Güzel ülkem Türkiye… Her karışı cennet gibi ama içinde yaşamak artık cennetten çok bir mücadeleye dönüştü. Hemen her vatandaşın dilinde aynı soru var: “Bu hayat pahalılığı daha ne kadar böyle devam edecek?” Her geçen gün yeni bir zam, her geçen ay başka bir faturanın ağırlaşması, vatandaşın sırtındaki yükü taşınamaz hale getiriyor.
Zamlı ürünler, fahiş kiralar, denetimsiz pazarlar, fırsatçı marketler ve durmadan yükselen geçim derdi... Ekonomik kriz sadece rakamlarla ifade edilmiyor artık; her evin mutfağında hissediliyor, her sokakta, her okulda, her işyerinde derin derin yaşanıyor.
Fiyatlar Kontrolden Çıktı
Bugün bir markete girin, aynı ürünü bir başka zincirde yüzde 30 daha pahalıya bulabilirsiniz. Denetim var mı? Kâğıt üzerinde belki evet ama sahada bunun karşılığını göremiyoruz. Semt pazarlarında bile etiketlerde keyfîlik hâkim. Hal Yasası yıllardır konuşuluyor ama bir türlü uygulamaya konmuyor. Sebze ve meyve tarladan çıkarken üç beş liraya alınırken, şehirde tezgâhlarda 5 katı fiyatla satılıyor. Aradaki zinciri kim takip ediyor, bu farkı kim denetliyor?
Esnaf da Vatandaş da Mağdur
Bir başka büyük sorun da işyeri kiraları… Küçük esnaf ayakta kalmaya çalışıyor ama karşısında hem büyük zincirlerin baskısı hem de kontrolsüz kira artışları var. Daha da vahimi; kayıt dışılık. Bugün 100 bin TL kira alınan bir işyerinin resmi kontratında 10 bin TL yazılıyor. Devletin kaybı da büyük, adaletsizlik de. Bu sistem böyle sürdürülebilir mi?
Okul Kayıtları ve Kayıt Parası
Yeni eğitim öğretim yılı yaklaşıyor. Okul kayıtları başladı ama her yıl olduğu gibi bu yıl da bazı okullarda "BAĞIŞ" adı altında kayıt parası talep ediliyor. Resmi olarak zorunlu değil deniyor ama fiilen veliler bu ödemeyi yapmadan çocuklarını okula yazdıramıyor. Kimse ses etmiyor, çünkü herkesin tek derdi çocuğuna iyi bir gelecek sağlamak. Ancak devlet okullarında bile bu baskının yaşanması artık tahammül edilemez bir boyuta ulaştı.
Fırsatçılık Hiç Eksik Olmuyor
Küresel kriz, savaş, enflasyon gibi kavramlar ekonomiyi etkileyebilir ama bizde bir de bitmek bilmeyen "fırsatçılık" gerçeği var. Ne zaman bir kriz ortamı oluşsa, bu ortamdan kâr elde etmeye çalışan bir kesim hemen devreye giriyor. Deprem oldu, çadır satanlar çıktı. Savaş başladı, dolar arttı diye her ürüne zam geldi. Şimdi de okul sezonu başladı diye kırtasiye ve okul giyim ürünleri uçuşa geçti. Bu sistemde hep kaybeden vatandaş oluyor, kazanan ise fırsatçılar.
Bu Milletin Hali Ne Olacak?
Bütün bu tabloya bakınca insanın içi yanıyor. Yoksulluk artık sadece düşük gelirli kesimin değil, orta sınıfın da problemi oldu. Asgari ücret daha cebe girmeden eriyor. Emekliler temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor. Gençler geleceğe güvenle bakamıyor. İnsanlar kredi kartlarıyla ayakta durmaya çalışıyor, ama kart borçları da katlanarak büyüyor.
Devletin artık bu gidişata "DUR" demesi gerekiyor. Denetim mekanizmaları daha etkili çalışmalı, kira sistemi kayıt altına alınmalı, Hal Yasası vakit kaybetmeden hayata geçirilmeli. Eğitimde kayıt parası gibi utanç verici uygulamalar bitmeli. Ve en önemlisi: bu millet artık insanca yaşamak istiyor. Kimse lüks peşinde değil; huzur, adalet ve alın terinin karşılığını istiyor.
Güzel ülkem Türkiye’nin bu kadar güzel insanları, bu kadar adaletsizliği ve pahalılığı hak etmiyor. Hepimizin ortak çağrısı belli: Artık yeter.