"Önce Yol Arkadaşı, Sonra Yol"
İnsan, hayatı boyunca sayısız yol ayrımına gelir. Kimi zaman bir meslek seçer, kimi zaman bir eş, kimi zaman bir dost, kimi zaman da bir dava... Çoğu insan gideceği yolun uzunluğunu, zorluğunu ve sonunda ne kazanacağını hesap eder; fakat o yolu kiminle yürüyeceğini yeterince düşünmez.
İşte hikmet ehlinin asırlardır dilden dile aktardığı şu söz, bu yüzden bir öğütten öte hayatın özeti gibidir:
"Evvel refik, ba'de't-tarîk."
"Önce yol arkadaşı, sonra yol."
Çünkü insanı yolda en çok yoran, çoğu zaman yolun kendisi değil; yanlış yol arkadaşıdır.
Bu hikmet yalnızca bireysel hayat için değil; aileden devlete, ticaretten siyasete, eğitimden sivil topluma kadar hayatın her alanı için geçerlidir. Bir insanın istikameti kadar, o istikamette yanında yürüyen insanlar da geleceğini belirler.
İnsan yalnızca kendi kararlarının değil; içinde bulunduğu çevrenin de eseridir. Dostları düşüncesini, arkadaşları karakterini, yol arkadaşları ise kaderini şekillendirir. Nice kabiliyetli insanlar yanlış çevrelerde kaybolmuş, nice sıradan insanlar ise dürüst ve ehil kimseler sayesinde büyük başarılara ulaşmıştır.
Unutmayalım ki karakter bulaşıcıdır. İnsan, farkında olmadan en çok vakit geçirdiği insanların ahlâkını, dilini, bakışını ve hayata karşı duruşunu benimsemeye başlar. Bu yüzden eskiler, "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim." demiştir.
Bugün ailelerin dağılmasının, ortaklıkların bozulmasının, dostlukların düşmanlığa dönüşmesinin ve nice güzel işlerin yarım kalmasının altında çoğu zaman yanlış insan seçimleri vardır. İyi niyetle çıkılan nice yol, kötü niyetli insanların ellerinde hüsrana dönüşmüştür.
Çocuklarımızın arkadaş çevresini önemsemeyen anne babalar, yarın onların değişen karakterine şaşırmamalıdır. Çünkü yanlış arkadaş, bazen yıllarca verilen emeği birkaç ay içinde yok edebilir. Buna karşılık doğru bir dost, bir insanın hayatını, ufkunu ve istikametini değiştirebilir.
Ne yazık ki günümüzde insanlar karakterden önce kariyere, ahlâktan önce menfaate, sadakatten önce çıkara bakıyor. Güven yerine gösterişin, ehliyet yerine yakınlığın, liyakat yerine bağlılığın tercih edildiği toplumlarda huzur da güven de kalıcı olmaz.
Bu gerçek sadece bireyler için değil; kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve devlet yönetimi için de geçerlidir. Etrafını dürüst, liyakatli ve ehil insanlarla kuşatanlar güçlenir; menfaat çevrelerine teslim olanlar ise eninde sonunda itibarını, güvenini ve istikametini kaybeder. Tarih, medeniyetlerin dışarıdan önce içerideki yanlış tercihlerin yükü altında sarsıldığına defalarca şahitlik etmiştir.
Hayat bize aynı gerçeği tekrar tekrar göstermektedir: İnsan çoğu zaman yanlış yolu seçtiği için değil, yanlış insanlara güvendiği için kaybeder.
Bu sebeple dost seçerken sadece gülen yüze değil, zor zamanda gösterilen vefaya bakın. Çok konuşana değil, sözünün arkasında durana bakın. Kalabalık oluşturanlara değil, yük omuzlayanlara bakın. Çünkü gerçek dost, alkış günlerinde değil, imtihan günlerinde belli olur.
Her yolun sonunda bir menzil vardır; fakat her yol arkadaşı insanı o menzile ulaştırmaz. Kimi yük olur, kimi yön olur. Kimi umut olur, kimi ise insanın ömrünü tüketen ağır bir imtihana dönüşür.
Öyleyse çocuklarımıza yalnızca iyi okullar değil, iyi dostlar da kazandıralım. Gençlerimize yalnızca meslek değil, karakter de öğretelim. Makamlara yalnızca başarılı olanları değil, güvenilir ve ehil olanları taşıyalım. Çünkü güvenin olmadığı yerde başarı, ahlâkın olmadığı yerde güç, vefanın olmadığı yerde ise birlik uzun ömürlü olmaz.
Yolumuz doğru olabilir; fakat yanımızdaki yanlışsa, varacağımız menzil de tehlikeye düşebilir. Bazen kaderimizi değiştiren şey, seçtiğimiz yol değil; birlikte yürümeyi seçtiğimiz insandır.
Doğru insan, yanlış yolu bile kolaylaştırabilir; yanlış insan ise en doğru yolu çıkmaza çevirebilir.
Bir milletin geleceğini yollar değil, o yollarda omuz omuza yürüyen insanlar belirler. Bu yüzden hayatın en büyük kararı hangi yola çıkacağınız değil, o yolu kiminle yürüyeceğinizdir.



































