İnsan, en çok sustuğu yerde düşünür. Gürültünün ortasında değil tabiki. Herkesin konuştuğu, herkesin haklı olduğu, herkesin birbirini dinlemeden cevap verdiği çağlarda düşünce geri çekilir. Çünkü düşünme eylemi çoğu zaman konuşmanın değil de, vazgeçmenin sanatıdır. Bir fikri hemen savunmaktan, bir kalabalığa ait olmaktan, bir cevabı erkenden bulduğunu sanmaktan vazgeçmek ile ilgili süreçlerdir.
Bugün insanlar bilgiye aç değil; anlamaya yorgun. Parmaklarımız sonsuz bir akışın içinde dolaşırken zihnimiz, hiçbir yerde konaklamıyor. Bir düşünce doğmadan ölüyor. Çünkü düşünce zaman ister. Beklemeyi, çelişkiyi, hatta bazen karanlığı ister. Oysa çağımız, her şeyi anında açıklamaya çalışan bir aceleciliğin içinde yaşıyor. Kimse bir sorunun içinde uzun süre oturmuyor artık.
Hani bu yüzden modern insan, sürekli konuşmasına rağmen içten içe sessizlikten korkuyor. Sessizlikte kendisiyle karşılaşacağını biliyor. Kaldı ki, insanın kendisinden kaçması kadar yorucu çok az şey vardır.
Düşünmek, yalnızca aklın işi değildir. Bazen vicdanın en ağır hareketidir. Çünkü gerçek düşünce, insanı değiştirme riski taşır. Bir fikri gerçekten düşünmek demek, onun seni dönüştürmesine izin vermektir. Çoğu insan bu yüzden düşüncelerini değil, aidiyetlerini korur. Bir fikrin yanlış çıkarsa, yalnızca düşüncen değişmez ve ancak kendine dair kurduğun hikaye de çatlar.
Bu nedenle çağımızda en tehlikeli insan, her şeyi bilen değil, gerçekten düşünebilen insandır. Çünkü düşünen insan kolay yönetilemez. Alkışın yönüne göre fikir değiştirmez. Kalabalığın öfkesini hakikatin ölçüsü sanmaz. Ve en önemlisi kendine karşı dürüst olmaya çalışır.
İnsan bazen gece yarısı ansızın durur. O anda dünya sessizleşir. Gün boyunca taşıdığı bütün roller - çalışan, ebeveyn, sevgili, yurttaş, dost - kısa bir an için üzerinden düşer. Geriye yalnızca çıplak bir soru kalır: “Ben gerçekten neyin peşindeyim?”
İşte felsefe, o sorunun başladığı yerde doğar. Kitaplarda değil; insanın kendi içine çarpmasında. Belki de bu yüzden en eski filozoflar cevap vermekten çok soru sormayı öğrettiler. Çünkü doğru soru, insanı yıllarca taşıyabilir. Hazır cevaplar ise çoğu zaman ilk kriz anında dağılır.
Düşünmek cesaret ister. İnsanın inşa ettiği hayatı uzaktan seyredebilmesi kolay değildir. Çabaladığı şeylerin gerçekten kendisine ait olup olmadığını sorgulamak daha da zordur. Çünkü bazen insan, kendi seçimlerini değil; korkularının çizdiği yolu yaşamıştır.
Ve yine de düşünmekten başka bir çıkış yoktur.
Çünkü düşünmeyen insan yalnızca yaşar; düşünen insan ise yaşamının farkına varır.
Belki mutluluk her zaman düşüncenin sonunda değildir. Belki bazı hakikatler huzursuz eder. Ama insanı insan yapan şey biraz da budur: Rahatlatıcı yalanlar yerine, ağır da olsa sahici soruların peşinden gidebilmesi.
Bu yüzden, dünyanın seni sürekli oyaladığı bir çağda, kendine küçük bir alan aç.
Bir ekranı kapat.
Bir süre cevap verme.
Hemen hüküm kurma.
Ve sadece düşün.
Sonuçta bazen insanın hayatını değiştiren şey, yeni bir cevap değil; ilk kez gerçekten sorduğu bir sorudur.



































