• Reklam
TÜRKİYE'DEKİ KÖTÜ GİDİŞATI NASIL OKUMALIYIZ
Doğan Bekin

Doğan Bekin

Yazar
  • Instagram

TÜRKİYE'DEKİ KÖTÜ GİDİŞATI NASIL OKUMALIYIZ

16 Ekim 2018 - 21:56

Modernitenin büyülü atmosferinde, büyük keşmekeş, bitmeyen hengâme, gerginlik, tedirginlik ve karmaşa içerisinde hoşnutsuzluk ve mutsuzluk üzerine kurulu, adeta önceden kurgulanmış kısır döngünün özgün satranç sabitesinde her gün eşzamanlı olarak sistematik çarkın içerisinde kaybede kaybede yaşam savaşı vermeye çalışıyoruz.

Buradan yola çıkarak, dijital kurgulu etkileşim zoneleri(köşeleri) ile zinde zihinlerin kolonileştirilmeye ve kültürel fikrî yalıtılmışlık içerisinde cendereye sıkıştırılmaya çalışılmakta olduğunu müşahede etmek mümkündür. Güçlü fikri dinamiğe sahip düşünce sahipleri ise, değerler manzumesi içerisinde gerçekleri savunma savaşı verirlerken, kör düşüncelerin ampirik girdabında terk edilmişliğin yalnızlığıyla adeta cebelleşip duruyorlar.

Mevcut dijital durumu geçmişte yaşadığımız tarihi perspektifle kıyasladığımızda, aile ve toplum düzleminde temel dinamiklerin de artık yavaş yavaş aşınmaya ve yok olmaya doğru yüz tutmaya başladığını gözlemliyoruz.

Siyasette ise iktidar, dijital kurgulu devasa sorunlar karşısında çözüm odaklı olmak yerine, baş döndürücü senaryoların ana üssü konumuna gelmiş, “benden sonra tufan” anlayışlı terminolojiye sığınarak ucuz yoldan işin içinden çıkmaya çalışmaktadır.

Dördüncü kuvvet medyanın ise, hala klasik verbal söylemlerle ve algı operasyonlarla iktidarın bir nevi gönüllü sözcüsü olmaya devam etmekte olduğu müşahede edilmektedir. Güdümlü medyanın son zamanlarda iktidarın diline pelesenk ettiği  ‘beka sorunu’ kavramını da iktidarla birlikte terennüm etmeyi sürdürmesi ve bu konuda milyonları tek taraflı olarak baskılamaya çalışması dikkatlerden kaçmamaktadır.

“Beka sorunu”ndan dem vuran iktidar ve destekçileri, daha da ileri giderek kendileriyle aynı siyasi kulvarı ve düşünceyi paylaşmayan toplumun yarısını ihanet ile suçlayabilecek yanlış bir düşünce atmosferinin içerisinde yer almakta olmaları toplumsal barışa hiçbir katkı sağlamayacağı gayet aşikârdır. Birbirimizden nefret etmeyi tetikleyecek bu ve benzeri her türlü politik atraksiyondan uzak durmamız toplumsal barışın gereğidir.  Oysaki bize göre  ‘beka sorunu’ , tek kelimeyle “aile ve toplum” skalasının iyi dengelenmesiyle eşdeğer olduğunu düşünmek istiyoruz. Çünkü ‘beka sorunu’ ancak ve ancak sağlıklı bir aile strüktürünün sağlamlığı üzerine inşa edilebilecek eğitimli ve manevi duygularla mücehhez insan gücüyle mümkün olabilmektedir. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ mefhumu da buna işaret etmektedir.

Ezcümle, artık toplumsal bağları güçlendirecek, nefret söylemleri yerine kardeşliği ve birlikteliği önceleyecek, toplumun gerginleşmesine sebep olabilecek her türlü söylem ve eylemden uzak durmamızı sağlayacak yeni söylemlere artık her zamandan daha fazla ihtiyaç duymakta olduğumuz hassas bir dönemden geçmekteyiz.

Artık inisiyatif sahibi herkesin sorumluluk ekseninde bu kötü gidişata dur demesi kaçınılmazdır. Aksi takdirde daha büyük sorunlarla yüz yüze kalmamız kaçınılmaz olacaktır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar