Bir insanın benliğine, enaniyetine ve ruhuna Allah korkusu sirayet etmemişse ve o insan hırsızlığı, arsızlığı, had bilmezliği ve her türlü yobazlığı kendine kâr sayıyorsa, ona insan denilmez. Bu fiiliyatları benliklerine işleyerek esnaflık yapanlara hırsız, kurumsal kimliği kendine kalkan yaparak yolsuzluk yapanlara da arsız denir. Bunlar, her defasında fırsatı kendilerine hak bilip milleti talan etmekten bıkmıyorlar. Çünkü yaptıkları her mel'anet, serbest piyasanın getirdiği denetimsizlikler yüzünden yanlarına kâr kalıyor. Aslında onları ne esnaflık kisveti ve nede kalkan olarak kullandıkları kurumsal kimlikleri temize çıkartır. Zira böyleleri, adeta itin kuyruğu gibidirler. İtin kuyruğu ise, ne kadar kalıba koyarsan koy, ne zaman kalıptan çıkarırsan çıkar, yine eğri büğrü olur. Onun için böyle şahsiyetsizleri derhal toplumdan uzaklaştırarak vatandaşı selamete çıkarmak gerekir. Eğer bunlar düzelecek olsalardı, Cenab-ı Allah bunların ecdadı olan Şuayip kavminin şehrini presleyerek yerle yeksan etmezdi. Onlarda kilo ile metrenin, yani ölçünün hırsızlarıydılar.
Bakar mısınız; devletimiz bin bir zahmet ile milletin refahı için ve mübarek ramazanı şerifin bereketi artsın diye üç beş zam yapar, onlarda deveyi hamudu ile beraber götürürler. Maalesef ki devlet yetkilileri de buna serbest piyasadan dolayı sessiz kalıyor. Evet, ufak tefek bazı yaptırımlarda bulunsa da vatandaşın mağduriyetini gideremiyorlar. Çünkü vakti zamanda X partili bir hükümet, serbest piyasa diye bir kanunu yürürlüğe soktu ki kimse bir daha bozamıyor. Onun için bu yasanın derhal kaldırılması ve otoriter bir devlet anlayışının hakim olması gerekir. Aksi halde ne talanımız, ne yolsuzluklarımız ve nede yalan dolanımız eksik olur. Bu mevcut yasalarla ancak milleti talan ederler.
Bu tarz vicdansızlıkları bir zamanlar devlet adına devleti yöneten hükümetler yapardı. Şimdi ise, esnaf kisvetindeki sütü bozuklar zammı, bürokrasi kimliğini kendine kalkan yapan vicdansızlarda her türlü yolsuzluğu yapıyorlar. Bunu yapanlara sorsan, hepsi de elhamdülillah Müslüman. Ama şunu bilmezler ki bu aziz milletin üstün feraseti onları her defasında ayyuka çıkartır ve aforoz eder. Çünkü hem Müslümanlık, hem de çirkeflik aynı anda bir arada tek derede akmaz. Bu işte ya tam Müslümanım diyerek bütün vasıfları şahsı manevinizde bütünleştirerek kanıtlayıp yaşayacaksın, ya da çirkefliği seçerek münafıklığınızı tasdikletirip safınızı belli edeceksiniz ki, bir daha insanlar size güvenerek aldanmasın. Tabiki dinini diyanetini harfiyyen yaşayıp doğruyu doğru, eğriyi eğri görerek dürüstlüğü hayatı içtimaiyesine nakş ederek yaşayanlar, bu söylediklerimizden tenzih ederek müstesna tutuyoruz. Ama ne yazık ki istisnalar ise, usul kaideyi bozmuyor.
Daha üç gün önce arabada haberleri dinlerken bu konumuzu tasdikleyen bir haber gündeme geldi. Adamın biri X bir kafeye gidiyor bir porsiyon köfte biraz peynir ve birazda salata sipariş veriyor ve yedikten sonra gelen hesap adamın yüreğine oturuyor. Gelen hesap bin değil, 5bin değil, 10bin hiç değil, tam 22bin lira hesap ödettiriliyor. Adam bakmış bu hesabı ödemezse, üstelik birde bir kamyon sopa yiyecek. Mecburiyetten o parayı ödemek zorunda kalıyor ve ödedikten sonra sizi şikayet edeceğim diye haykırarak çıkmış ve soluğu direk mahkemede almış. Keşke de almaz olsaymış. Çünkü en esaslı kazığı, mahkemeden yemiş. Neymiş, serbest piyasaymış ve kimse karışamıyormuş. Oda yetmezmiş gibi, fiş almadığı için birde adamcağıza 7bin lira cezayı reva görmüş. Oysaki bu mübarek ayın evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem den azat olmak var iken, bu zulüm ve işkence niye? Bu eziyeti din kardeşine ve ülküdaşına niye yapıyorsunuz? Neden her sofraya oturduğumuzda kendinize buğuz ettiriyorsunuz? Neden her defasında sizi Allah’a emanet yerine havale ettiriyorsunuz?
Çünkü sizler, fahiş fiyatlarınız yüzünden ceplerimizden hak etmediklerinizi bizden çalarak bizlere zül ediyorsunuz. İşte tamda bunun için sizleri Allah’a havale ediyoruz. Bugün en basitinden bir pide üzerinden örnekleme yapacak olursak pidenin gramajını dibe indirip fiyatıda tam zirveye çıkaranlara gel de bereketten, hayırdan ve hasanattan bahset. Halbuki her şeyden önce kontrol mekanizmaların dizginleri elinizde sağlam tutulsa, böyle ekonomi yobazlığı devam etmeyecektir. Önce biz birbirimize merhamet etmeliyiz ki Cenabı hak Teâlâ da rahmeti ile bizlere merhamet etsin. Aksi halde bu dünyadaki cefamız, ahir alemde ise ezamız eksik olmaz. Her şeyden evvel devleti yöneten hükümetler ve idareciler, kontrol mekanizmaların dizginlerini elinde tutacak, sonra esnaf esnaflığını yapacak ki vatandaşta onları hayır dualarından esirgemeyecek. Bak o zaman hakkın hâkim, batılın ise zail olduğunu nasılda görmüş olacağız.
İla ahiri kelamımızın hulasasında yine bir dua ile yüce Allah tan temenni ve niyazda bulunarak makalemizi noktalamış olacağız. Yüce Allah cümle ümmeti zalimin şerrinden vicdansızların sömürmesinden Settar ismi hürmetine muhafaza eylesin. Allah cümlemizden razı olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun. Selam ve dua ile huzur içinde kalın selametle efendim...
“SAYGILARIMLA VESSELÂM”
































