hicrethaber,cumhurbaşkanı,başkan,filistin,libya,ıran,ırak,hac,siyaset,erbakan,saadet,akparti,chp,eğitim,sağlık,moda,magazın,yurt,gazete,
HUZUR TOPLUMUNUN MAYASI
KÂMİL ÇAKIR

KÂMİL ÇAKIR

HUZUR TOPLUMUNUN MAYASI

04 Nisan 2021 - 10:54

Toplumun huzur ve mutluluğuna önem veren İslam, toplumda bu huzuru ve mutluluğu gerçekleştirmek için bazı kurallar koymuştur. Bir malın belirli bir kısmını muayyen bir zaman sonra Allah rızası için ihtiyaç sahibi Müslümanlara vermek demek olan zekât, hicretin ikinci yılında farz kılınan mali bir ibadettir.

Mali varlığımızın, maddi nimetlerin şükrü olan zekât, namazla birlikte Kur’an’ı Kerimde otuz yedi yerde geçer. Bunun nedeni, dinimizin bu ibadete çok önem vermesi, namazı ferdi temizlenme, zekâtı ise toplumsal temizlenme olarak sunmasıdır. Zekâtın dinî, ahlaki ve hukuki boyutu vardır.

İktisadi olarak belli bir zenginlik düzeyine erişmiş Müslümanların ellerindeki değerlerden ihtiyaç sahiplerinin hakkı olan kısmı, Rabbimizin buyurduğu sekiz sınıf kişiden birine veya birkaçına vermeye zekât denir.

Toplumdaki ekonomik dengelerin zenginler lehine bozulmasıyla fakir-zengin arasında oluşabilecek ekonomik, psikolojik ve sosyolojik uçurum ancak zekât ibadetiyle engellenebilir.

Zekât: sözlükte artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hâl ve övgü anlamlarına gelir. Dinî bir terim olarak ise; belirli bir malın bir kısmının Allah rızası için dinen zekât alabilecek durumdaki muayyen kişilere verilmesi demektir. Malî ibadetlerden biri olan zekât, İslam’ın beş temel esasından biridir.

Verilip verilmemesi kişilerin isteğine bırakılmayan zekât, fakirin hakkı ve zenginin yerine getirmesi gereken bir ibadet olarak Allah tarafından Kur’an’ı Kerim’de “Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır” (Zariyat/19) ayetiyle emredilmiştir. Kur’an, zekâttan hak sahibi olan sekiz sınıfı şöyle saymaktadır: Yoksullar, düşkünler, sadakaların toplanmasında görevli olanlar, kalpleri kazanılacak olanlar, azat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar…

Rabbimiz zekâtı verenleri Allah’ın emri uyarınca doğru yolu gösteren önderler olarak nitelendirmektedir. Allah’ın hoşnutluğunu talep ederek tevdi edilen zekât, kulların manevi kârlarını kat kat arttıran bir vecibedir.

Zekâtın sözlük anlamlarından birisi arınmak, temizlenmektir. Namaz bireysel ahlakı, zekât toplumsal ahlakı geliştirir, güçlendirir. Zenginliğin böbürlenme, fakirliğin ise utanç vesilesi olmadığı bilincini kazandırır.

Zekât; Başka inanışlarda olmayan ve toplumun sıkıntı ve dertlerini tedavi etmek ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere İslam’ın getirdiği ibadetlerden biridir.

Zekât; Toplumu birbirine bağlayan, zengin ve fakir arasında denge oluşturan, zenginlerde şefkat ve merhamet duygularını geliştiren sosyal yardımlaşma ve dayanışma sistemidir.

Zekât, kalbi cimrilik hastalığından, malı fakirin hakkından temizleyen bir ibadettir.

Zekât, sosyal hayattaki maddi farklılıkları ortadan kaldıran; diğer toplumların güya üzerinde durur gözüktükleri sosyal dengeyi Müslüman toplumda gerçekten kurmayı hedefleyen; fakir ile zengin arasında insani bir köprü oluşturan çok erdemli bir ibadettir.

Zekât, zengini fakire, fakiri de zengine yaklaştırır; bireyi maddeperestlikten, mal sahibini malına tamahtan kurtarır. Zenginin şahsiyetini güçlendirdiği gibi onu hayra teşvik eder. İhtiyaç sahibini rencide etmeden temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlar. Böylece inananlar arasındaki kardeşlik bağlarının güçlenmesi sağlanır.

Zekât, malı borçtan, kalbi cimrilik ve hasetten temizler. Ruh ve beden arasında bir denge sağlar. İnsana malın gücünü ve o gücün etkisinde kalmayı değil, onu etki altına almayı öğretir. Zenginler ile fakirler arasındaki mali uçurumun azalmasına, toplumda hasedin ve servet düşmanlığının yok olmasına katkı sağlar.

Zekât, sadakadır, berekettir; zenginle fakir arasında güven, saygı ve sevgiyi oluşturduğu, gelir dağılımını dengelediği gibi, ekonominin canlanmasına da sebep olan bir paylaşımdır. Yeni istihdam alanları oluşturduğu gibi üretimin artmasına da vesile olur.

Zekât vermekle mal azalmaz; aksine daha da artar ve bereketlenir. Zekât vererek Allah’a olan sadakat ve bağlılığımızı malımızı vermek sureti ile de ispatlamış oluruz.

Zekât, Allah’ın bir lütfu olan zenginlik nimetinin şükrüdür. Zenginlerin ve fakirlerin doğal olarak bulunduğu toplumda, fakirler için zenginler, zenginler için de fakirler bir nimettir. Zekât sayesinde zenginler hem ibadetlerini yerine getirir hem de toplumda adaletin ihdas edilmesine vesile olurlar.

Zekât, insana Rabbine kul olması gerektiğini, O’ndan başkasına kulluğun yanlış olduğunu, fani olana değil baki olana bağlılığı öğretir. Bencillikten kurtulmayı sağladığı gibi, fakirlerin gittikçe fakirleştiği, zenginlerin gittikçe zenginleştiği, kişiler arasında uçurumların oluştuğu bir toplum yapısından, yardımlaşan ve maddi farklılıkların asgari seviyeye indiği bir toplum yapısına kavuşturur.

Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir, dilediğine de kısarak verir. Allah’ın rahmeti, hidayet ve müjdesi, namaz kılan, zekât veren müminler içindir. Onlar aynı zamanda Allah’ın dostudurlar. İman edenler, kazandıklarının iyilerinden ve yerden onlar için çıkarılanlardan Allah yolunda harcayanlar, karşılığını Allah katında bulurlar. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar. Muhakkak ki Allah bütün yapılanları görmektedir.

Allah’ın rahmeti her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekâtını verenlere ve ayetlerine inananlara mahsus kılacaktır. Onlar, kendileri göz yummadan alıcısı olmayacağı bayağı şeyleri fakirlere vermeye kalkmazlar ve bilirler ki Allah her bakımdan zengindir, övülmeye layıktır. Ve bilirler ki onlar dinde kardeş olurlar. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır.

Kendileri Allah’ın ayetlerine inanıp uygulayanlar, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederlerse, ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekât vermeyi emredenler Rabbinin katında hoşnutluğa ermişlerdir. Onların sahibi en güzel sahip ve en güzel yardımcı olan Allah’tır.

İnsanların malları içinde artsın diye verilen faiz değil, Allah'ın rızasını dileyerek zekâtı verilen mal Allah yanında kat kat artar. Allah onları kirden arındırır ve tertemiz yapar. Doğrusu dosdoğru din sadece Allah'a tahsis etmek, Allah'ı birlemek, sadece Allah'a ibadet etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermektir. Böyleleri rahmete eren kişilerdir.

Lütuf Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir ve Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla her şeyi bilendir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum