Irak ve Suriye’deki Gelişmeler ve MAÜ’de İbranice Sendromu
Doğan Bekin

Doğan Bekin

Yazar

Irak ve Suriye’deki Gelişmeler ve MAÜ’de İbranice Sendromu

Irak ve Suriye’deki Gelişmeler ve MAÜ’de İbranice Sendromu

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Kuzey Suriye’de Türkiye sınırının dört yüz kilometresini kontrol altında tutmaları ve bu bölgede ABD’nin ileriye yönelik bütüncül münhasır bölge çalışmasını yoğunlaştırması, ister istemez Suriye’de DEAŞ’ı Rakka ve Deyr el Zor’dan çıkarma projesinden çok, Ortadoğu’da Katar’ın Doha yakınlarındaki Al-Udeid Hava Üssü ve Türkiye’deki İncirlik Üssü’nden sonra en büyük istasyonunu bu bölgede kurma isteğinden kaynaklanmaktadır.

ABD, tek taraflı adımlarla Suriye’nin egemenlik haklarını ihlal ederek Kuzey Suriye’de büyük ölçüde İsrail ve kendi kontrolünde olmak şartıyla, YPG ve gayrimüslim unsurların oluşturduğu SDG (Suriye Demokratik Güçleri) eliyle yeni bir “devlet içinden devlet” ihdas etmek üzere adımlarını daha da sıklaştırmaya başladığını ifade etmek gerek.

Türkiye, kırmızıçizgilerinden dem vurarak, PKK ve YPG güçlerinden hareketle her fırsatta ABD’ye “müttefik ve stratejik ortaklık” sorumluluğunu hatırlatmasına rağmen şimdiye kadar bu konuda somut hiçbir adım atmaması düşündürücüdür.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Sözcüsü Talal Silo’ya göre; “ABD, DEAŞ’tan sonra da bölgede çok uzun süre kalacak şekilde stratejik planlar yapmaktadır.” ABD’nin Kuzey Suriye’de bütüncül bölgede, ileriye yönelik olarakburadaki mevcudiyetinin güvenliğini sağlayacak şekilde atraksiyonlar yapmakta olduğu bilinen bir gerçektir.

Bu arada, ABD’nin Kuzey Irak’a yönelik politikasında da hiçbir değişiklik olduğu kanaatini taşımıyoruz. Özellikle, 25 Eylül referandumu öncesi Mesut Barzani’ye çağrıda bulunarak “referandumu erteleme” fikrini izhar etmesi, Kuzey Irak’taki planından vazgeçtiği anlamı çıkarmamak gerekir fikrinin taşıyoruz. Zaten, “Referandumun şimdi vakti değil” ifadesi de, Kuzey Suriye’de daha taşlar yerli yerine oturmamışken böyle bir referanduma kalkışmanın olası zararları dikkate alınarak verilmiş bir karardır.

Çünkü Bağdat yönetimini Irak’tan uzaklaştırma ve Suudi Arabistan’a yakınlaştırma hamlelerinin sıklaştırıldığı bir dönemde böyle bir adımın atılması olası yeni politik gelişmelerde dip etkisi yaratma ihtimalini güçlendirebilir. ABD, Bağdat yönetiminin, Suudi Arabistan oryantasyonlu yeni politik bloğa dâhil olmasını en az Kuzey Suriye politikası kadar önemsediğini özellikle vurgulamak gerekir.

Şöyle ki, ABD Başkanı Donald Trump’ın 7 Müslüman ülkeye yönelik pejoratif (aşağılayıcı) vize tahdidini öngören politikasında, engellenecek ülkelerden birisi de şüphesiz Irak idi. Daha sonra ise, Irak’ı bu listeden çıkarması dikkat çekici olması gerek. Trump, bu adımı atmakla Bağdat’ı yeni blok içerisinde görme politikasından kaynaklanmaktadır.

Irak yönetiminin Suudi Arabistan ile yeniden güçlü ilişkiler başlatması durumunda, İran’ın yalnızlaştırılması ve Lübnan’daki Hizbullah gücünün kırılmasının kolaylaşacağı düşünülmektedir. İşte bu noktada, Kuzey Irak’taki olumsuz bir adımın tüm dengeleri altüst edebileceği düşünülerek, Mesut Barzani üzerindeki baskıyı artırmaya yönelik politikalar artık daha da sesli olarak dillendirilmeye başlanmıştır.

ABD, özellikle Irak ve Suriye’de bütüncül devlet anlayışından çok, Soweto anlayışlı ve krizi uzun zamana yayma ve bu yolla enerji kaynaklarından daha rahat faydalanabilme politikalarına daha büyük önem vermektedir. Ortadoğu’da, “kriz içerisinde kriz” politikaları her zaman olduğu gibi, bundan sonra da yeni krizlerin doğmasına neden olabilecek güç ve potansiyele sahiptir.

Bu bağlamda, hükümet, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta “kırmızıçizgili politika” anlayışı ile hareket ederken, MAÜ Rektörü Ahmet Ağırakça’nın kendisini Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Mardin AK Parti temsilcisi olarak vaaz etmesi, bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve YÖK Başkanı’nın hâlâ sesiz kalması çok düşündürücü olsa gerek.

Bundan cesaret alan MAÜ Rektörü Ağırakça’nın, İsrail’in “Arz-u Mev’ud” (Erets Israel) düşüncesini yok sayarak, ileride telafisi mümkün olmayacak bir hamle ile üniversite bünyesinde “İbrani Dili ve Edebiyatı Bölümü” kurma isteği anlaşılır gibi olmasa gerek. İbranice Dili ve Edebiyatı başka yerde pekâlâ kurulabilir, özellikle lokasyon olarak Mardin’in seçilmiş olması üzerinde mutlak suretle durulması gereken vahim bir gelişme olsa gerek.

YORUMLAR

  • 0 Yorum