Anladığımız mânâda genci ve gençliği tahlil laboratuarınıza alalım…
Bize göre genç ve gençlik… Dünyanın bütün iklimlerinde örnek çapta kabul edilecek ve topyekun insanlığın, hürmet ve hayranlıkla önünde eğilebileceği ruh ve beden dinçliğini yaşatan insan tipini meydana getirmekte en müsait varlık…
Bu mânâda, her dava genci kapmaya, her fikir onu sarmaya, herkes gönlünde yeşertmeye, her rejim onu beslemeye, her dünya görüşü kapısında alâka dilenmeye ve her lider desteğine sahip olmaya can atar…
Kainatta, yerle gök arasında, inşasını perçinlemek ihtiyacında hiçbir dava yoktur ki, ufku ve fikri uğruna kurban vermesin… Ölümsüzlük mimarisini muhteşem bir iman gökdeleni olarak, yıldızlara kadar yükseltebilmek davasının ana harcı, kurban verebilmektir… Bunun en hâlis ifadesini, ıstıraba dayanma ve acı çekme kabiliyetinde emsalsiz numune olan gençte müşahade edebiliriz… Oluş ve kendine geliş memuriyetinin en büyük namzedi gençte… Gençlikte…
İnsanlık tarihine baktığımızda, müsbet ve menfî istikametlere doğru yol almak isteyen her türlü hadise, fikir, din ve büyük inkılâpların, kendi hareketlerine inşa etmeye çalıştıkları en tesirli aksiyon (itici gücün) gençlik olduğunu görürüz…
İdeal gençliğin ilk şartı, fiziki adale tazeliği ile ruh tazeliğinin birleşerek meydana getirdiği, serpilecek her tohumu derhal filizlendiren madde ve mânâ tarlası oluşu… Fiziki adale zindeliği ile ruh tazeliğinin kaynaşması ve birlikte yaşaması… Ve Halit bin Velid gibi, Alparslan gibi, Fatih gibi, yavuz gibi, Tarık bin Ziyad gibi, İskender gibi, Atillâ gibi, Napolyon gibi bu tazelikleri büyük davaların, iman ve gayeleri uğrunda dipdiri tutmaktır…
Genç insan, inanmaya ve gerçekleştirmeye en istidatlı bünyedir… İnanan genç, inandığı uğrunda, çile ve ıstıraba misilsiz tahammülü sergileyebilen, granitten bir yıkılmaz yalçın kaledir…
Gençte, merhamet hissi de, gayesi uğrunda yok etmek yahut ölmek arzusu da çağlayanlar gibidir… İşte Müslüman Türk Gencinin, tarih sahnesinde mahyalaştırdığı ebedî, çarpıcı parolası: Ya şehit!.. Ya gâzi!..
Tarihte, büyük davalar, her seferinde, kendi müsbet veya menfi inanç katarlarını bir gençlik lokomotifinin peşine takarak, hedeflerine ancak öyle ilerleyebilmişlerdir…
Dünyanın her ikliminde, büyük davalar için genç, fikirde ve aksiyonda, daima zaferler getirecek taarruz oku ve düşmandan koruyucu emin bir müdafaa kalkanıdır…
Ve bunun içindir ki, Sokrat’tan Gazali’ye, Eflatun’dan Marks’a… Kant ve Bergson’dan Bediüzzaman’a… Felsefeden tasavvufa her dava ve davacının hitab ettiği esaslı istinad, genç dimağ ve gençliktir…
İnsanoğlunun ezel-ebed kurtuluş dini İslâm, kızgın çöldeki her kum tanesine bir diriliş ve saadet medeniyetini inşa edişini de, İslâm’ın ebedî gençleri, Allah’ın arslanı İmam Ali ve Habeşli Bilâl gibi ruh ve beden tazeliğinin billurlaştırdığı coşkun iman selleriyle gerçekleştirmiştir…
İslâm’ın genç dimağa bakışını destanlaştıran Büyük Halife Hazreti Ömer buyuruyor: “Gençlik Kuvvettir. Gençliği olmayan dava ölmeye mahkumdur…”



































