Kastamonu’nun tepesinde sessizce duran bir saat kulesi… Ama bu kule sadece zamanı göstermiyor; aynı zamanda sürgünün, hikâyenin ve tarihin izlerini taşıyor.
Kastamonu’ya her gelişimde beni en çok etkileyen yerlerden biri, şehrin yukarısında dimdik duran Saat Kulesi olur. İlk bakışta sade bir yapı gibi görünür. Ama biraz yaklaştığınızda, aslında sadece bir saat değil; bir hikâye, bir hatıra ve belki de bir kırgınlık görürsünüz.
Bu kez adımlarımı özellikle o yöne çevirdim. Çünkü burası sadece gezilecek bir yer değil; hissedilecek bir mekân.
Şehrin tepesinde sessiz bir tanık
Saat Kulesi’ne doğru yürürken Kastamonu’nun o kendine has dinginliği eşlik ediyor insana. Ağaçların arasından yükselen kule, sanki şehri uzaktan izleyen bir bekçi gibi.
Yapının bulunduğu Sarayüstü Tepesi’ne çıktığınızda manzara bir anda açılıyor. Altınızda Kastamonu, karşınızda ise geçmişin izleri…
Kulenin mimarisi sade ama güçlü. Açık sarı taşları, dört yöne bakan saatleri ve zamana meydan okuyan duruşuyla insanı durup düşünmeye zorluyor.
Bir an duruyorsunuz…
Ve gerçekten zamanın yavaşladığını hissediyorsunuz.
Sürgün edilen bir saat, kalan bir hikâye
Bu kuleyi diğerlerinden ayıran en önemli şey ise taşıdığı hikâye. Rivayete göre saat, İstanbul Sarayburnu’ndan Kastamonu’ya “sürgün” edilmiştir.
Sebebi ise oldukça ilginç…
Gece yarısı çalan saatin sesi, sarayda istenmeyen bir olaya neden olur. Ve bu olayın ardından saat, bulunduğu yerden alınarak Kastamonu’ya gönderilir.
Bugün kulağa biraz efsane gibi geliyor. Ama bu hikâye, Saat Kulesi’ni sadece bir yapı olmaktan çıkarıp yaşayan bir hatıraya dönüştürüyor.
Kulenin yanında dururken ister istemez şunu düşünüyorsunuz:
Bir saat sürgün edilir mi?
Ama belki de mesele saat değil…
Mesele, zamanın kendisidir.
Zamanın sesini dinlemek
Kulenin etrafında dolaşırken, her köşede ayrı bir detay fark ediyorsunuz. Taşların arasındaki izler, yılların yorgunluğunu taşıyor. Ama buna rağmen hâlâ dimdik ayakta.
İçinde yer alan mekanizma, yıllardır görevini sürdürüyor.
Hiç durmadan…
Hiç şikâyet etmeden…
Bu da insana garip bir huzur veriyor.
Etrafındaki yürüyüş alanları, oturma yerleri ve manzara noktaları burayı sadece tarihî bir yapı olmaktan çıkarıp bir buluşma noktasına dönüştürmüş.
Ama en güzel an, kalabalıktan uzaklaşıp sadece kuleyle baş başa kaldığınız an.
İşte o zaman gerçekten duyuyorsunuz:
Saatin tik takları değil…
Zamanın kendisi konuşuyor.
Bir şehir, bir kule ve bir his
Kastamonu Saat Kulesi, bana göre sadece bir gezi noktası değil. Burada insan, geçmişle bugün arasında ince bir çizgide yürüyormuş gibi hissediyor.
Bir yanda sürgün hikâyesi…
Bir yanda yıllara meydan okuyan bir yapı…
Ve ortasında duran siz…
Belki de bu yüzden buradan ayrılırken insanın içinde garip bir duygu kalıyor. Ne tam hüzün, ne tam huzur…
Ama kesin olan bir şey var:
Bu kuleyi gördükten sonra zaman kavramına biraz daha farklı bakıyorsunuz.
Kastamonu’dan her ayrıldığımda aklımın bir köşesinde bu kule kalır. Çünkü bazı yapılar sadece taş değildir; bir duygunun, bir hatıranın ve bir hikâyenin taşıyıcısıdır.
Saat Kulesi de işte tam olarak böyle bir yer.
Zamanı gösterir…
Ama aslında zamandan daha fazlasını anlatır.
Selam ve dua ile…



































