Kazanan gerçekten eşler mi, yoksa reyting uğruna kaybedilen aile değerleri mi?
Yıllardır yazılarımda aileyi, mahremiyeti, edebi ve hayayı savunmaya çalışan biri olarak, televizyon ekranlarında gördüğüm her görüntüye aynı gözle bakmam mümkün değildir. Çünkü ekranlar sadece eğlendirmez; aynı zamanda toplumun değerlerini şekillendirir. Bir toplumun geleceği, çoğu zaman ekranlarda neyin alkışlandığıyla yakından ilgilidir.
Aslında bu tür yarışma ve eğlence programlarını neredeyse hiç izlemem. Ancak bulunduğum ortamda televizyon açıktı ve hasbelkader gözüm evli çiftlerin yarıştığı bir programa ilişti. İlk dikkatimi çeken yarışmanın kendisi değil, sahneye çıkarılan transparan kıyafetler giymiş genç kadınlar oldu. Bir an, "Herhâlde farklı bir programa denk geldim." diye düşündüm. Fakat birkaç saniye sonra bunun eşlerin birlikte yarıştığı bir program olduğunu görünce doğrusu hayret ettim.
Kadınlar tek tek isimlerini ve memleketlerini söylediler. Ardından eşlere, "Kocanız bu kadınlardan kaçının memleketini doğru tahmin eder?" diye soruldu. Sonrasında ise erkek yarışmacılardan bu kadınların hangi şehirden veya ülkeden olduklarını hatırlamaları istendi.
İşte o an zihnimde tek bir soru belirdi:
Gerçekten hafıza mı ölçülüyordu, yoksa edep, haya ve aile mahremiyetinin sınırları mı zorlanıyordu?
Aileyi merkeze alması gereken bir yarışmanın, eşleri birbirlerinin huzurunda yabancı kadınlar üzerinden sınaması düşündürücüdür. Daha da düşündürücü olan ise bunun alkışlar eşliğinde "eğlence" adı altında sunulması ve normal karşılanmasıdır. Bir eşin, karşısındaki kadınları dikkatle inceleyip isimlerini ve memleketlerini aklında tutması başarı olarak sunulurken, diğer eşin bunu heyecanla desteklemesi, aile kurumunun hangi yöne sürüklendiğini sorgulamayı zorunlu kılmaktadır.
Edep, haya ve mahremiyet; aileyi ayakta tutan en temel değerlerdir. Bu değerler aşındığında kaybedilen yalnızca bir gelenek değil, aileyi aile yapan ruhtur. Bugün reyting uğruna sıradanlaştırılan her davranış, yarın toplumun ahlâk ölçülerini değiştirebilir. Çünkü medya yalnızca eğlendirmez; aynı zamanda öğretir, yönlendirir ve normalleştirir.
Ahlâk bir günde yıkılmaz; önce sınırlar esnetilir, sonra yanlışlar alkışlanır, en sonunda da kötülük sıradanlaşır.
Mesele sadece bir yarışma programı değildir. Asıl mesele, aile mahremiyetini zedeleyebilecek davranışların eğlence kisvesi altında normalleştirilmesidir. Toplumun en güçlü kurumu olan aile, reyting uğruna tartışmalı içeriklerin malzemesi hâline getirilmemelidir.
Bugün kendimize şu soruyu samimiyetle sormalıyız:
Aileyi güçlendiren programlar mı üretiyoruz, yoksa aile kurumunun mahremiyetini sessizce aşındıran formatlar mı?
Toplum olarak bu tür yayınlara karşı duyarsız kalmamalıyız. Tepkimizi yalnızca eleştirerek değil, izlemeyerek de göstermeliyiz. Çünkü reyting, izleyicinin verdiği en büyük oydur. İzlenen her program güç kazanır; izlenmeyen ise zamanla ekranlardan çekilir. Eğer aileyi, iffeti, edebi ve hayayı gerçekten önemsiyorsak, bu değerleri örseleyen yayınlara prim vermemeliyiz.
Edep kaybolduğunda söz kabalaşır, haya zayıfladığında bakış değişir, mahremiyet yıkıldığında ise aile sessizce çözülmeye başlar.
Aile reyting malzemesi değildir. Mahremiyet eğlence konusu değildir. Edep ve haya çağdışı değil; insanı insan, aileyi aile yapan en temel değerlerdir. Bu değerlere sahip çıkmak; anne babaların, eğitimcilerin, medya kuruluşlarının, yapımcıların ve en önemlisi toplumun ortak sorumluluğudur. Çünkü sessiz kalan toplumlar, zamanla itiraz ettikleri yanlışların sıradanlaşmasına da şahit olurlar.
Unutmayalım ki güçlü devletlerin temeli güçlü ailelerdir. Aile çökerse toplum çözülür, toplum çözülürse medeniyet ayakta kalamaz. Bunun içindir ki aile korunursa nesil korunur; nesil korunursa millet ayakta kalır. Aileyi korumak, sadece bugünü değil, yarını da korumaktır.



































