√Aile değerin ölçüsü mal, mülk, miras gibi dünyanın türlü türlü zevk ve safahatı ölçü olmamalı!.. Şayet böylelerine aile denilirse, işte o zaman akan sular dahi durur. Çünkü aile değerleri ancak Yüce Allah’ın emir ve yasakları yerine getirilirse ve hayatı içtimaiyemize ilmek ilmek işlersek mümkün olur. Aksi halde yaşanan her haysiyetsizliğin yolu bellidir. Hele şu ahir zamanda günümüz insanların kendi kendilerini narı cehenneme atmak için gayret üstüne gayret sarf ettiklerini gördükçe hayret etmemek ne mümkün.
√Bıkınız; eğer bu hasletleri hayatı içtimaiyemizden çıkarmaz isek ve “emri bil maruf nehyi anil münker” vazifemizi yerine getirmediğimiz sürece, kimse demesin ben ailemi seviyorum, ailemi her türlü kötülüklerden koruyorum, her türlü güzel güzel imkanlar sunuyorum demesin. Şayet ailesini zerre kadar seven de varsa, o zaman sevdiklerini nasıl dünyanın bütün derdi belasından ve her türlü musibetlerinden koruyorsa, cehennem azabından da öyle korumalı.
√Aslında bu tembihat zamane gençlerine yapmalı ama bakıyorum ne aciptir ki zamanenin orta yaş ve üzeri insanları çoğunluğu bu bataklığa saplandığı gibi, aynı zamanda Yüce Allah’ın emrettiği istikamete doğru gitmiyor. Hatta bir çoğu freni patlamış kamyon gibi uçurumdan uçurumalara yuvarlanarak küfrün ta dibine kadar batıyor ve kendi kendinden haberi bile yok. En barizinden şu uydurdukları cadı bayramı, LGBT gibi daha nice zırvalıkları pişirip pişirip önümüze koyuyorlar ve bunu da getirip en kutsal şehirlerimizden olan Şanlıurfa’da yaptılar ve bunu da normal görüyorlar. İşte bu haramzadeler böyle rezillikleri daima aileyi, geleneği ve göreneği hiçe sayıp birde bunu bayram adı altında yutturdular.
√Bakınız, aile bireylerimizin her bir bireyi, ayrı ayrı o küfrün batağına bizzat kendi isteği ve arzusu doğrultusunda o fiiliyatı yaşamaya çalışıyor. Giremeyende sanal alemin internet aracılığıyla o küfrün dibini yaşıyorlar. Artık haramı helali kimse tanımıyor ve hepsini bir sayıyorlar. Bunu kim yapıyor? Senin aile bireyin veya benim ailemden biri!. Ha senin ha benim. Ne fark eder ki? Sonuçta hepsi ümmetin çocukları değil mi? Hatta Çoğunluğu da büyük günahların batağında dalalet, isyan ve daha birçok küfür batağında her şeyi mubah görüyorlar.
√Peki, bu halde olan aileye aile denir mi? Böyle ailede sevgi, saygı, şefkat ve merhamet gibi daha birçok ulvi değerler bulunur mu? Bence bulunmaz, çünkü Allah’ın emir ve yasaklarına karşı geliniyor. Hatta Cenabı Allah Tekvîr süresi 26. ayeti kerimesinde sorduğu gibi Mealen, “Bu gidiş nereye ?” Oysaki her ailenin ebeveyni, yani aile reisleri “Emri bil maruf, nehyi anil münker” vazifesini harfiyen yerine getirse, hiçbir ailede böyle sorunlar yaşamamış olur ve hakkıyla da ailesini çok sevmiş olur.
√Yoksa öyle üç beş dünyalıkla şımartılan aileden ne aile olur ve ne de o aile sevilmiş olur. Hatta daha da ötesi, ailesini manevi atmosferden uzak tutanlar, asıl en büyük ezayı onlar çekerler. Oysaki herkes dünyada sevdiklerini dünyanın her türlü musibetlerinden korumak ister, Ama kimse yüce Allah’ın emrini yerine getirmez. Önce herkes sevdiğini cehennemden koruyup kollayacak ki kimse narı cehenneme müstahak olmasın. Bu vazife yerine getirilmediği takdirde, kimse kimseyi sevmiş olmaz.
√Şayet biz aile efradımızı şirkten ve bütün büyük küçük günahlardan uzak tutmaz isek, sorumlusu olduğumuz ailelerin her türlü mesuliyetinden kurtulmuş olmayız. Aksi halde, aile efradımızın her bir bireyini yeni bir günah batağında bulmuş oluruz. Çünkü herkes o kadar beynamuslaşmış ki kimse kimseyi ne kıskanıyor ve ne de olan biten kötü fiiliyatlara karşı ses çıkartabiliyor. Gözünü yaslamış, öylece mal mal bakıp duruyor.
√Biraz gayret ve haysiyet damarı kıpırdayanın da suratına ya demokrasi tokadı veyahut ta özgürlük sillesi değiyor. Yani bir cihette kanunlardaki boşluk veya olumsuzluklar, insanımızı zor durumda bırakıyor. Örneğin halen yürürlükte olan ve İstanbul sözleşmesine taş çıkartan 6284 sayılı kanundaki rezalet ile aile reislerin önünde tam bir tuzak oluyor. Ki bu tuzak, aynı zamanda ulu ecdadımızın da inceden inceye kemiklerini sızlatmış olur. Böyle hasletlere karşı Yüce Allah biz insanoğluna her ne kadar ara ara şefkat tokadı gibi zelzele, sel ve afet gibi uyarılarla uyarıda bulunsa da biz insanoğlu olarak yine bildiğimizi okuyoruz.
√Kimse olan bitenden zerre kadar ders çıkartmıyor. Gelsin paracıklar, gitsin faizcikler. Rahatım, konforum ve bütün nefsani arzularım yerinde olsun, kimin canı yanarsa yansın umurumda olmaz mantığı hat safhada olmuş durumda. Sonrada herkes herkesten şikayetçi, herkes dünyada zevki sefaya, keyfe ve eğlenceye gelmedik mi gibi havalar estirmekte. Oysaki biz bu dünyaya sınanmaya geldik. Bu sınavın gereği, bu dünya müminler için zindan, ehli küffara ise sefahat yeridir. Aslında gaflet ve dalalet içinde olan Müslümanlar az bir silkelenip kendine gelse ve tövbe kapısı kapanmadan istiğfar edip günahkârlar güruhundan çıkıp tövbekârlar safında yer alsa, hiçbir sorun ve müşkülat kalmamış olacak.
√√İla ahiri kelamımızın hulasasında, Yüce Allah cümlemizi tövbei nasuh edenlerin zümresinden eylesin. Allah azze ve celle, cümlemizi şeytanlaşmış insanların oyun ve şerlerinden Settar ismi hürmetine muhafaza etsin. Bir an önce akılımızın başımıza gelmesine güzel vesilelerin tecellisine mazhar kılsın. Âmin, âmin. Bil hürmeti Taha ve Yasin diyor ve cümlenizi Yüce Allah’a emanet ediyorum. Selam ve dua ile huzur içinde kalın selametle efendim.
“SAYGILARIMLA VESSELÂM“