GOLAN'IN İLHAKI
SUAT GÜN

SUAT GÜN

GOLAN'IN İLHAKI

Bir basın toplantısında, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Başkan Trump’ın İsrail-Suriye sınırındaki Golan Tepeleri üzerinde İsrail’in egemenliğini, İsrail Başbakanı Netanyahu ile görüşmesi sırasında tanıyacağını söyledi. Nitekim Pence’nin dediği gibi oldu. Trump, Netenyahu görüşmesi esnasında kocaman bir çerçeveye konulmuş Golan Tepeleri hediye metnini (!) imzaladı, Netenyahu’ya verdi. Bu hediye takdim töreni ne manaya geliyordu?
ABD Başkanı isterse başkalarına ait toprakları kafasına göre istediği gibi dağıtabilir. Başkalarının haklarını başkalarına hediye edebilir. Esas sahiplerden izin almaya gerek yoktur.
Uluslar arası kurumların uluslar arası kararların hiçbir önemi yoktur. BM kararlarına şayet ABD uyarsa geçerlidir. Uymazsa hiçbir hükmü yoktur.
Uluslar arası meşruiyet şayet ABD kabul ederse vardır. Etmezse yoktur. Meşruiyetin temel kaynağı ABD’dir.
ABD bir devleti ödüllendirmeye karar verirse, hiç kimseye danışmadan başkalarının toprakların bir başkasına hediye edebilir. Elinden alabilir. Sudan örneğinde olduğu gibi bölebilir. Tanıyabilir, tanımaktan vazgeçebilir.
Bir antlaşmanın varlığı ABD’nin tanımasına ve uymasına bağlıdır. Hükümsüz dedi mi, geçerliliğini kaybeder. İran nükleer antlaşmasında olduğu gibi…
ABD bir ülkeye karşı ambargo uygulamaya karar verdi mi, bütün devletler buna uymaya mecburdur. Uymadığı taktirde suç isnat ettikleri kişi veya siyasetçileri kendi mahkemelerinde yargılayabilir, cezalandırabilir, devletlere ceza kesebilir.  İlgili devletin iradesi dışında yargılama yapabilir. Halk Bankası davasında olduğu gibi…
ABD bir devleti haydut devlet ilan etti mi, uluslar arası meşruiyetini kaybeder. Haydutluk yapmak sadece kendisine mahsus iştir, kimse itiraz edemez, sebebini soramaz.
Hâlbuki 2010’lu yıllara kadar Suriye iç savaşı çıkmadan önce İsrail su kaynakları hariç Golan’ın Suriye’ye devri konusunda Şam yönetimi ile görüşmeler yapıyordu. İşgal topraklarını Şam’a devir etmeye hazırlanıyordu. ABD’nin 2003 Irak işgali başlamadan önce Filistin-İsrail görüşmelerinde iki devletli çözüm planı üzerinde çalışılıyordu. Ciddi ilerlemeler olmazsa da bazı noktalarda mutabakat sağlanıyordu.
Madrid Konferansı, 1991, Oslo Görüşmeleri, 1993 Camp David Zirvesi 2000, Arap Barış Plânı 2002, Görüşmelerinde Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde bağımsız bir Filistin devleti kurulabilmesi için İsrail’in 1967 sınırlarına dönmesini ve karşılığında İsrail’in Arap devletlerince tanınması öngörülüyordu.
Annapolis 2007; ABD Başkanı George W. Bush, Maryland eyaletinin Annapolis kentinde barış sürecini yeniden başlatmak için bir konferansa ev sahipliği yaptı. İsrail Başbakanı Ehud Olmert ve Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas Arap ülkeleri temsilcilerinin de yer aldığı görüşmelere katıldı. Konferansta, 2008 yılını sonuna kadar barış antlaşması imzalanması hedefiyle müzakerelerin sürdürülmesi kararına varıldı. Washington, 2010 bir karar alınamadı, konferans dağıldı.
Paris Zirvesi, 2017; İsrailliler ve Filistinliler arasında sorunları görüşmek üzere 70’ten fazla ülkenin temsilcisi Fransa’nın başkenti Paris’te toplandı. Netanyahu, ülkesine karşı kurulmuş bir ‘tezgâh’ olduğunu savunduğu görüşmeleri sert şekilde eleştirdi. Görüşmelere İsrail katılmadı, karşısında muhatap bulamayınca Filistin temsilcileri de katılmadı. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault, iki devletli çözümün tek çözüm yolu olduğunu söyledi. Toplantı fiyasko ile bitti.
2017-2018’den itibaren İsrail daha saldırgan davranmaya başladı. Kudüs Mescid-i Aksa’ya yönelik fanatik Yahudi girişleri başladı. Mescid-i Aksa’ya Müslümanların girişi engellendi. Son olarak da ABD Başkanı Trump’un Kudüs’ü başkent olarak tanıma kararı, Filistin lideri Abbas’a göre “bütün barış çabalarının altını dinamitledi”.
Buradan şu anlaşılıyor ki Irak’ın ABD tarafından işgali, Suriye iç savaşı Arapların direnme gücünü azalttı İsrail’in önünü açtı. Libya’nın bölünmesi, Mısır’da İsrail yanlısı Sisi’nin iktidara gelmesi, Yemen iç savaşı, S. Arabistan ve BAE yönetimlerinin İsrail yanlısı tutumu Arap Dünyasının topyekûn direnişini kırdı.
İsrail’in bu durumda hiç kimse ile barış yapmaya niyeti ve ihtiyacı yoktur… İsrail açısından barışa ihtiyaç kalmamıştır. İstediği her şeyi elde edecek ortam tesis edilmiştir. Şimdi sıra Mescid-i Aksa’nın yıkılmasına geldi. Bir zamanlar komplo teorisi olarak nitelenen, İsrail’in bunları yapmaya gücü yetmez denilen, dedikodu ve fanteziden başka bir şey değildir diye önemsenmeyen her şey bir bir gerçekleşmeye başlamıştır.
Sonuç: Siyonizm hedeflerine adım adım yaklaşmaktadır. Oded Yinon planı saat gibi işlemektedir.


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum