Haddini bilmeyene hayat haddini bildirir.
İnsanlık tarihine şöyle bir baktığımızda, nice devletlerin, nice hükümdarların, nice zenginlerin ve nice güçlü insanların gelip geçtiğini görürüz. Kimi servetine güvendi, kimi makamına, kimi bilgisine, kimi de çevresine... Fakat zaman hepsine aynı gerçeği öğretti:
Hiç kimse kendisini olduğundan büyük görecek kadar güçlü değildir.
Çünkü insanın yükselmesini sağlayan şey çoğu zaman sahip olduklarıdır; düşmesine sebep olan ise kendisini sahip olduklarından daha büyük sanmasıdır. Tarih boyunca insanı felakete sürükleyen en büyük hata cehalet değil, haddini unutması olmuştur. Nice dostluklar, nice aileler, nice makamlar ve nice hayatlar bir insanın “Ben” demesiyle yıkılmıştır.
Oysa haddini bilmek, küçülmek değil; hakikati görebilmektir. Kimin kul, kimin Malik olduğunu unutmamaktır.
Bugün insanlığın yaşadığı birçok sorunun temelinde bilgisizlikten çok kibir vardır. Çünkü kibir, insanın gözünü kör eden en tehlikeli perdedir. Kibirli insan kendisini sorgulamaz, hatasını kabul etmez, özür dilemeyi zayıflık, tevazuyu değersizlik, merhameti ise acizlik zanneder.
Ne var ki hayat, kibirli insanların düşündüğü kadar uzun değildir. Bugün güvendiğin makam yarın başkasının olabilir. Bugün sahip olduğun servet bir gecede el değiştirebilir. Bugün etrafında olan insanlar yarın yanında bulunmayabilir. Fakat insanın ahlâkı, edebi ve vicdanı onunla birlikte yaşar, onunla birlikte anılır.
Ne yazık ki günümüzde birçok insan gücü karakterinin önüne koyuyor. İnsanlara değer verirken ahlâkına değil makamına, dürüstlüğüne değil imkânlarına bakıyor. Bu yüzden saygı azalıyor, güven kayboluyor, dostluklar zayıflıyor ve gönüller kırılıyor.
Oysa büyük olmak, yüksek bir makamda oturmak değildir. Büyük olmak, eline güç geçtiğinde adaletten ayrılmamaktır. Büyük olmak, haklıyken affedebilmek, güçlü iken merhamet gösterebilmektir.
Tasavvuf ehli der ki: “Nefsini bilen Rabbini bilir.” Haddini bilmek de insanın ne olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gideceğini unutmamasıdır.
Bugün herkes başkalarının hatalarını konuşuyor; fakat kendi kusurlarını görmekten kaçıyor. Herkes hesap soruyor; fakat kendisine hesap vermeyi düşünmüyor. Herkes saygı bekliyor; fakat saygı göstermeyi unutuyor. İşte insanın asıl kaybı burada başlıyor.
Çünkü haddini aşan dil kalp kırar. Haddini aşan öfke zulüm üretir. Haddini aşan hırs vicdanı susturur. Haddini aşan kibir ise insanı yalnızlaştırır.
Ve ne yazık ki hadsizliğin en yaygın hâllerinden biri de başkasının emeğini küçümsemektir. Emek vermeden elde edilene talip olmak, sadece kıskançlık değil; emeğin kutsiyetini inkâr edecek kadar büyük bir hadsizliktir. Çünkü herkes zirveyi görmek ister; ama o zirveye çıkarken çekilen çileyi, dökülen alın terini, ödenen bedelleri ve verilen mücadeleyi görmek istemez.
Bir insanın yıllarını vererek inşa ettiği değere kolayca sahip olabileceğini sanmak; ne hakkaniyetle, ne vicdanla ne de ahlâkla bağdaşır. En büyük hadsizliklerden biri de, başkasının emekle kurduğu hayatı hak edilmiş bir sonuç değil de kolayca elde edilebilecek bir ganimet zannetmektir. Oysa insan, başkasının ulaştığı yere değil; o yere ulaşmak için yürüdüğü yola bakmalıdır. Çünkü sonuçlar görünen, bedeller ise çoğu zaman görünmeyen hakikatlerdir.
Tasavvufa göre haddini bilmek, insanın kendisini değersiz görmesi değil; kendisini ilahlaştıracak kadar büyütmemesidir. Kulluğunu unutmayan insan ne başkasını küçümser ne de kendisini her şeyin merkezine koyar.
Unutulmamalıdır ki Allah bazen insana vermekle, bazen de elinden almakla ders verir. Nice insanlar vardır ki sahip olduklarıyla büyüdüklerini sandılar; kaybettikleriyle küçüldüklerini öğrendiler.
Topraktan yaratılan insanın, toprağa döneceğini unutması ne büyük gaflettir. Bir gün hepimiz unvanlarımızı, makamlarımızı, alkışlarımızı ve sahip olduklarımızı geride bırakacağız. O gün bize eşlik edecek olan ne servetimiz, ne çevremiz, ne de şöhretimiz olacaktır. O gün bizimle gelecek olan yalnızca yaptıklarımız, söylediklerimiz ve ardımızda bıraktığımız izler olacaktır.
Öyleyse geliniz... Nefsimizin alkışını değil, vicdanımızın sesini dinleyelim. İnsanları küçümsemek yerine anlamaya çalışalım. Gücümüzle değil, ahlâkımızla büyüyelim. Makamımızı değil, insanlığımızı yüceltelim.
Çünkü gerçek büyüklük insanlara tepeden bakmakta değil; Allah'ın huzurunda kul olduğunu unutmamaktadır.
Ve unutmayalım...
Hayatın en ağır derslerini çoğu zaman haddini unutanlar alır.
Çünkü haddini bilmeyene hayat haddini bildirir.
Fakat haddini bilen; ne kibirle körleşir, ne hırsla savrulur, ne de gücün sarhoşluğuna kapılır. O, geldiği yeri de gideceği yeri de bilir.
İşte insanı gerçekten büyük yapan da budur.



































