Sudan'da İslamcı İktidar Tecrübesi
İslam ÖZKAN

İslam ÖZKAN

yazar

Sudan'da İslamcı İktidar Tecrübesi

10 Haziran 2019 - 10:37

Sudan İslamcılarının tecrübesi, aslında bütün İslamcılara örnek olacak cinsten. İktidara geldiği günlerde özgürlük, adalet ve hakkaniyet vurgusu yapan İslamcıların gelinen noktada başta Müslüman Kardeşler dahil olmak üzere hiçbir İslamcı parti ya da grubun savunamayacağı bir noktaya gelmesi oldukça ibretamiz. Şu anda yeryüzünde, temelleri M. Kardeşler’e dayanan ve yönetim yılları boyunca İhvan tarafından desteklenen Beşir yönetimini savunabilecek herhangi bir İslamcı grup ya da siyasi partiden söz etmek mümkün değil. Zira yaptıkları savunulabilecek şeyler değil.

Yine de haksızlık etmemek lazım, evet bu süreç büyük bir fiyaskoyu temsil ediyor olabilir ama Ömer el Beşir iktidarının tamamını aynı okumaya tabi tutmak, 30 yıllık iktidar dönemini monoblok bir süreçten ibaret görmek elbette doğru değil. İslamcıların yoğun olarak bulunduğu bir hükümet olsa da ya hükümetten yıllar önce kopmuş ya da başından beri ondan bağımsız kalmış başka İslamcılar tarafından Beşir iktidarının oldukça açık ve net eleştirilere tabi tutulduğu hatta bizzat sokaklarda protesto edildiği biliniyor.

Örneğin, 1989’da iktidara gelen Beşir’den ilk kopuşu, 1999 yılında Hasan Turabi’nin liderliğini yaptığı Ulusal İslami Cephe lideri yaşadı. Kopuşun ardından hareket, sadece teorik eleştiriler getirmekle yetinmedi, Beşir yönetimine karşı düzenlenen bütün protestoları doğrudan ya örgütledi ya da aktif olarak katıldı. Yine 2004 yılında Gazi Salahaddin adlı önemli bir ismin, o dönemdeki gösterileri oldukça kaba ve insanlıktan uzak birşekilde bastırdığı gerekçesiyle Beşir’in partisinden ayrılması da bu kopuşlar zincirinin devamı sayılabilir.

Bunun yanı sıra Sudan M. Kardeşler teşkilatının, İslamcı yapısına rağmen en azından son dönemlerde iktidara mesafeli durması da yine İslamcıların Sudan’da mevcut egemen yapıyla ilişkilerine dair bir şeyler söylemektedir bize. Nitekim İhvan, son ayaklanmalar sürecinde Ömer el Beşir’in gitmesi gerektiğini dile getiren siyasi gruplardan biri olmuştur.

İşin garip yönü, ise iktidara gelmeden önce özgürlük ve adalet kaygısı olan, çoğulcu bir yönelim taşıdığı halde iktidara geldikten sonra bu tutumunun arkasında durmayanların sadece İslamcılar olmaması. Baas ve Nasırcı partiler gibi Arap milliyetçisi hareketlerin de iktidara gelmeden önce demokrasi, özgürlük ve adalet gibi kaygılarının bulunduğu biliniyor. İktidara geldikten sonra bunların ne kadar hayata geçtiği meselesi ise başka bir şey. Kısacası, Sudanlı İslamcıların yaşattığı deneyimin fiyaskoyla sonuçlanması diye bir şey yok aslında. İktidara gelmeden önce yapılan vaatlerin edinilien kanaatlerin iktidarda iken terk edilmesi maalesef bu bölgenin kaderi haline gelmiş.

Halbuki Beşir rejiminin katlettiği Sudan’daki göreli özgürlükçü yönetim, 1986 yılında Arap demokratik dönüşümler tarihine bir çentik atmış ve ilk kez iktidar muhalefetin seçim yoluyla hükümeti elde etmesine yeşil ışık yakmıştı. (Bkz. Larbi Sadiki, Arap Demokratikleşmesi: Demokrasi olmadan yapılan Seçimler, Koç Üniversitesi Yayınları).

Aslında yıllar önce Sudan İslami hareketinin aktif bir üyesi olmuş ancak daha sonra hareketten koparak Avrupa’ya yerleşmiş olan Abdülvehhab el Efendi, Türkçe'ye de çevrilen “Nasıl bir Devlet?” kitabında İslami hareketlerin en büyük sorunu olan devlet sorununa işaret etmişti. Buna göre bir defa İslamcılar herhangi bir devlet projesine sahip değildi; ikincisi devlet toplum ilişkilerinin sağlıklı bir rotada ilerlemesi için çok az bir zihinsel çaba sarf etmişlerdi.

Doğal olarak İslamcıların bu yetersizliği Sudan’da da belirli sonuçları oldu. Önce ABD’nin ve dünya düzeninin temsil ettiği bölgesel planlara karşı son derece keskin kararlar alınıp uygulamaya konarken daha sonraki süreçlerde bu cüretli adımların getirdiği yükten kurtulmak için bu kez hiçbir ilke ve ahlaki duruşun onaylamayacağı adımlar attılar. Beşir yönetiminin Sudan’a yaşattığı fiyaskonun özet bir listesini çıkarmak gerekirse şöyle bir sıralama yapmak mümkün:

  1. Sudan bölündü
  2. Darfur’da yerli halk, katliama maruz kaldı
  3. Yolsuzluk ve rüşvette rekor kırıldı
  4. Ülke ekonomisi çöküş noktasına getirildi
  5. Dolar, İslamcılar iktidara geldiğinde 10 Cüneyh iken Beşir iktidarı bıraktığında 42 cüneyh oldu
  6. Dış borçlar 13 milyar dolardan 53 milyar dolara geriledi
  7. Enflasyon %111’e yükseldi
  8. Halkın %47’si fakirlik sınırının altında yaşamaya mahkum edildi
  9. Son süreçte ülkede ekmek, akaryakıt ve su gibi temel tüketim maddeleri bulunamaz hale gelmişti
  10. Yemen savaşına katılarak Körfez ittifakının işlediği cinayetlerin günahlarına ortak oldu
  11. Ülkede istihbarat aşgıtına dayalı bir korku imparatorluğu inşa edildi
  12. Otoriter bir yönetim, İslami bir yönetimmiş gibi sunuldu

Beşir yönetiminin özellikle son dönemlerde oportünizm noktasına varan ilkesizliği ise onun sonunu getirdi. Bazı süreçler vardır ki siz zaten yolsuzluğa batmış, yönetimde ahlaki duruşunuzu bütünüyle kaybetmişsinizdir ve iktidarınızın yıkılması mukadderdir ama öyle bir şeye imza atarsınız ki, temelde yaşanan çöküşün müsebbibi o değildir, hatta o bir sebep değil sonuçtur. Bizzat içinde yer aldığınız ve onay verdiğiniz şey büyük ölçüde sembolik öneme sahip bile denebilir. Hatta muhtemelen iktidarını kurtarmak için ona bel bağlamış bile olabilirsiniz. Çevrenizdeki ülkeler ve hatta uluslararası toplum sizin yaptığınızı alkışladığı için İslam ve Müslümanlar bunu bir dönem için alkışlamışlardır belki. Ama aslında o eylem, öylesine feci ve öylesine günahlarla dolu bir eylemdir ki tıpkı aktif olabilmesi için tektonik harekete ihtiyaç duyan bir yanardağ gibi, her an patlamaya hazır durumda beklemektedir. İşte Beşir yönetimi için Yemen savaşı da bu görevi görmüştür. Beşir yönetiminin Suudilerle birlikte para karşılığı Yemen savaşına katılması ve Yemen halkının mağdur edildiği büyük trajediye ortak olması,  onun sahip olduğu bütün meşruiyeti yitirmesine neden olmuştur.

Sudan’daki deneyimden çıkartılması gereken dersleri sıralamak gerekirse:

  • “İslam çözümdür” sözü tamamen slogandan ibarettir, gerçeklikle ilgisi yoktur
  • Çözümü üretecek olan insanlardır, Müslümanlardır, bunu da İslam’ın öngördüğü adalet çerçevesinden hareketle yapacaklardır ancak din, hazır çözümler içermez.
  • Zulme ve yolsuzluğa bulaşmış İslamcı bir iktidar, herhangi bir seküler yönetimden daha kötü olabilir.
  • İslamcı ideolojiyi savunmak kimseyi otomatikten ahlaki ve adil yapmaz.
  • İktidarı denetleyecek mekanizmalar yoksa iktidar her an kontrolden çıkabilir.
  • İslamcıların İslam tarihinden öğrenecek çok şey olduğu gibi Batılı siyasef felsefesi ve tecrübesinden öğreneceği de çok şey vardır.
  • Yönetimde adil olmanın koşulları, herkesi bağlar. Temel ilkeler sadece başkaları için değil İslamcılar için de geçerlidir. Bazı şeyler İslamcılara helal diğerine haram olamaz.
  • Bir liderin bir zamanlar adil ve hakkaniyet sahibi olması, onun ilelebet böyle kalacağını garantilemez.
  • İslamcılar, iktidar şehvetinden kurtulup yüzlerini yeniden topluma dönmelidirler. 
  • İslamcılar davet hareketi olarak kalmakla siyasi parti olma meselesini çok daha derinlikli ve uzun soluklu bir şekilde tartışmak durumundadırlar.

Sudan ve Sudan’da İslamcı deneyim üzerine yazılacak çok şeyler var. Bunu da ileriki tarihlerde yeri geldiğinde ele almaya çalışalım biiznillah.

YORUMLAR

  • 0 Yorum