Kadın Sorunu Mu, Erkek Sorunu Mu?
Reklam
Reklam
Ramazan Deveci

Ramazan Deveci

yazar

Kadın Sorunu Mu, Erkek Sorunu Mu?

28 Aralık 2018 - 09:21

İnsanlık tarihi, şirkin ve erkeklerin egemen olduğu bir tarih. Erkeklerin egemenliğinin belirleyici olduğu bu ataerkil yapıyı kadınlarda tarih boyunca beslediler.
Ne yazık ki Tevhid ve adalet tarihin çok az bir diliminde insanlığın hayatına yön verebildi.
Bu zulüm dolu insanlık tarihinde en fazla zulme uğrayan kesimdi kadınlar. Kadına olan bakış açısı doğru ve sağlıklı olmadığı için hem zalimlerden hem de mazlumlardan zulüm görüyordu kadınlar. Hıristiyanlar Âdem’i aldatan şeytan gözü ile bakıyorlardı kadına. Yahudiler ise kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına inanıyorlar ve kadına Hıristiyanlardan farklı bakmıyorlardı. Kadın insan olduğu tartışılan, ancak erkeğe hizmet etmesi gereken bir yaratık olarak görüldü tarih boyunca.
İslam ise Peygamberimiz döneminde kadına yönelik bu yanlış anlayışı düzeltmeye çalıştı. Kadının erkek gibi insan unsurunun bir parçası olduğunu fiziksel olarak değil ama hukuksal olarak birbirine eşit olduğunu ilan etti. Fiziksel olarak erkeklerde, kadınlarda hemcinslerine bile eşit değildi zaten.
Bu hukuksal eşitliği erkeklerin kabullenmesi çok kolay olmadı. Bunun için Allah resulünün toplumdaki bu yanlış algıyı kırmak için kadına pozitif ayrımcılık yaptığı bile söylenebilir.[1] Ama Peygamberimizden sonra Emevilerle birlikte kadına yönelik cahili anlayış geri döndü. Üstelik bu sefer İslam adına geri dönüyordu.
Modern zamanlarda Batılı toplumlarda insan hakları çalışmalarının artması ile birlikte kadın hakları da gündeme geldi ve kadınlar görüntü itibari ile ikinci sınıf insan olmaktan kurtuldular. Ama burada da ne yazık ki kadınlar kapitalizmin tüketim aracı haline getirildiler. Özellikle cinsel bir obje olarak kadın vücudu yeni bir sömürü anlayışının kurbanı haline getirildi.
Modern zamanlarda insanlık tarihinin bir kadın sorunu olduğu kabul edilmişti. Ve sürekli olarak kadın sorunu konuşuluyordu. Esasen sorun kadın sorunu değil, erkeğin kadına bakış sorunu idi. Erkeğin kadına bakışını düzeltmediğimiz sürece daha kadın sorununu çok konuşacağız demektir.
İçinde yaşadığımız toplumda 28 Şubat sürecinde toplumun dindarlaşmasını eleştiren baskıcı Kemalist laikler başörtüsü üzerinden bir zulüm dayattılar. Toplumun dindarlaşmasının bedeli Müslüman kadına ödettiler. Okumasını engellediler, çalışmasını engellediler. Aynı düşüncede olan Müslüman erkeklerin okuması ve çalışması sorun oluşturmazken dindar kadın başörtüsünden dolayı en temel haklarından mahrum bırakıldı.
28 Şubat süreci bitti. Bugün Ak Parti iktidarı ile birlikte dindar kadının başörtüsü ile okumasının ve çalışmasının önünde bir engel kalmadı.
Bugün de toplumda ahlaki yozlaşma ve çürüme tartışılıyor. Ne yazık ki tartışmanın odağında yine kadınlar var. Bütün bir ahlaki yozlaşma kadınların tesettür şeklindeki değişim üzerinden sürdürülüyor. Bu ahlaki yozlaşmadaki esas sorun bence dindar insana olan güvenin kaybedilmesi idi. Müslümanlar eminliğini ve güvenirliğini kaybetmişlerdi. Bunun nedeni adaletsizlik karşısında sessiz kalmaları, kazanımlarımızı kaybetmeyelim diye yapılan haksızlıklara kılıf bulmaya çalışmaları idi. Yolsuzlukları görmezden gelmeleri, söz verip sözlerinde durmamaları, ticari ahlaklarını kaybetmeleri idi. Makam ve mevkilere sahip olmak için birbirlerinin ayaklarını kaydırmaları, her geçen gün daha da dünyevileşerek lüks konfora yönelmeleri idi. Ama bütün bunları konuşmak yerine kadının değişim gösteren tesettürünü konuşmak daha kolay geliyordu erkeklere. Sanki toplum dindarlaşsa suçlusu kadınlar, toplum dinden uzaklaşsa suçlusu kadınlar gibi.
Kadın zafiyeti göstermek, erkeğin zafiyeti bakmak olduğu için Allah tesettürü kadının bedenine, erkeğin gözüne emretmişti. (Nur- 30-31) Kadın zafiyet gösterip tesettüre riayet etmezse kadın suçlanıyor, doğal olarak. Ancak erkek zafiyet gösterip baktığı zamanda yine kadın suçlanıyor, kadın göstermese erkek bakmazdı deniliyor. Bu bakış açısında bir problem yok mu Allah aşkına…
Kadınlara yönelik cinsel tacizde yine kadın suçlanıyor erkeği nasıl tahrik etti diye. Bazı kadınlar kadınlara yönelik tacizin konuşulanın çok üzerinde olduğunu, çünkü kadınların çoğunun uğradıkları tacizleri konuşmadıklarını, konuşmak istemediklerini, erkeklerin ise konuşmayı bırak duymak bile istemediklerini söylüyorlar. Tabi burada tacizden kastedilen tecavüz değil, kadınların bir şekilde sözle elle erkekler tarafından toplumda rahatsız edilmesidir.
Bu durumda erkeklerinin kadınları suçlamayı bırakarak cinsel eğilimlerini terbiye etmeleri gerektiğini anlamak için çok zeki olmaya gerek yok sanırım.
Televizyonda bir erkeğin karısını öldürdüğü haberi geçtiğinde, “kim bilir ne ya yaptı da adamı çıldırttı” tepkisini çok duymuşumdur. [2]
Kadınların zafiyetleri ve hataları erkeklerin yanlışlarını meşrulaştırmaz. Onun için erkeklerin öncelikle kadınları suçlama kolaycılığından kurtulması ve kadına bakışını düzeltmesi gerekiyor. Bence gittikçe artan boşanmaların azalması, çöken aile yapımızın kurtulması da bu bakış açısının düzeltilmesine bağlı.
Geleneksel aile yapımız genelde annelerimizin fedakarlığı üzerine kurulmuştu. Bizim annelerimiz ev hanımı idi sözde çalışan bayan değildi. Ama evin gelirine katkı sunmak için beklide erkeklerinden daha fazla çalışırdı. Köylerde hayvancılık ve tarımcılıkla geçinen ailelerde işin çoğunu kadınlar yapar, gelir birde evinin işlerini yapardı. Oda yetmez daha sonra hem çocuklarına hem de kocalarına hizmet eder üstüne birde dayak yerdi. Ama bu kadınlar hayatından şikayet etmeden birde kocasına teşekkür ederdi. Bizim annelerimiz böyle idi. Kadınlarımızın bu fedakarlığı üzerinden yanlış bilgi ile “Yuvayı dişi kuş yapar” diye bir söz üretmiştik. Halbuki kuşların dünyasında yuvayı erkek kuş yapıyordu.
21. yüzyıldayız ve kızlarımız annelerimiz kadar fedakar yetişmiyor. Ama nedense erkeklerin mantığında fazla bir değişme yok. Bugün erkekler genel olarak evlenmek için çalışan bayan istiyorlar, bu çalışan bayanlardan mükemmel ev hanımlığı istiyorlar. Evet kadın hem dışarıda çalışsın, maaş kartını da kocasına versin, eve gelip birde kocasına hizmet etsin. Ve boşanma olmasın diye kadın fedakarlık yapsın isteniyor.
Boşanmaların artışında da genellikle kadın suçlanıyor. Çünkü dün aileler kadınların fedakarlığı üzerinden yürüyordu, bugünde yürüsün isteniyor. Ama artık yürümüyor ve yürümez dedim ya kızlarımız annelerimiz kadar fedakar değil diye.
Bence sorun kadın sorunu değil erkek sorunu yani erkeklerin kadınlara bakış sorunu. Bunu söylerken tabi ki sorunlu kadınlardan ve sorunlu erkeklerden bahsetmiyorum. Elbette her cinsten sorunlu tipler her zaman vardı ve her zaman olacak. Ben genel bakış açısını değerlendiriyorum.
Evlilik kadın ve erkeği birbirine eş kılar. Eşlerde birine eşittir. Eşit olan eşlerin birlikte hayatı külfet ve nimeti ile paylaşmaları, birbirine karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekir. Ve birbirinin hayatını kolaylaştırmak için çalışmaları gerekir. Kadın ve erkek birbirini terbiye edilmesi gereken bir çocuk gibi görmemeli yanlış yaptıklarında birbirini uyarırken nezaketi elden bırakmamıdır. Erkeğin kadını uyarma hakkı olduğu gibi kadınında erkeği uyarma hakkı vardır.
Sonuç olarak boşanmaların azalmasını, ailelerin kurtulmasını istiyorsak erkeklerin kadına yönelik bakışının düzeltmesi, sorumlulukların ve fedakarlıkların paylaşılması gerekiyor.
Vesselam…
 
[1] Annenin hakkı üç babanın hakkı birdir, Üç kız çocuğunu güzelce yetiştiren cennete gider, çocuklarınıza hibe konusunda adil olun ancak birini tercih edecekseniz kızları tercih edin vb hadisleri ile…
[2] Kadına yönelik şiddet son dönemde sıkça konuşulmaya başladı. Ak Parti iktidarı, kadına yönelik şiddeti önlemeyi iktidarın önemli hedeflerinden biri haline getirdi. Bu durum önemli bir sorundu. İktidarın bu sorunu çözmeye yönelik çabaları da önemli idi. Ancak bu soruna çözüm olsun diye, kabul edilen 2011 Mayıs ayında, kısa adı “İstanbul Sözleşmesi/Konvansiyonu” olan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” bizim toplumuzun kodları ile çok uyuşmuyordu. Ve söylenildiğine göre kadına yönelik şiddeti önlememiş şiddetin daha da artmasına sebep olmuştu. Bu yazının konusu hukuki düzenlemeler olmadığı için bu konuya girmedik. Ancak başka bir yazıda bu hukuki düzenlemeleri değerlendirebiliriz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum