Kainâtın Efendisi’nin şereflendirici müjdesine nailiyetin madde ve mânâ plânında remzi, büyük oluş… Bu remzin cihana tebliği halinde, Ayasofya’dan beş vakit semaya yükselmeye başlayan ezanlar…
Yüzlerce teşebbüse, sefere ve cehd hamlesine rağmen, Konstantinopolis’i Müslümanlaştıran büyük fethi, ilâhi takdir Türk’e müyesser kıldı ve İstanbul, seyarlıktan sabitliğe geçiş yaparak Anadolu’yu vatanlaştıran soylu milletimizin fikir, mânâ, aksiyon ve heyecan merkezi oldu…
Cihan hakimiyeti yolunda, tarihi bu keskin dönemeçle, Türkler, Batı’nın karanlık bağında bir kurtuluş neşteri halinde kullandıkları Tevhid Bayrağını Ayasofya’da dikerek karanlığı yırtmaya, köhnemiş cehalet çağını kapatmaya başladılar… Nurdan, inançtan ve ebedî diriliş saadetinden ilhamını alan yeni bir çağın medeniyet kapısını açtılar…
Fetih hamlesinin muzaffer kumandanı Fatih Sultan Mehmet, Türk yaptığı İstanbul’da, madde ve mânâ medeniyetinin zafer bayrağını diktiği Ayasofya’dan, Bizans vasıtası ile, topyekün karanlık Haçlı alemine merhamet serpmeye başladı… Ve Ayasofya, İslâm dünyası için en büyük fethin remzi olduğu çapta, cehlin ve kara taassubun pençelerinde kıvranan Haçlı Batı için de, hakikate, adelete, sevgiye, merhamete, ve ebedî saadete gerçek doğuşun timsâli haline geldi…
Ayasofya böylece, Müslüman Türkün adil kılıcına teslim olarak, önce kendisini zilletten kurtardı, sonra Bizans vesilesi ile Hristiyanlara Tevhid dinini ve soylu kurtuluşu işaret etmiş oldu…
Ayasofya, en büyük fethin madde ve mânâ tapusudur…
Ayasofya, Türk adaletinin emsalsiz beratıdır…
Ayasofya, Bizans için kara taassuptan kurtuluş nişanesidir…
Ayasofya, Türk’e has merhametin tarih vesikasıdır…
Ayasofya, Peygamberler Peygamberinin hadis müjdesinin gelecek çağlara aksedişidir…
Ayasofya, Kostantinopolis’i, Müslümanı bol Asitâne yapan ruhtur…
Ayasofya, İstanbul’da Türk’ün cihangir devlet hamuruna mânevi ihtişam mayasını katan ilk cehd teknesidir…
Ayasofya, istiklâldir hürriyettir, kudret ve hakimiyettir…
Minareleri ezansız bir Ayasofya, gerçek Ayasofya olamaz… Ayasofya’sız Türkiye Cumhuriyeti tam değildir… Bu İslâm mabedinin minarelerindeki kelepçe ile, kapısındaki kara kilit sökülmedikçe, vatan çapında camilerimizin tamamı zindan halinden kurtulmuş sayılmayacak ve adelet aksak, devlet eksik kalmaya mahkum yaşayacaktır…
Ayasofya bir an evvel ibadetsizlikten, minareleri ezansızlıktan azade kılınmalıdır… Ayasofya ibadete açılmalı… İstiklâlimiz, hürriyetimiz, devletimiz, kudret ve hakimiyetimiz yasak esaretinden kurtarılmalıdır...
Ayasofya mukaddes ibadet mekânı haline getirilmeden, yapılmakta olan fetih kutlamaları sahte gösteriler panayırından öteye geçemeyecektir…
Fethe tam malik olmadan, fetih kutlamaları yapmak, önce kendimizi kandırmak, sonra el-âleme rezil olmak demektir…
Biz Ayasofya Camiimize sahip çıkamadığımızdan, İstanbul’umuz göz göre göre elimizden gitmektedir… Caddelerinde, sokak ve meydanlarında Türkçe isimlere ve yazılara hasret kalışımızın yegane sebebi, İstanbul’un Ayasofya’sız, boynu bükük yaşayışıdır… Zira İstanbul’a on binlerce cami inşa etmek dahi, bir tek Ayasofya’nı n ezana ve secdeye kavuşması çapında tesir kudreti gösteremez…
Ayasofya camiimizi ibadete açmadıkça, Yüce Fatih bizden davacı olmaya devam edecek ve memleketin iki yakası bir araya gelemeyecektir… Ne Fatih köprüsü bizi kurtaracak, ne Ulu Hakanımızın, mübarek ismini verdiğimiz yollar okullar ve mahalleler…
Ayasofya plânında, hükümet, bir doğru ve hayati adımı atmakta acele etmelidir…



































