Tarihimizde Yaşanan 31 Mart Vakası İyi Okumak Lazım

31 Mart Vakası, Osmanlı İmparatorluğu’nda 2. Meşrutiyet döneminde devlet yönetime karşı İstanbul’da oluşan bir tür ayaklanmadır.

Tarihimizde Yaşanan 31 Mart Vakası İyi Okumak Lazım

31 Mart Vakası, Osmanlı İmparatorluğu’nda 2. Meşrutiyet döneminde devlet yönetime karşı İstanbul’da oluşan bir tür ayaklanmadır.

Tarihimizde Yaşanan 31 Mart Vakası İyi Okumak Lazım
12 Nisan 2019 - 11:47

31 Mart Vakası, Osmanlı İmparatorluğu’nda 2. Meşrutiyet döneminde devlet yönetime karşı oluşan bir tür ayaklanmadır. 31 Mart Vakası 13 Nisan 1909’da İstanbul’da ortaya çıkmıştır. 13 Nisan 1909’da yaşanan bu olaya 31 Mart Vakası denilmesinin nedeni ise Rumi Takvime göre olayın 31 Mart 1325’te yaşanmasıdır.
31 Mart Vakası Nedenleri
23 Temmuz 1908’de, 2. Abdülhamit Han tarafından Meşrutiyet yeniden ilan edilmişti. Yapılan seçim sonucunda Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti güçlenerek yönetimde söz sahibi olmuştur. Önceleri hükümet kurmak veya hükümete girmekten uzak duran İttihatçılar, hükümeti denetlemekle ve baskı altında tutmakla yetinmişti. 2. Abdülhamit Han’ın baskıcı siyasetine tepki olarak doğan bu cemiyet yönetimde söz sahibi olduktan sonra baskıcı ve sansürcü siyaseti 2. Abdülhamit Han’dan daha çok sahiplenmişti. Sözde özgürlük yanlısı İttihatçılar, yönetimde söz sahibi olduktan hemen sonra kendileri gibi düşünmeyenleri bir biçimde ortadan kaldırmayı amaçlamıştı.

Seçimlerden sonra meclis ve meclis dışında Fedakaran-ı Millet Cemiyeti, Osmanlı Ahrar Fırkası, Islahat-ı Esasiye Osmaniye Fırkası, İttihad-ı Muhammediye Cemiyeti gibi siyasi oluşumlar muhalefette yerlerini almıştı. Özellikle Ahrar Fırkası, İttihatçılar karşısında güçlü bir muhalefete başlamıştı.

Toplamda 14 yıllık bir parlamenter meclis düzenine geçen Osmanlı Devleti, bu süreçte Balkan savaşlarını atlatmış ve I. Dünya Savaşına kadar uzanacak bir parçalanma sürecini yaşamıştır. 24 Temmuz 1908 yılında başlayan II. Meşrutiyet dönemiyle birlikte II. Abdülhamit Han tahtta kalmaya devam etmiştir. Ülkenin Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan şeklinde iki başlı bir yönetimle karşılaştığı bu dönemde halk, İttihat ve Terakki Partisinden hiçte hoşnut değildi. II. Meşrutiyet döneminin getirdiği özgürlük ortamında bazı gazeteler hükümete karşı muhalif yayınlar basmakla meşguldü. Kendilerini “Jön Türkler” olarak nitelendiren aydın grup, meşrutiyetin ilanında ve uygulanmasında Osmanlı Devlet erkanı üzerinde büyük baskılar kurmuştur. Bu sırada Derviş Vahdeti adı verilen birinin yönettiği Volkan Gazetesi ve İttihad-ı Muhammedi Fırkası dinin elden gittiğini ileri sürerek şeriat çağrıları yapmaya başlamışlardı. (1) (2)
İttihat ve Terakki Partisi, İngilizlerin desteklediği Manastır kolu ve Almanların desteklediği Selanik kolu arasında muhalif düşünceler belirtmekteydi. Özellikle bulunduğu konum itibariyle stratejik önem taşıyan Osmanlı Devleti’nin Almanya’ya yakınlaşması İngilizleri rahatsız etmekteydi. İngilizler, bu dönemden sonra muhalif hareketleri destekleyerek halkı isyana teşvik etmiştir. (3)
II. Meşrutiyet’in “Şeriat” ile İmtihanı…
17 Aralık 1908 tarihinde Meclis, Padişah II. Abdülhamit Han’ın konuşmasıyla çalışmalarına başlamıştır. II. Meşrutiyet ile birlikte Kanun-i Esasi’nin bazı kanunları değiştirilmiştir. Örneğin, padişahın yürütme yetkisini büyük ölçüde kısıtlayan yeni kanunlarla birlikte milletvekili heyetleri Meclis’e karşı sorumlu tutulmuşlardır. Ayrıca hükümetin çalışmalarını denetleme hakkı veren yeni kanunlarla birlikte milletvekili olma ve hükümet kurma aşamasında meclisin güvenoyu vermesi şart koşulmuştur. Daha önceki ilk halinde Meclisi açma-kapama yetkisi padişaha verilirken anayasanın yeni halinde bu koşulsuz yetki koşullarla kısıtlanmıştır. Ayrıca eski düzende Padişah meclise başkanlık yaparken anayasanın yeni şeklinde meclis Başkan’ını meclis kendisi seçmektedir. (1)
Avcı Taburları
İttihat ve Terakki Partisi, başkentin ve yeni rejimin korunması adına Makedonya’dan “Avcı Taburları” getirmiştir. 12-13 Nisan gecesi Taksim Kışlası’nda bulunan bu Avcı Taburu’na bağlı askerler, başlarındaki subaylara aldırış etmeden şeriat yanlılarıyla birlikte Meclis-i Mebusan’ın önünde toplanmışlardır. Şeriat çağrıları yapan düşük rütbeli grup, meclisin kapatılmasını, bazı milletvekillerinin uzaklaştırılmasını ve görevden alınan Alaylı subayları tekrar orduya alınmasını şart koşmuşlardır. Hüseyin Hilmi Paşa önderliğinde isyancıları ikna etmeye çalışan hükümet istifa edince hükümdarlık isyancıların elime kalmıştır. Kurulan yeni isyan hükümeti İngiliz destekli işlemeye başlamıştır. Adliye Nazırı Nazım Paşa İttihatçı Ahmet Rıza Bey, Lazkiye mebusu Arslan Bey ise gazeteci Hüseyin Cahid sanılarak galeyana gelen halk tarafından öldürülmüştür. İsyana katılanların çoğu rütbesiz asker, hamal ve halktan kimselerdir. Ayaklanma sonrasında meclis kapatılırken milletvekilleri ise şehir dışına kaçmış veya şehirde saklanmışlardır. Çünkü şeriat isteyen isyancılar, milletvekili veya İttihatçı subayları yakaladıkları yerde öldürüyorlardı. İttihat-Terakki’den ve Meclis-i Mebusan’dan yoksun bir Osmanlı demek padişahın tekrar güçlenmesi anlamına geliyordu ki böylede oldu. İsyanın ardından II. Abdülhamit Han tekrar kontrolü ele geçirmiştir. (3) (4)
Harekat Ordusu ve İsyancıların Divan-ı Harp’te Cezalandırılması
İstanbul’da bunlar yaşanırken İttihat ve Terakki bu durumu Selanik’ten protesto etmekteydi. Hükümetin istifası ve meclisin kapatılması Meşrutiyetin başarısız olduğunun bir göstergesiydi. Fakat İttihat ve Terakki güvendiği bütün komutanları Selanik’e toplayarak hazırlıklara başladı. 15 Nisan 1909 günü yola çıkan öncü birlikler İstanbul’a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Hazırlanan ordunun adı Mustafa Kemal Atatürk tarafından oylamaya sunulan “Hareket Ordusu” olarak kabul edilmişti. Atatürk aynı zamanda orduya Kurmay Başkan olarak eşlik ediyordu. 23-24 Nisan gecesi Mahmut Şevket Paşa komutasında İstanbul’a giren Hareket Ordusu isyancıları kıskıvrak yakalayarak hapsetti ve isyanı sona erdirdi. (4)
II. Abdülhamid'i tahttan indirmeye gelen heyet
Hareket Ordusu’nun isyanı bastırmasının hemen ardından İstanbul’da sıkı yönetim ilan edilmişti. İsyan ele başları yakalandıktan sonra Divan-ı harp’te yargılanarak idam cezasına çarptırılmışlardı. Olaylarda birçok İttihat taraftarı hayatını kaybederken Meclis-i Umumi Milli adı altında toplanan Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan II. Abdülhamit Han’ı Osmanlı tahtından indirmişti. 27 Nisan tarihinde tahttan indirilen II. Abdülhamit’in yerine 65 yaşındaki kardeşi V. Mehmet Reşat Osmanlı tahtına getirilmişti. Abdülhamit’in Divan-ı Harp’te yargılanmak istenmesine rağmen yeni İstanbul hükümeti olan Hüseyin Hilmi Paşa bunu kabul etmemiş ve eski sultan Selanik’e gönderilmişti. (3)
14 Mart tarihinde Divan-ı Harp’in ölüm cezası verdiği 13 kişi idam edilmiştir. Ayasofya Meydanı’nda, Sultan Ahmet Adliyesi’nin önünde, Beyazıt Meydanı’nda, Kasımpaşa’da, Sirkeci İstasyon önünde ve Beşiktaş Camisinin önünde hazırlanan idam sehpaları halka adeta göz dağı vermek  için seçilen infazların işlendiği mekanlar olarak göze çarpmaktadır. Öncelikli olarak Avcılar Taburundan onbaşılar, birçok gazeteci ve mebusun öldürülmesine karışan askerler idam edilmişlerdir. (3)
1912 yılına kadar Selanik’te tutulan Abdülhamit Han, Selanik’in 12 Kasım 1912 tarihinde Bulgaristan’a devrinden sonra Beylerbeyi Sarayına getirilecek bakılmış ve vefat ettiği tarih olan 1918’e kadar burada ikamet etmiştir. (3)
II. Meşrutiyet ve 31 Mart Olayları’nın baş kahramanı olan İttihat ve Terakki Partisi Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa tarafından yönlendirilmekteydi. İttihat ve Terakki döneminde Osmanlı Trablusgarp, I. ve II. Balkan Savaşları’nın ardından Alman hayranlığı nedeniyle I. Dünya Harbine girmiştir. I. Dünya Harbinde alınan yenilginin ardından Meclis, 21 Aralık 1918 tarihinde İtilaf Devletlerinin baskısıyla kapatılmış, bu tarihten yaklaşık 4 yıl sonra ise 600 yıllık bir imparatorluk tarihin tozlu sayfalarına gömülmüştür (5 Kasım 1922). (1)
Kaynaklar
1)-31 Mart Olayı Tarihçesi 
2)- 31 Mart Olayı Nedenleri ve Sonuçları
3)- 31 Mart Vakası 
4)- 31 Mart Olayı 

YORUMLAR

  • 0 Yorum