Bugünlerde morale gerçekten çok ihtiyacımız var. Ülke içinde yaşanan sıkıntılar, dünyanın dört bir yanındaki savaşlar ve belirsizlikler, insanların zaman zaman nefes alabileceği ortak sevinçlere duyduğu ihtiyacı artırıyor. Futbol da bu ortak heyecanın en önemli alanlarından biri. Ancak bu heyecanı yaşarken hamasete kapılmadan, ayakları yere basan bir bakış açısını da kaybetmemek gerekiyor.
Son yıllarda yaşadığımız birçok olay bize gösterdi ki, hamaset kısa süreli bir coşku üretse de uzun vadede başarı getirmiyor. Gerçek başarı; planlı çalışmanın, disiplinin ve aklın eseridir. Futbol da bunun en açık örneklerinden biridir.
Bir takımın kadrosu çok değerli olabilir. Oyuncularınız Avrupa'nın en büyük kulüplerinde forma giyebilir. Piyasa değeriniz rakibinizin kat kat üzerinde olabilir. Ancak sahaya çıktığınızda rakibi küçümserseniz, futbolun acımasız gerçekleriyle yüzleşirsiniz.
Türkiye Milli Takımı'nın kadro değeri yaklaşık 473 milyon Euro, Avustralya Milli Takımı'nın ise yaklaşık 77 milyon Euro seviyesinde. Aradaki fark kâğıt üzerinde büyük görünse de futbolun sonucu piyasa değeriyle belirlenmiyor. Sahada belirleyici olan; disiplin, fizik güç, mücadele azmi, doğru oyun planı ve takım ruhudur.
Avustralya bunu sahaya çok iyi yansıttı. Disiplinli savunma yaptı, mücadeleden hiç vazgeçmedi, bulduğu fırsatları değerlendirdi ve maç boyunca oyun planına sadık kaldı. Buna karşılık Türkiye, sahip olduğu teknik kaliteyi sonuca dönüştüremedi.
Bu karşılaşma bir kez daha gösterdi ki; futbol yalnızca yetenek oyunu değildir. Aynı zamanda kondisyon, fiziksel dayanıklılık, taktik disiplin ve kolektif aklın oyunudur. Atletik, koşan ve mücadele eden oyuncularınız yoksa üst düzey turnuvalarda başarılı olmanız oldukça zordur.
Bir başka önemli ders de futbolun reklam ve algıyla kazanılmadığıdır. Günlerce hazırlanan magazin videoları, sosyal medya gösterileri, oteller önünde saatlerce bekleyerek futbolcuları alkışlamak ya da aşırı beklenti oluşturmak sahada tek bir gol bile kazandırmaz. Kazandıran; sahada verilen emek, doğru planlama ve disiplinli oyundur.
Bu nedenle bu mağlubiyeti bir yıkım olarak değil, önemli bir uyarı olarak görmek gerekir. Eğer gerekli dersler çıkarılırsa, kalan maçlarda çok daha akılcı, daha disiplinli ve daha mücadeleci bir Türkiye Milli Takımı izleyebiliriz.
Bizim çocuklara güvenimiz elbette devam ediyor. Ancak bu güven, hamasete değil; çalışmaya, disipline ve takım oyununa dayanmalıdır. Çünkü futbolun değişmeyen gerçeği şudur:
Maçlar sloganlarla değil; disiplinle, akılla ve sahada ortaya konulan mücadeleyle kazanılır.
A.LEVENT ERTEKİN



































