Çok unsurlu bölgelerde yaşanan çekişmeler Türkiye ve Suriye gibi ülkelerde sıklıkla görülmektedir. Etnik unsurlar, bir diğeri ile sürekli çatışırken yaşanan bu çatışmalar aslında daha fazla bölünmelere ve zayıflamalara neden olmaktadır. Türk – Kürt, Alevi – Sünni, İslamcı – Laik gibi birçok örneği görülen bu durum aslında dış mihraklar tarafından sürekli kaşınan ve taze tutulan bir durum.
Oysaki Amerika Birleşik Devletleri benzerinde görülen çok parçalı yapılar ortak zenginlik ve refaha paydaş olmak uğruna göz ardı ediliyor. Hatta etnik yapı sadece birer kimlikten öteye geçmez. Zaten İslam anlayışına göre “Ben sizi taife taife yarattım, ta ki birbirinizi tanıyasınız,” (Hucurat-13) işaretiyle doğruluğu tescillenmiştir.
Avrupa Birliği bölgesinde de gördüğümüz yüksek hayat standartları bu birliğe üye olma heveslerini de kamçılar. Birlik, ilk başta Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak kurulduğunda üyelerinin ekonomik dayanışması hedeflenmişti. Fakat elde edilen başarı siyasi ve beraberinde askeri ittifakları da getirdiğinden daha da güçlenmeye vesile oldu.
Diğer taraftan Türkiye’de yaşanan bölücülük faaliyetleri birtakım hainlerin fonlanarak ülkemize ihanet etmesi sağlanmış, sonuçta bölünmenin getireceği zafiyet bölücüler tarafından görmezden gelinmiştir.
Yeni bir yapılanmaya giren Suriye, demokratik anlamda farklı unsurların, farklı inançların bir arada yaşaması ve güçlü bir Suriye Devletinin inşası için gayret sarfederken bunu istemeyen İsrail Terör Devleti iş birliği yapacak hainleri bulmakta gecikmiyor. Dürziler, tarihte de benzer isyanlara girişmişler, dış güçlerin müdahalesi için sebep teşkil etmişler. Terör örgütü PKK-YPG ve uzantıları da yine dış destekli yardımlarla varlığını devam ettirirken Suriye’nin zayıflamasına, otorite boşluğu oluşmasına katkı sağlamaktadır.
Böl, parçala, yok et taktiğini artık apaçık uygulayan batılı güçler Türkiye, Suriye, İran, Irak, Azerbaycan gibi bölge devlerinin güçlenmemesi, zenginlik ve refaha kavuşmaması için elden gelen her şeyi yapıyor. Zenginlik ve refahın oluşmaması için kurulmuş komiteleri her zaman iş başında tutuyorlar. Ekonomik ve siyasi entrikalarla planlarını uyguluyorlar. Sosyolojik ve antropolojik kuramlarla taktikler geliştirip düşünce kuruluşlarında hedefler belirliyorlar. Her şeye rağmen engellenmek istenen menfaat yine de oluşursa bunu sadece belli bir grubun faydalanması için çalışıp diğerlerini dışında tutuyorlar. (Esat döneminde yaşanan Nusayri örneğinde olduğu gibi.)
Tabi bunun için ortada paylaşılacak bir refah ve zenginlik ortamı olmalı. Enerji ve tarım üretiminde doğal zenginliklere sahip bir coğrafyanın ticaret yolları ortasında olması aslında yeterince zenginliğin potansiyeli olduğunu gösteriyor. Geriye bir tek istikrar kalıyor.
Zamanında inşa edilen Hicaz Demiryolu Projesi bu toprakların canlanmasına, ekonomik ve siyasi istikrara kavuşmasına, halkların kaynaşmasına vesile olması hedeflenmişti. İngilizler gelir gelmez öncelikle bu demiryolu hattını tahribe başladılar. Eğer Birinci Dünya Savaşı çıkmasaydı ve Osmanlı Devleti bu topraklarda dirayetli bir yönetimle ayakta kalabilseydi dünya ticaret yolları üzerinde merkezi bir yapıyı yönetirken dünya enerji kaynakları rezervinin yarısı bir zenginliğin sahibi olacaktı. Böyle bir gücü ortadan kaldırmak mümkün olmayacağından planlar yapılmış, cetvellerle sınırlar çizilmiş, hainlere görevler verilmişti. Sonuçta hiçbir petrol kaynağı olmayan ama zengin bir batı dünyası ve her şeyi olduğu halde açlıktan evladını kaybeden Gazzeli anneler.
Tarih çok değerli bir bilimdir. Bilmemek, öğrenmek kayıp; ders almamak ahmaklıktır.
Saygılarımla.
Cüneyt Tüzel