Bayram…
Adı sevinçle anılan, kalbi ferahlatan, çocukların yüzünde tebessüm, büyüklerin gözünde huzur olan o mübarek zaman…
Peki gerçekten bayram mı?
Bir yanımız “tekbir” getirirken, diğer yanımızın içinden yükselen sessiz bir çığlık var. O çığlık ki ne manşetlere sığıyor ne de vicdanların dar kalıplarına… Çünkü bayram dediğimiz şey sadece takvim yapraklarında yer değiştiren bir gün değil; bayram, insanlığın içindeki merhametin ayağa kalktığı andır.
Ama bugün…
Mescid-i Aksa’nın gölgesine düşen postallar, sadece bir mabedi değil, bir ümmetin izzetini çiğniyor.
Gazze’de toprağa düşen her çocuk, bayram sabahının neşesini değil, insanlığın utancını yazıyor tarihe.
Gökyüzü bombalarla yarılırken, yeryüzü sessizlikle örtülüyor. Bu nasıl bir suskunluk? Bu nasıl bir kabulleniş?
İran semalarında yankılanan patlamalar, Lübnan’da dolaşan işgal gölgesi…
Ve en acısı; bütün bu olup bitenlerin karşısında dimdik durması gerekenlerin, eğilip bükülmesi…
Hatta daha da ötesi; bu zulmün değirmenine su taşıyanların, Müslüman kimliği taşıyan yöneticiler olması…
İşte asıl yara burada derinleşiyor.
Çünkü dışarıdan gelen zulüm, bir gün biter.
Ama içeriden gelen çürüme, bir milleti içten içe çökertir.
Bayram sabahı aynaya bakarken kendimize şu soruyu sormamız gerekmez mi?
“Biz neyi kutluyoruz?”
Eğer bir coğrafyada çocuklar bayramlık yerine kefene sarılıyorsa…
Eğer anneler evlatlarının mezar taşına sarılıp bayramlaşmak zorunda kalıyorsa…
Eğer minarelerden yükselen ezan, top seslerine karışıyorsa…
Orada bayram, sadece bir hatıradır.
Ama bu yazı bir umutsuzluk metni değildir.
Hayır…
Bilakis bu, bir silkiniş çağrısıdır.
Çünkü bayram, sadece gülen yüzlerin değil; ağlayanların gözyaşını silme sorumluluğudur.
Bayram, tok olanın aç olanı hatırladığı gün değil; açlığı ortadan kaldırmak için ayağa kalktığı gündür.
Bayram, zulmü seyretmek değil; ona karşı durabilmektir.
Belki de bugün bayramı “kutlamak” yerine “hak etmeyi” konuşmalıyız.
Çünkü hak edilmeyen bayram, sadece bir ritüelden ibarettir.
O halde soralım:
Biz bayramı hak edenlerden miyiz, yoksa sadece takvimde denk gelenlerden mi?
Eğer bir gün, Mescid-i Aksa özgürce secdelere açılırsa…
Eğer Gazze’de çocuklar korkmadan oynarsa…
Eğer Müslüman, Müslümanın yarasına merhem olursa…
İşte o zaman bayram gerçekten bayram olur.
O zamana kadar…
Bayram, bizim için biraz buruk, biraz mahzun, biraz da mahcup kalmaya devam edecek.



































