Suriyeli kadınların uğradığı şiddete de...
Reklam
Reklam
Osman ATALAY

Osman ATALAY

yazar

Suriyeli kadınların uğradığı şiddete de "hayır" diyelim

04 Aralık 2018 - 15:49

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1999 yılından bu yana 25 Kasım dünyada, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak kutlanıyor. 

Kadına yapılan şiddetin boyutları bilimsel konferanslarla, protestolarla gündeme getirilirken maalesef kadına şiddet, taciz ve tecavüz dünyanın bütün ülkelerinde her geçen gün artış göstermektedir.

Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) kayıt altına alınan tutuklamalardan derlediği bilgilere göre, çatışan taraflara ait gözaltı merkezlerinde en az 8 bin 633 kadın tutulduğunu ve akıbetlerinin meçhul olduğunu, mart ayında tüm dünya kamuoyuna ilan edilmesine rağmen gereken ilgi ve alakayı göremiyor.

8 bin 663 kadının en az 7 bin 9’u Esed rejimine ait cezaevlerinde yargılanmaksızın alıkonuluyor.

SNHR verileri, rejim güçlerinin gözaltı merkezlerindeki en az 864 kadına ve 18 yaş altındaki en az 432 kız çocuğuna yönelik 7 bin 699 tecavüz vakasına karıştığını bildiriyor.

Ancak gerçekte tutuklu ve tecavüz edilen kadın sayısının, bu rakamların çok üzerinde olduğu biliniyor. 

Bunun nedeni tutuklamaların çoğunun kayıt altına alınmadan gerçekleştirilmesi ve tecavüz mağduru kadınların sessiz kalmak zorunda bırakılması.

Bu kayıp kadınların 6 bin 177’si rejim, 921 muhalefet bölgesinde, 367’si DAEŞ, 116’sı PYD bölgesinde kayıp.

Şam’ın Doğu Guta bölgesinde yaşayan Um Muhammed, mart ayında basının karşısında yüzünü başörtüsü ile kapatarak yaşadıklarını anlatmıştı, 2012 yılında sabah saatlerinde işe gittiği sırada rejim güçlerince bir arabaya bindirilerek gözaltı merkezine götürüldüğünü ve dövüldüğünü,

3 kez sorgulandıktan sonra 7 kadın tutuklu ile aynı odaya konduğunu anlatırken zor anlar yaşamıştı.

9. sınıfta bir kız çocuğu vardı. Ona odadaki herkesin gözü önünde 6 kişi tecavüz etti. Çocuk çok dindar bir aileye mensuptu. Daha sonra onu başka bir yere götürdüler ama geri dönmedi. Eğer hayatta olsa dönerdi” diye konuştu.

“55 YAŞINDAKİ BİR KADINA DAHİ TECAVÜZ EDİLDİ”

Başörtüsünün çıkarılmasına itiraz ettiğini belirten Um Muhammed, “Bu nedenle ilk etapta işkence gördüm. Herkesin gözü önünde tecavüze maruz kaldım. 55 yaşındaki bir kadına dahi tecavüz edildi” dedi.  

Gözaltına alındıktan 5 ya da 6 gün sonra tek kişilik hücreye konulduğunu, yaklaşık 2,5 ay boyunca, 10 günde bir ekmek ve biraz peynirle yaşadığını, hastalandığını ve sinir sisteminin çöktüğünü anlattı.

Um Muhammed, “İri yarı biri gelip beni bayıltana kadar döverdi. Benim durumumda birisi daha vardı. 30’lu yaşlarda bir öğretmendi. O benden daha ağır muamelelere maruz kaldı” ifadesini kullandı.

“ONURUNUZLA GİRERSİNİZ, ANCAK ONURUNUZLA ÇIKAMAZSINIZ”

Esed rejiminin cezaevlerine giren her kadının tecavüz ve tacize maruz kaldığını anlatan Um Muhammed, “Oraya onurunuzla girersiniz ama onurunuzla çıkamazsınız. Kadınlara defalarca tecavüz ve işkence ediliyordu. Ben hücrede kalıyordum ama işkence ve eziyet seslerini duyuyordum. O sesler kulağımda, beynimde. Unutulmaz” şeklinde konuştu.

Rejim hapishanelerinde tecavüze uğrayan ve rejimin birçok zulmüne maruz kalan 24 yaşındaki 4 çocuk annesi Hamalı Meryem ise 

yaşadıklarını şöyle anlatır:

“Sorgu odası tek yataktan ibaret bir yer. İşkencenin sınırı yok. Saat gece 12’den sonra ne olurdu bir bilseniz. Komutan Süleyman, en güzel kızları seçip odasına getirtirdi. Ofisinde iki oda vardı. Arka oda tecavüz odasıydı. ‘Allah için yapma’ derdim. ‘Allah yoktur’ derdi. ‘Peygamber için’ derdim. ‘O izinde’ derdi. ‘Kim daha tatlı? Özgür Suriye Ordusundakiler mi, biz mi?’ diye iğrenç sorular sorardı. Tecavüze uğrayan bir kız hamile kaldı. Hamileyken de tecavüze uğruyordu. 6. ayında doğum yaptı. Çocuğunu önünde kurşun sıkarak öldürdüler. O kız aklını oynattı. Şimdi ailesi onu iple bağlıyor. Başka bir arkadaşım 3. sınıf tıp fakültesi öğrencisiydi. Bekârdı. Ona da tecavüz edildi. Sefire bölgesinden Ahmet diye bir genç vardı, bizim yakarışlarımızı duydukça ağlardı. Her gün, sabah işkence. Akşam tecavüz. Kimse bize duyarlı olmadı. Sesimiz duymadı. Ne yaptık? Yaralılara yardım ettik. Muhasara altında olan ailelere gıda gönderdik.” 

Meryem, hapishaneden çıktıktan sonra çok büyük şaşkınlık yaşadığını, güler yüz ve merhametle karşılanmayı beklerken bütün toplumun kendilerini tecavüze uğradıkları için aşağıladığını belirterek, bakkala bile girip alışveriş yapamadığını söyledi.

Meryem, kocasının kendisini boşadığını, bütün ailesinin kendisinden yüz çevirdiğini, bayramlarda dahi telefonlarına çıkmadıklarını, üstelik kardeşinin kendisini öldürmekle tehdit ettiğini belirtti.

“Herkese sesimizi ulaştırdık. ABD’ye, insan hakları örgütlerine ama nafile kimse duymadı” diyen Meryem, hâlâ içeride olan arkadaşlarını merak ettiğini söyledi ve onların unutulmaması gerektiğini vurguladı.

Merkezi Fransa’da bulunan ve 100’ün üzerindeki ülkede insan hakları örgütlerine çatı oluşturan Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), “Suriye’de Kadına Karşı Şiddet: Sessizliği Kıralım” adlı geçtiğimiz yıllarda yayınladığı raporunda, her zaman olduğu gibi savaşın en acımasız yüzüne şahit olan kadınlara yönelik cinsel şiddet ve tecavüz olaylarını belgelemişti fakat nafile.

Federasyon, Suriyeli kadınlara rejim tarafından cinsel taciz, işkence ve tecavüze varan sistematik bir cinsel saldırı uygulandığını bildiriyor. 

Raporda, cinsel saldırı ve tecavüz vakalarının daha çok Suriye ordusu tarafından yapıldığını, ordunun tecavüz ve cinsel tacizi bir sindirme yöntemi olarak kullandığı tespiti belirtiliyor.

Raportör Jeanne Sulzer, “Görüştüğümüz kadınların yaşadıkları ağırlaştıkça utançları ve konuşmama istekleri de artıyordu. Kadınlar savaşta gerçek bir dram yaşıyor ve bunu anlatmaktan hâlâ çekiniyorlar. Henüz kitlesel olarak uygulanmıyor, belki bir Bosna seviyesinde değil ama cinsel şiddet ve tecavüz ve bunun beraberinde intiharlar Suriye’deki savaşın da gerçeği” notunu düşmüş.

Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda yaşanan Kaşıkçı vahşetini unutmayalım…

2018 yılının hafızalarımıza kazınan sarsıcı vahşeti hiç şüphesiz gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim Salı günü Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda Suudi Arabistan’dan gelen infaz timi tarafından boğularak katledilmesiydi.

Kaşıkçı, bir poşet ya da ipi andıran plastik bir malzeme ile boğulmuştu.

Adli Tıp Kurumu Başkanı Al Tubaigy, müzik açıp cesedi 15 parçaya ayırmıştı.

Bunların hepsi başkonsolosun makamında gerçekleşmişti. 

Bir gazetecinin konsoloslukta katledilişi dünya kamuoyunu harekete geçirmişti.

Bu olay Suudi Arabistan’ın bütün dünyadaki prestijini büyük ölçüde yerle bir etti.

Kaşıkçı’nın mağduriyeti insanların duygu dünyasında büyük depremler yaşamasına sebep olurken, Suriye’de yanı başımızda cezaevlerinde tutuklu kadınlara yapılan işkenceler karşısında benzer bir mağduriyetin, vahşetin gündemde tutulmasını maalesef ıskalayıp duruyoruz.

Bugün Suriye hapishanelerinde bulunan kadınların akıbeti için bir şeyler yapmamız gerekiyor. 

Kral Selman’a uygulanan baskı, Esed’e neden uygulanmasın?

Burada en büyük sorumluluk İran ve Rusya’ya düşmektedir. 

İran ve Rusya liderleri Suriye hapishanelerindeki kadınları serbest bırakacak güce sahiptirler.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum