ORTADOĞU’DA JEOPLOLİTİK KAYMALAR
Doğan Bekin

Doğan Bekin

Yazar

ORTADOĞU’DA JEOPLOLİTİK KAYMALAR

 

ORTADOĞU’DA JEOPLOLİTİK KAYMALAR

 

ABD, İran’da Şah rejiminin yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali üzerine ABD, Ortadoğu ve Güney Batı Asya’da tüm kuvvetlerini birleştirerek olaylara müdahalede daha hızlı intikal sağlayarak ve en önemlisi Basra Körfezi üzerinde hakimiyet alanı oluşturmak için Mart 1980’de “Acil İntikal Kuvveti Müşterek Görev Gücü’nü(RDJTF) kurdu. Daha sonra bu gücü; Tampla, Florida’da yer alan MacDill Hava Kuvvetleri Üssü’nde oluşturduğu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı(USCENTCOM) genel karargahıyla birleştirdi. Şu anda Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta aktif rol oynayan ve NATO dışında önemli bir işleve sahip olan CENTCOM, Fort Irwin, California’da Ulusal Eğitim Merkezi başta olmak üzere, Ortadoğu’nun coğrafi şartlarında görev yapabilecek piyadelerin eğitimine ağırlık vererek, ABD’nin çıkarlarının korunması amacıyla uzun vadeli hazırlıklar içerisinde olduğu bilinen bir gerçektir. Özellikle Suriye ve Irak’a yönelik istikrarsızlaştırma politikaları, Türkiye ve İran’ın yeni güvenlik riskleri ile karşı karşıya kalmalarına neden olmaktadır. İsrail, Ortadoğu’daki son gelişmeler ışığında, İran’ın olası ‘Şii Kuşağı’ ile kilit eksenli aktör olarak kendileri için büyük güvenlik tehdidi oluşturacağı vehmiyle, Amerika’yı İran’a karşı daha dominant bir politika izlemeye davet etmesi dikkat çekicidir.  Trump’ın, İsrail’in bu çağrısına olumlu yaklaşım göstermesi ve son Birleşmiş Milletler toplantısında İran’a karşı sert tutum sergilemesi işin vahametini ortaya koymaktadır. ABD, denge politikası gereği, bir yandan Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta bütüncül çerçeveli çözüm önerilerini dillendirirken, diğer yandan ise CENTCOM, İsrail oryantasyonlu daha ikameci bir çözüm stratejisini devreye sokarak, bu ülkelerde kaygan zeminli çözüm için büyük gayret göstermesi dikkatlerden kaçmamaktadır. CENTCOM’un Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de sürdürmekte olduğu yoğun askeri çabaların başarılı olması durumunda, bölgede jeopolitik ve jeoekonomik güç dengelerinin yeniden şekillenmesi ve bunun yansımalarının da yeni krizlere ve çatışma alanlarına   neden olması kaçınılmaz olacaktır. CENTCOM’un bölgeye yönelik yeni hamleleri, tahtırevan (palanquin)’ın ‘istikrar’ ve ‘kırılganlık’ dengesi arasında nasıl bir bir şekil alacağı ve yansımasının nasıl olacağı konusunda Türkiye, İran ve Rusya’nın atacakları adımlara bağlı olacaktır. Özellikle Türkiye’nin, ‘kuşatıcı’ ABD destekli Siyonist planı geri püskürtebilmesi, bölgede ‘kucaklayıcı ve birleştirici’ politikalara daha çok önem vermesiyle mümkün olabilir. Diplomatik izolasyon ile hiçbir hedefe varmak mümkün olmasa gerek. Bu cümleden hareketle, diyalog mekanizmasının süratle harekete geçirilmesi bölgemizi oluşturan tüm unsurların yararına olacağı bir gerçek olsa gerek. Ancak, siyasi sorumluluğu ötelemek adına , kısa vadeli perspektiflerle ‘uzlaşmazlık’ politikalarının tercih edilmesi, yeni ve derin açmazların husule gelmesine neden olabileceği gün gibi aşikardır. Küresel güç odaklarının Türkiye’nin istikrarını bozmaya yönelik hamlelerinin palyatif çözümlü ‘meydan okuma’ ile aşılması pek mümkün değildir. Bunun için karşı karşıya kalınan açmazlardan uzak durmak gerekir kanaatini taşıyoruz. Bu sebeple, Türkiye’nin öncülüğünde acilen; ‘kapsamlı eylem planı’ ile bölge aktörlerinin bir araya gelip, yeni istikrarsızlıklara değil, barış, kardeşlik ve güvenliğe yönelik adımlarla anlaşmazlık çözümünü (dispute settlement) ortaya koymaları artık kaçınılmazdır.


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum