İsrail'in Mescid-i Aksa'da yönetsel değişim politikası
Doğan Bekin

Doğan Bekin

Yazar

İsrail'in Mescid-i Aksa'da yönetsel değişim politikası

İsrail'in Mescid-i Aksa'da yönetsel değişim politikası

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, pragmatik bir yaklaşımla Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır, Fas gibi ülkelerle olan güçlü siyasi ilişkilerinin merkezi noktasına, İsrail güvenlik güçlerinin tetiklediği ve baskıladığı şiddet sarmalı ile Mescid-i Aksa’yı oturtması ve tüm dünyanın dikkatini bu noktaya odaklaması yeni kuramsal yaklaşımın taktiksel tezahürü olsa gerek. İsrail Başbakanı, birlikte dirsek teması içerisinde olduğu Müslüman ülkelere Mescid-i Aksa üzerinden vermeye çalıştığı mesajla, hassas bir konuyu siyasi bağlamda politik tercihine göre şekillendirmeye çalışmasının temel amacı, önümüzdeki süreçte içinde bulunduğumuz çalkantılı süreçten en az hasarla büyük kazanımlar elde etmeye yönelik bir hamledir. Bu krizi faydaya çevirip, Siyonist beklentileri maksimize etmeye çalışmaktadır. Ortadoğu’nun yeni sürecinde, İsrail ile BOP oryantasyonlu “ortak çıkarlar” bağlamında işbirliğini geliştirmeyi ve blok halinde ağırlıklı hareket ederek, “İsrail’in olası düşmanı bizim de amansız düşmanımızdır” mantığıyla hareket etmeyi yeğleyen ve ilk adımını Katar’a karşı uygulayan yeni bir anlayış önümüze çıkmaktadır. Mescid-i Aksa’da yaşanan son kriz sırasında, İsrail ile iyi ilişkiler içerisinde olan Amman ve Kahire’nin sokaklarında ilk defa İsrail karşıtı protestoların olmaması, bu ülkelerdeki yönetimlerin nerede durduklarının en bariz göstergesidir.   İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun dünyaya verdiği son mesajda; “İsrail’i, işgalci ve yerleşimci olarak olduğu gibi kabul edin” şeklinde olması, Siyonist rejimin 1948’den beri uygulamakta olduğu politikalarından hiçbir şekilde ödün vermeyeceği anlamına gelmektedir. Öte yandan Mescid-i Aksa’da yerleştirilen ve tepkiler üzerine sökülen “demir bariyerler” üzerinden verilen ince mesajda, protestoların derinleşmesi ve olayların artması ve farklı mecralara kayması durumunda, bunun ikinci bir “Arap Baharı” rüzgârını tetikleyeceği ve bu gerilimden İsrail’den çok söz konusu ülke yönetimlerinin etkileneceği vurgusu yapılmaya çalışıldı. Nitekim Siyonistler, ilk kez zoru başararak Müslümanların kendi içlerinde tek ittifak olarak gördükleri Mescid-i Aksa konusunda tenakuza düşmelerini sağlayarak, kendi politik hedeflerine uygun kaygan zemini oluşturmuş oldular. Böylece, Sisi yönetimi başta olmak üzere, İsrail ile zorlu uzlaşı için yol bulan siyasi figürler, İsrail karşıtı inisiyatif alma konusunda ‘müdebbir’ politikalar geliştirmeleri pek mümkün gözükmemektedir.   İşgalci İsrail ve Filistin arasında yaşanmakta olan kırılganlık eksenindeki olaylara baktığımızda, Kudüs’te değişmeyen baskıların bundan böyle, “Burak Duvarı”nı aşıp aşamayacağı şeklinde tehlikeli bir sürece doğru hızla kaymakta olduğu  bir aleni vakıa olsa gerek.     İşgalci İsrail’in, ‘Tapınak Tepesi’ (Temple Mount) olarak telaki ettikleri Mescid-i Aksa’yı yıkıp üzerine üçüncü mabet kurma saplantısı (ide’e fixe) artık bir hükümet politikası olmaktan çok bir devlet politikasına dönüşmüştür.   İsrailli arkeologlardan Benjamin Mazar, Prof. Dr. Gabriel Barkay, Prof. Dr. Israel Finkelstein ve kadim arkeolog Yuval Baruch’un, Kral Herod tarafından Birinci Tapınak üzerine inşa edilen ve Roma İmparatoru Titus tarafından yıkılan İkinci Tapınak konusunda somut deliller olmamasına rağmen hâlâ Müslümanların ilk kıblesi üzerinde hak iddiasında bulunmaları doğrusu düşündürücüdür.   Halife Abdülmelik bin Mervan tarafından düzenlenen Mervan Mescidi’nden dışarı tahliyeyi sağlayacak acil çıkış kapısı için 1996’da sürdürülen inşaat çalışması sırasında çıkan molozları dahi incelemeye alan Siyonistler, tapınak izlerine dayanak oluşturmaya çalışmaktadırlar.


YORUMLAR

  • 0 Yorum