Suudi Arabistan, ABD ve İsrail Şer İttifakı
Hazım KORAL

Hazım KORAL

yazar

Suudi Arabistan, ABD ve İsrail Şer İttifakı

Suudi Arabistan, ABD ve İsrail Şer İttifakı

Teessüf ederek ifade etmiş olalım ki, İran hakkında en acımazsız manşetler Türk medyasında İslami kesim tarafından atılmaktadır. Özellikle Suriye’deki iç savaştan sonra bu acımasız itham ve tezviratlar tavan yapmış durumdadır. 

 

ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump ilk yurtdışı ziyaretini Suudi Arabistan’a yapmış oldu. Trump’ın Suudi Arabistan’a gidişi elbette sıradan bir ziyaret değildi. Riyad kentinde tertiplenen ABD-Arap ve İslâm Ülkeleri Zirvesi kendilerince son derece önemli bir toplantıydı. Burada yapılan beyanatlar ve ortak bildiriler zirvenin hangi amaca matuf olduğunu da ibraz ediyordu. Özellikle Kral Salman sırtını ABD’ye dayamanın verdiği şişirilmiş güçle 50’den fazla İslâm ülkesi liderinin katıldığı bu zirvede İran’ı hedef tahtasına oturtup sert ifadelerle sallamaya ve saldırmaya başlaması tam bir kepazelik örneği idi.

Neymiş efendim, İran rejimi Humeyni’den beri küresel terörizmin bayrağını taşıyormuş. İran mutlaka durdurulmalıymış, izole edilmeliymiş. (Bu sözler bize bir zamanlar İngiltere’nin Başbakanı olan Toni Bleir’in, İran karasularını ihlâl ettiklerinden dolayı 15 İngiliz denizcisinin esir alınmasının akabinde “izoleyşın” diye feveran edişini aklımıza getirdi.) Hiç kuşkusuz Salman, bu sözleri yüce efendileri ABD, İngiltere ve Siyonist İsrail adına dile getirmekteydi. Zira İran’da gerçekleşen İslâm Devrimi ile birlikte o coğrafyada emperyal ülkelerin eli kesilince “İran izole edilmelidir, İran’a yaptırım uygulanmalıdır” diye hemen harekete geçilmişti.

Saddam zalimini İran’ın üzerine salmaları da bu yüzdendi. 8 yıllık o tahmili savaşa rağmen İran’ı dize getirmeye muvaffak olamamışlardı. Devrimden bu yana uygulanan ambargolar da işin cabasıydı. İran bütün kuşatılmışlığına rağmen her alanda kendini geliştirerek bi iznillah yoluna devam etti. Özellikle askeri alanda kendini geliştirmesi ve atom reaktörleriyle uranyum üretmeye başlaması düşmanlarını çıldırtmaya yetiyordu. “Zor oyunu bozarmış” kabilinden İran zor olanın üstesinden gelmiş ve bölgenin en güçlü ve en istikrarlı ülkesi olmuştu. ABD’nin ve Suud’un öteden beri istikrarlı ve güçlü bir İran’a tahammülleri yoktu. Bu meşum ziyaretle birlikte Riyad ve Cidde kentlerindeki bütün bild bordlarda Salman ve Trump’ın yan yana duran resimlerinin altında İngilizce ve Arapça “Together We Pre vail” (Birlikte Galip Geleceğiz, Birlikte Zafere Ulaşacağız.) yazıyordu. Sormak lazım kime karşı savaşacaksınız da galip geleceksiniz? Çok açık bir şekilde anlaşılan o  ki, bu ziyaret bölgede İran karşıtı bir kampanyanın yeniden alevlendirilmesi içindir. Temcit pilavı gibi sürekli ısıtıp ısıtıp Müslüman kamuoyuna algı operasyonu çekiyorlar.

ABD ve İsrail’in bir tek derdi var o da Müslümanların birbirlerinin kanını akıtmaları. Şimdilerde Suudi Arabistan’ı kışkırtıyorlar. Silah satışları da bu amaca matuf. Bakınız, 28 Şubat 2017 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde çıkan haberde şu başlığa yer verilmiş: “İsrail, İran’a karşı Araplara NATO önerdi. İsrail Savunma Bakanı Avigor Liberman, Alman Die Welt gazetesine yaptığı açıklamayla komşu Müslüman ülkelere İran’a karşı savunma paktı önerisinde bulundu.” Düşünebiliyor musunuz? Siyonist İsrail komşuları olan Müslüman Arap ülkelerine karşı kendisini o kadar emniyette hissediyor ki, onların silahlanmalarını, güçbirliğine gidip askeri pakt kurmalarını önerebiliyor. Tabi ki, bu güç birliğini İran’a karşı oluşturmalarını öneriyor ve hatta her türlü lojistik desteği vereceğini de haahhüd ediyor. Açıkçası “İran’a karşı birlikte hareket etmeliyiz” diyor.

İşte buna istinadendir ki, Liberman’ın bu önerisine bodoslama dalan Kral Salman söz konusu zirvede İran’a karşı ortak askeri pakt oluşturacaklarını dile getiriyor. Hatırlayacağınız üzere bir süre önce de böyle bir girişimde bulunmuşlardı. Ancak o girişim fiyasko ile sonuçlanmıştı. Hiç kuşkusuz bu da öyle sonuçlanacaktır. Eğer merhum Erbakan Hocamız’ın ifade ettiği gibi bir İslâm NATO’su kurulacaksa, bu hiçbir İslâm ülkesini ötekileştirici ve dışlayıcı nitelikte olmamalı ve bütün İslâm ülkelerini kapsamalıdır. Söz konusu ettikleri askerî pakt işgalci ve sömürgeci güçlere karşı mı kurulacak, yoksa açık bir şekilde ifade ettikleri gibi bir kardeş ülke olan İran’a karşı mı kurulacak? Dünya sömürü sisteminin başını çeken ABD’nin icazetiyle tesis edilecek olan askerî yapı daha işin başında amacını da ortaya koymaktadır. Çok açık bir şekilde ifade etmiş olalım ki, bunlar hem kendilerinin hem ümmetin başına gaileler açmak istemektedirler. Bakınız Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu bu kritik gelişme hakkında neler söylüyor:

“En ciddi tehlike

* Son atılan adım, gördüğümüz kadarıyla en tehlikeli adım. Allah muhafaza etsin biz İslam Birliği'nin kurulmasının faydalı olacağına, İslam ülkelerinin kendilerini başka yerlerden gelecek tehlikelere karşı korumak için bir savunma paktının kurulmasına yani bir İslam Savunma Paktı'nın -NATO'sunun- olmasına ihtiyaç var dedik. Ama şimdi Trump'ın Suudi Arabistan'a yapmış olduğu ziyaretin arkasından İslam Savunma Sistemi değil de bir Sünni Savunma Sistemi, güvenlik sistemi gibi bir şey ortaya atıldı. Ümit ederiz ki bundan kısa sürede vazgeçerler. Bu şu anda Orta Doğu için en ciddi tehlikelerden birisi olarak gözüküyor.

* Kaos sadece bu bölgedeki ülkelere zarar veriyor. Bütün mesele şimdi Orta Doğu'da dışarıdan gelecek müdahalelere direnç gösterilmeyecek bir ortamın doğmasıdır. Direnç gösterebilecek iki ülke var. Birisi Türkiye öbürü de İran. Bu iki ülke birbirleri ile kapıştırılırsa ikisinin de gücü gider. Şimdi senaryo bunun üzerine oynanıyor. Ben, Hükümetin bu konuda bugüne kadar sağduyulu davrandığını, İnşallah bundan sonra da öyle olur görüyorum.

* Bu bölgede bulunan ülkelerin aslında yumuşatılması görevini Türkiye üstlenebilir. Üstlenmelidir de. Buradaki çatışmadan ne Suudi Arabistan'a ne Birleşik Arap Emirlikleri'ne ne Bahreyn'e hiç birisine fayda gelmez. Türkiye aynı zaman da İran'la da -çünkü arabuluculuk görevini yapabilecek tek ülke Türkiye- onun için İran'la elbette bir araya gelmeli. Bir araya gelmek mecburiyetindeler..."

Sayın Karamollaoğlu’nun dikkat çektiği gibi, Suudi Arabistan’ın başını çektiği gerginlik ve husumet hafazan Allah bölgemizde büyük kanların heder olmasına sebebiyet verir. Bu nedenle Türkiye’ye büyük ödevler düşmektedir. Türkiye aklı selim hareket edip Suud ve büyük şeytan ABD’nin oyununa gelmemeli. Nitekim Katar krizi göstermiştir ki, Türkiye aklı selimce bir tutum sergilemektedir. Zaten Katar krizi ile asıl olarak Türkiye hedef tahtasına oturtuluyor. Gazetelere atılan manşetler bunu ibraz etmektedir: “Katar sana söylüyorum, Türkiye sen anla.” Darb-ı meselde öyle geçmiyor mu? “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!” Başka bir ifadeyle açık açık aba altından sopa gösterilerek Türkiye tedip edilmek isteniyor. Çok net bir şekilde Türkiye’den istedikleri, İran’a karşı kendi saflarında yer tutması. “Şiî Hilâli” “Şiî Yayılmacılığı” propagandası bu amaca matuftur.

Ne yazık ki, son zamanlar İslamî hassasiyet sahibi diye bilinen bir takım yayın organları bu menfi propagandanın katalizörü vazifesi görmektedir. Teessüf ederek ifade etmiş olalım ki, İran hakkında en acımazsız manşetler Türk medyasında İslami kesim tarafından atılmaktadır. Özellikle Suriye’deki iç savaştan sonra bu acımasız itham ve tezviratlar tavan yapmış durumdadır. Sormak lazım gerek Irak ve gerekse Suriye’de İran ABD ve İsrail ile mi iş tutmakta, yoksa bölge halkının maslahatı için DEAŞ gibi tekfirci gruplara karşı mı savaşmaktadır? Bakıyorsunuz Akit Gazetesi, “Ha İsrail ha İran” diye manşet atabiliyor.

İran’a düşmanlığı ile temayüz eden çakma bir gazeteci, çıkmış olduğu bir TV programında, kahroluşunu şöyle dile getiriyor: “Her Allah’ın günü Afganistan’da, Pakistan’da, Irak ve Suriye’de bombalar patlarken ve hatta Türkiye’de de zaman zaman aynı durum yaşanırken İran’da neden bir mantar tabancası dahi patlamamaktadır?” (Parantez içinde hemen belirtmiş olalım ki, biz bu satırları yazarken ABD ve Siyonist İsrail’in beslemesi DEAŞ Tahran’da saldırı eylemi gerçekleştirip 12 tane masum insanı katletti.)

Evet, malum gazeteci işi o kadar ileriye götürüyor ki, “İran’daki bu istikrar ve huzurun arkasında ABD’nin desteği var” diyebiliyor. Öbür taraftan İslâmcı diye geçinen birçok gazetecinin dile getirdiklerini Ömer Kayani  adındaki Yeni Söz Gazetesi’nin yazarı kaleme alıp manşetine taşıyor: “.. Afganistan’da Şia karşıtı Taliban’ı devirerek İran’ın önünü açan ABD yönetimi, İran ile anlaşarak Saddam’ı devirip Irak’ı da İran’a altın tepside sundu.”

Ve bu satırlarda ABD’nin İran’ı tuzağa düşürdüğü dile getirilmektedir. İran’ın Irak’ta inisiyatif sahibi olması nasıl olur da ABD’nin tuzağına düşmek anlamına gelmektedir bunu anlamış değiliz. Bölgede sorunların halli için İran’ın inisiyatif, daha doğrusu askeri güç kullanması nasıl olur da ABD’nin işine yarar? Bunu biri bize izah etsin. Oysa Suudi Arabistan’da toplanan şer ittifakının sözcüleri daha ilk beyanatlarında İran’a hücum etmeleri onların asıl düşmanını ibraz etmiyor mu? Ne yazık ki, bazı aklı evveller bunu anlamamakta ısrar ediyorlar. Neymiş efendim, ABD ve Siyonist İsrail perde arkasında İran ile işbirliği yapıyormuş. Peki 8 yıl boyunca Saddam’a her türlü silah yardımında bulunup İran’ın üzerine saldırtan şer güçler kimlerdi? Öte yandan Devrim’in ilk gününden beri ambargo uygulayan ülkeler hangileriydi? Peki İran’ın eğitip yetiştirdiği Hizbullah binlerce şehid vererek 18 yıl kime karşı savaştı?

Ne 67 harbinde ve ne de diğer savaşlarda işgalci İsrail’e hiçbir şey yapamayan, aksine hezimete uğrayan Arap ülkelerine mukabil Hizbullah İsrail’i dize getirerek işgal altındaki Güney Lübnan topraklarını bi iznillah geri almayı başarmış ve ümmetin iftiharı olmuştur. Son birkaç yıldan beri de Suriye’de DEAŞ gibi tekfirci terör  örgütleriyle savaşmaktadır. Hizbullah’ın bu savaşı ve İran’ın da katkıları Esad’a destek olarak görülmektedir ne yazık ki. Öte yandan ABD ise, bölgedeki terör örgütlerine silah ve askeri mühimmat yardımını aleni olarak yapmaktadır. Peki kim dost, kim düşman? Hâlâ anlamayacak mısınız? Terör örgütlerinin yaralı militanları İsrail’in Golan tepelerinde kurduğu mobil hastanelerde tedavi edilmektedir. Bu da mı size bir şey anlatmıyor? Arz-ı Mevud hayalleri kuran Siyonist İsrail, Müslümanlar arasındaki iç çatışmalar karşısında avucunu avuşturmaktadır. Bunu da mı görmüyorsunuz? Ne yazık ki, hâlâ buna alet olanlar var.

Özellikle Suriye üzerinden İran aleyhine yazılanlar, kamuoyunu İran’a karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmekten başka bir amaç taşımamaktadır. Maksat Türkiye ve İran’ı kapıştırmaktır. Türker Ertürk Odatv’deki makalesinde şöyle bir uyarıda bulunuyor: “Ne yazık ki; halen seyrettiğimiz rotada gitmeye devam edersek, ülkemizi daha da kötü günler bekliyor! Benden söylemesi; çocuklarınızı İran savaşı için göndermek zorunda kalabilirsiniz! Türkiye ile İran’ı kapıştıracak yol taşları döşeniyor, bilesiniz.”

YORUMLAR

  • 0 Yorum