava anlayışının izlerini taşımaktadır. Bugün Genel Başkan Mahmut Arıkan öncülüğünde yeniden şekillenen siyasi söylem, aslında yıllardır özlemi çekilen o Milli Görüş çizgisinin yeniden ayağa kalkma arzusunu göstermektedir.
Milli Görüş hareketi hiçbir zaman sadece “iktidar olmak” amacıyla siyaset yapmadı. Onların temel hedefi önce insanı inşa etmekti. Çünkü bozulmuş bir toplumun üzerine sağlam bir devlet kurulamayacağını biliyorlardı. Rahmetli Necmettin Erbakan yıllar boyunca “Önce ahlak ve maneviyat” derken aslında bugünün Türkiye’sini yıllar öncesinden tarif ediyordu. Bugün sokaklarda artan şiddet, gençlikte büyüyen kimlik bunalımı, aile yapısındaki çözülme, televizyon ekranlarından yayılan yozlaşma ve sosyal medyada normalleştirilen ahlaksızlıklar bize göstermektedir ki mesele yalnızca ekonomi değildir. Asıl mesele insanın kayboluşudur.
İşte tam da bu noktada Saadet Partisi’nin yeniden kendi özüne dönmesi gerekiyor.
Bugün toplumun önemli bir kısmı siyasi partilere güven duymuyor. Çünkü insanlar artık ilkeleri değil, çıkar hesaplarını görüyor. Dün birbirine en ağır sözleri söyleyenlerin bugün aynı masada buluşması, seçmenin zihninde büyük bir güven kaybı oluşturdu. Siyasi ittifaklar kısa vadede bazı hesaplara hizmet etse de uzun vadede partilerin kimliğini silikleştiriyor. Hele ki Milli Görüş gibi omurgası olan bir hareket için bu durum çok daha büyük bir tehlikedir.
Saadet Partisi’nin artık net bir karar vermesi gerekiyor: Ya kendi kimliğiyle büyüyecek ya da başka siyasi yapıların gölgesinde erime riski yaşayacak.
Kanaatimce Saadet Partisi, sistem ve şartlar ne olursa olsun seçime tek başına girmelidir. Bir oy alsa bile o oy kendi oyu olmalıdır. Çünkü bağımsız duruş, siyasette en büyük sermayedir. Bugün toplumun aradığı şey de budur. İnsanlar artık eğilip bükülen değil, dik duran siyasetçiler görmek istiyor.
Milli Görüş hareketi hiçbir zaman koltuk siyaseti yapmadı. Onlar “önce millet, önce ümmet” dedi. Bugün Gazze yanarken, İslam coğrafyası parçalanırken, gençler maneviyattan uzaklaşırken Saadet Partisi’nin yeniden güçlü bir şekilde “ümmet birliği” vurgusu yapması gerekiyor. D-8 ruhunun yeniden canlandırılması gerekiyor. Çünkü D-8 sadece ekonomik bir birlik değildi; aynı zamanda İslam dünyasının ortak diriliş idealinin sembolüydü.
Bugün Batı’nın kültürel kuşatması sadece ekonomiyle değil medya üzerinden de sürdürülüyor. Televizyon ekranlarında aile yapısını hedef alan yayınlar, gençliği özünden koparan diziler, ahlaksızlığı özgürlük gibi sunan içerikler adeta toplumun manevi dokusunu kemiriyor. Böylesine bir dönemde Saadet Partisi’nin sadece siyasi değil kültürel bir mücadele de vermesi gerekiyor. Çünkü ahlakı kaybeden bir toplumun ekonomik olarak kalkınması da uzun ömürlü olmaz.
Mahmut Arıkan’ın son dönemde ortaya koyduğu söylemler bu açıdan dikkat çekicidir. Daha genç, daha dinamik ama aynı zamanda Milli Görüş’ün temel kodlarına bağlı bir siyasi dil oluşturmaya çalışıyor. Özellikle gençlik meselesine vurgu yapılması önemlidir. Çünkü bugün gençler yalnızca işsizlikle değil, umutsuzlukla da mücadele ediyor. Manevi boşluk büyüyor. Dijital bağımlılık, uyuşturucu, kimlik bunalımı ve kültürel yabancılaşma gençliği sessiz bir felakete sürüklüyor.
İşte Saadet Partisi burada klasik siyaset anlayışının dışına çıkmalıdır. Gençlere sadece vaat değil ideal vermelidir. Çünkü bu milletin gençliği sadece maaş değil anlam da arıyor. Milli Görüş’ün en güçlü tarafı da tam burada ortaya çıkıyor: Madde ile manayı birlikte savunması…
Bugün Türkiye’nin yeniden büyük Türkiye idealine ihtiyacı vardır. Ancak büyük Türkiye yalnızca yollarla, köprülerle, binalarla kurulmaz. Büyük Türkiye; ahlaklı nesillerle, güçlü aile yapısıyla, inançlı gençlikle ve adaletli yönetim anlayışıyla kurulur.
Saadet Partisi eğer yeniden toplumun vicdanında yer edinmek istiyorsa, geçmişte olduğu gibi net, cesur ve tavizsiz bir duruş sergilemelidir. Hiçbir siyasi hesap uğruna kimliğini tartıştırmamalıdır. Çünkü Milli Görüş’ün mayasında menfaat değil mücadele vardır.
Belki kısa vadede zor olur…
Belki oy oranı düşük kalır…
Belki ekranlar onları görmezden gelir…
Ama unutulmamalıdır ki tarihte büyük hareketler önce yalnız yürümüştür.
Ve bazen bir tek doğru duruş, milyonların sessizliğinden daha güçlüdür.



































