casino siteleri bedava bahis tarafbet
hicrethaber,cumhurbaşkanı,başkan,filistin,libya,ıran,ırak,hac,siyaset,erbakan,saadet,akparti,chp,eğitim,sağlık,moda,magazın,yurt,gazete,
  • Reklam
GÜVENİLİR İNSAN
KÂMİL ÇAKIR

KÂMİL ÇAKIR

GÜVENİLİR İNSAN

Hz. Muhammed (sav) çeşitli vesilelerle insanlar arası sosyal münasebetlerin tanzimi, beşeri ilişkileri güzelleştirmeyi, feragat ve fedakarlığı, sevgi ve dayanışmayı, karşılıklı güven ve itimadı mecazi anlamda da olsa iman konusu saymakta, kamil imanın tezahürü ve mümin olmanın vasfı olarak görmektedir. Müslüman’ı, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu, selamette olduğu kişi olarak tarif etmektedir. Bu eminliği sadece can için değil, aynı zamanda malları için de zikretmektedir. Hz. Muhammed (sav) hayatında insani özellikleri iyileştirmek için çalışmıştır. Yoldaki bir taşı kendisinden sonra gelenleri incitir diye kaldırmayı bile mümin özelliklerinden saymaktadır.

İnsanları en çok etkileyen şey insanın eli ve dilidir. Dil yarası kolay kolay kapanmaz, telafi edilemez. İnsan birisine silah çekmeden önce bile girizgâhı dille yapar. Bütün davranışlarda ilk adımı dil atar. Peygamber Efendimiz döneminde müşrikler en büyük rahatsızlığı dilleri ile vermişlerdi. El, dilden sonra devreye girer. “Ok yarasının çaresi vardır, ancak dil yarasının tedavisi yoktur” der şair Hassan b. Sabit…

İnsanlara mallarından ve canlarından emniyette oldukları kanaatini vermek, müminin şiarı olarak gösterilmektedir. Hz. Muhammed (sav) İslam dininin gönderiliş amacının, yeryüzünde güven ve emniyeti tesis etmek olduğunu söylemektedir. Zaten Hz. Muhammed’in unvanı da el- Emindir. Ebu Cehil bile “Muhammed asla yalan konuşmaz” demiştir. İslam’ın amacı güven vermek, Müslüman da çevresine güven verendir. Etrafına, etrafındakilerin canına, malına, namusuna zarar vermek haramdır. Hz. Muhammed (sav) “Bir süvari, içinde Allah korkusundan başka hiçbir korku ve endişe duymadan, Sana’dan Hadramut’a kadar tek başına gidecektir” diyerek dinin temel amacının güven ve emniyet, Müslümanın da emin insan olduğunu zikretmektedir.

Müslüman, emin olduğu kadar haramdan da kaçan ve yasakları terk eden kişidir. Resülüllah döneminde Mekke’nin fethine kadar Medine’ye hicret farz idi. Bunun sebebi Müslümanların Medine’de yekvücut olmalarını sağlamaktı. Müslümanlar arasında bütünlük sağlama adına Hz. Muhammed’e (sav) biatın şartlarından biri de hicretti. Mekke’nin fethinden sonra hicret farz olmaktan çıkmıştır. Çünkü Müslümanlar bir güç oluşturmuşlardı. Bugün Müslümanların dayanışmaları, birlik olmaları ve kenetlenmeleri gerekirken birbirimize engel oluyor, itibar kaybına uğratıyor ve aşağılamaya çalışıyoruz.

Hz. Muhammed (sav), “Bir insana zarar vereni Allah da zarara uğratır; birini sıkıntıya düşüreni Allah da sıkıntıya düşürür” ihtarıyla bizleri uyarmaktadır. Cezalar amel cinsinden olur. İyilik edene Allah iyilik eder. Kusurları örtenin Allah kusurlarını örter. Ayıpları ifşa edenin de Allah ayıplarını ifşa eder. Birini rahatlatan kişiyi de Allah rahatlatır. Allah’ın vereceği zarar da fayda da insanlarınki gibi olmaz. Bunlar dinin sahibinin sözleridir. Bizim tavrımız Allah’ın bize tavrının göstergesi olacaktır.

Komşusu kötülüğünden emin olmayan, Resulüllah’ın istediği gibi mümin olamaz. Onun istediği gibi mümin olmayınca yarın mahşerde O’ndan nasıl yardım talep edebiliriz ki? Bir mümine zarar veren, tuzağa düşüren veya ona hile yapan kişi lanetlenmiştir. Bu zarar sadece maddi değil aynı zamanda manevidir de… Kibir ve gururumuz bize birçok hata işletebilir. Ama bizimle gelecek olan şan ve şöhret değil amellerimiz olacaktır. Hayatımızı da ona göre düzenlemeliyiz.

Müminin bir özelliği de kimseyi ayıplamamasıdır. Kardeşini bir hatadan dolayı ayıplayan kişi aynı hatayı işlemeden ölmez uyarısı kulağımızda küpe olmalıdır. Kendisi mükemmelmiş gibi davranıp başkasının başına gelen felaketten dolayı sevinmek, ayıbına gülmek müminin vasıflarından olamaz. Şeytanın aldatmasına karşılık Allah, ölünceye kadar insanlar için tövbe kapısını açık tutmaktadır. Bu Allah’ın şanındandır ve bizlere verilmiş bir lütuftur.

Başkasının başına gelene sevindiğimizde, Allah o belayı ondan alıp bizim başımıza salar. Kişilik yapısı olarak mümin başkasının başına gelene sevinmeyecek bir asalete sahiptir. Allah değer vermiş ve kul olarak yaratmış ise bize düşen ayıbına gülmek değil derdine yardımcı olmaktır. Yüce Mevla bu tipleri uyarıyor ve dünyada da, ahirette de onlar için acı veren bir azap olduğunu ilan ediyor. Müminlerin arasını düzeltenleri de rahmetle müjdeliyor.

“Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kimsedir.” (Buhari, I/13)

“Allah’ım! Kötü akıbetten, helake uğramaktan ve düşmanların şamatasından (onları sevindirecek bir halden, onların diline düşmekten) sana sığınırım!”

Âmin…

YORUMLAR

  • 0 Yorum