Gazetelere intikal eden yahut bir şekilde sızdırılan haberler doğru ise, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu, kendi manasını mahiyetini ve selahiyetini kökten değiştirme, Orduyu ayrıştırma, iptal ve imha etme komisyonu kılığına girme hayallerine kapılmıştır…
Haberlere bakılırsa, Darbeleri Araştırma Komisyonu, Meclisin, Devletin ve Milletin temeline bomba koyma, ocağını söndürme müfrezesine dönüşmektedir.
Baksanıza, komisyonun, TBMM Başkanlığına sunmaya hazırlandığı teklifler paketinin garabetine… İşte bazı teklif maddeleri:
*”Rahat-Hazır ol!”a son verilmeli.
* Sivildeki ilk ve orta öğretim okul kıyafet rejimi değiştirilmeli.
*OYAK’ın ayrıcalığı bitmeli.
*Bediüzzaman’ın mezarı bulunmalı.
*AB kriterlerine devam edilmeli.
*Askeri okullarda “Darbe kötüdür” dersleri okutulmalı.
*Jandarma kaldırılmalı, yerine Kır Polisi kurulmalı.
*Askeri liseler Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmalı.
*Askeri lojmanlar satılmalı.
*Profesyonel Ordu çalışmaları hızlandırılmalı.
*MGK’nun TRT ve diğer stratejik kurumlara yaptığı danışmanlıklar kaldırılmalı.
Devleti imha ve iptal vazifesini yüklenmiş görünen Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonunun, Mondros mütarekesi kararlarından beter teklifleri ile Türkiye Cumhuriyetini, kayıtsız şartsız teslim almaya hazırlandığı aşikar… Meçhul olan, bunu kimin adına yapmaya yeltendiğidir…
Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu, bu teklifleri Meclise sunmakla, kanuni sınırlarını parçalamış, hakkı ve hukuku çiğnemiş, haddini çoktan aşmış olacaktır…
Siyasi iktidardan emin ordu ile ordudan emin iktidar idealine ulaşmanın yolu bu değil… Siyasi irade ile ordunun sınırları adil ve hakkaniyet çerçevesinde çizilmediği ve buna riayet edilmediği müddetçe çekişme bitmeyecektir…
Ordu ile siyasi irade birbirine güvenmelidir. Bunun için önce birbirini iyice tanımalı ve anlamalıdır ki, pürüzleri temizleyebilsinler…
Ordu ile siyasi iradenin, asgari değil azami müştereklerde birleşmeleri şarttır… Bunun ilk adımı, aynı ruh ve dünya görüşüne sahip olunmasıdır… Milletin emrinde hükümet, hükümetin emrinde ordu nizamı gerçekleşir ve herkes hakkına rıza gösterir, birbirine güven besler ve anlayış her tarafa hâkim olursa, halledilmeyecek mesele kalmaz…
Taraflar kendi kudretlerini, birbirinin burnunu kırmak için değil, el ve gönül birliği için kullanmalıdır. Aksi halde, hükümetle ordunun, ordu ile milletin arasına uçurumlar yerleşir… Milli irade orduya tabii olur ve hükümet ordunun güdümüne mahkûm olursa devlet piramidi tepetaklak olur.
1950-1960 arasında, ordunun hali, “ subaya kız verilmez” seviyesine dayanmıştı… Merhum Menderes’in bu hale düşürülmüş ordu hakkındaki, “ icap ederse orduyu yedek subaylarla idare ederim” talihsiz beyanatı, askerle sivil iradenin arasına girmiş uçurumun ilk tezahürlerindendir…
27 Mayıs ihtilalinden sonra, sivil siyasi irade sıkıştırılıp sus-pus edildiği TBMM ve hükümet binalarında, “ acaba ordu ne der?” endişesini, kendi icraatlarının olmazsa olmaz anahtarı halinde müeyyideleştirdi…
Ordu zalim ve hükümetler kukla olunca millete de mazlum olmaktan başka çare kalmadı… 27 Mayıs ihtilalinden sonra öyle oldu.
Şimdi zulüm sırasının sivil siyasi iradede olduğu görülüyor… Olur, olmaz, haklı haksız her fırsatta, orduya saldırılıyor, vuruluyor, örseleniyor, yontuluyor…
Sanki ordumuzu sevmeyen, hırpalayarak hizaya getirmeye kararlı bir yabancı kuvvetin tavsiyeleri tatbik ediliyormuş gibi, sivil irade dönüp dönüp kendi ordusuna saldırmaktan yorulmuyor, usanmak nedir bilmiyor…
Bugünkü sivil irade, ordu ile hükümetin aynı ruh ve dünya görüşünde birleşmesi, barışması ve kaynaşması fırsatını yazık ki tepelemektedir… Karşılıklı güven tohumları atılamamıştır… Müsbet alaka ve anlayış bağı nedense kurulamamış, hınç yerini sevgiye, intikam yerini affa bırakmamıştır…
Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu, Bediüzzaman Hazretlerinin mübarek mezarının tesbitini, sivil okullardaki çocukların kıyafet rejimini ve ordu nizamının alfabesi olan ( rahat- hazır ol) u alakalılara bırakıp sadece kendi işine bakmalıdır…
Eğer bu komisyonun başkan ve üyelerinde zerrece miktar medeni cesaret varsa, darbelere son vermek için ordunun biricik ihtiyacına dikkat kesilmelidirler… Bugün Kahraman Türk Ordusunun uzun yıllardır uzaklaştırıldığı iman ve ihlâsla kıvamlaşmış din duygusuna yeniden kavuşması kuvvetli Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden dirilişine imkân tanıyacaktır… Peygamber Ocağı ordumuzun bugün sadece buna ihtiyacı vardır… Soylu Müslüman Türk milletinin ordusu en az kendi milleti kadar İslam a sarılmalıdır…
İslam ın en son ordusu olan kahraman ordumuz, Batı’daki emsallerinin hangisinden daha kıymetsizdir ki, hepsinin kışlalarında papazı ve kilisesi olduğu halde, Müslüman Türk’ün Müslüman ordusunda dini teşkilattan eser yoktur…
Malum komisyon, bu meseleyi dava edinmeli ki aziz ordu mukaddes İslam la bütünleşsin ve unutulmasın ki, İslam hiçbir sınıfın, zümrenin, grubun, cemiyetin ve cemaatin tapusunda değildir… Ancak, İslam la mayalanmış ruh hamuruna sahip ordu ihtilalci olmaz, darbe yapmaz ve kendi milletinin işgalcisi durumuna düşmez…
Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu, kin kokulu garip teşebbüsünü bırakmalı, İslam da, Kur’an da, secdede, sevgide, kardeşlikte ve gönül birliğinde karar kılmalıdır… Darbeleri önlemenin, ayakta durmanın, alnı açık ve başı dik yaşamanın yolu budur.



































