İstiklâl’den Dolapdere’ye Arter 10 yaşında

“İster izleyici tarafında olalım ister kurum ya da sanatçı, aslında şimdi hepimiz hızlı reflekslerden kaçınarak dijital ortamda nasıl varlık göstereceğimizin dengesini aradığımız bir sürecin içindeyiz” diyor 10. yılını kutlayan ‘çağdaş sanat merkezi’ Arter’in başküratörü Emre Baykal…

İstiklâl’den Dolapdere’ye Arter 10 yaşında

“İster izleyici tarafında olalım ister kurum ya da sanatçı, aslında şimdi hepimiz hızlı reflekslerden kaçınarak dijital ortamda nasıl varlık göstereceğimizin dengesini aradığımız bir sürecin içindeyiz” diyor 10. yılını kutlayan ‘çağdaş sanat merkezi’ Arter’in başküratörü Emre Baykal…

İstiklâl’den Dolapdere’ye Arter 10 yaşında
28 Temmuz 2020 - 16:41

  “Bir başkasıyla konuşmaya girmek, kendi silahlarını ve savunma düzeneklerini bir yere bırakmak; kendi mevzilerinin kapılarını sonuna kadar açmak; kendini ötekine, yabancı olana açmak ve kendini sürprizlere, karşı çıkışlara ve ithamlara açık tutmaktır. Kişinin ortak olarak bulduklarını ya da ürettiklerini riske atmasıdır. Konuşmaya girmek, kendini yabancılara, Balinezyalılara ve Azteklere, kurbanlara ve dışlanmışlara, Filistinli­lere ve Quechualara ve Crow Kızılderililerine, düşçülere, mistiklere, delilere, işkence görmüşlere ve kuşlara ve kurbağalara açabilmek için gürültüye, müdahaleye, yerleşik çıkarlara ve bize her zaman kulak kabartan büyük biraderlerle küçük Hitlerlere karşı mücadele etmektir. Kişi konuşmaya öteki için bir öteki olabilmek için girer.” ABD’li felsefe profesörü, gezgin ve “bir dünya flâneur’ü” (1933 doğumlu) Alphonso Lingis’in (Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan, Tuncay Birkan’ın Türkçeye çevirdiği) “Ortak Bir Şeyleri Olmayanların Ortaklığı” kitabından bir alıntıyla selamımızı sarkıtmak isterim. Malum son aylarda, bizler de bir nevi kendimizin ya da başkalarının flâneur’üyüz. Bugünlerde sanatsal ve edebi platformlarda tüketim ve üretim hevesiyle online’da yer yer serotonin etkili pür dikkat ama en aşırısından dikkatsizce koşuşturan güruhun ters yönüne doğru gidenler var mıdır bilmiyorum ama üstat Lingis’in “Ölümlülüğümüz içinde tanırız kendimizi…” cümlesine pek de sırt çeviremediğimizi düşünüyorum. Bu tanıma eylemimize ya da tavrımıza destek olan adreslerden biri de (Mayıs ayı itibariyle) 10. yılını kutlayan Arter… Biz de 10. yıl şerefine bugüne kadar 44 sergisiyle, 960 bin ziyaretçi sayısına ulaşan Arter’in başküratörü Emre Baykal ile bir röportaj gerçekleştirdik. Röportaja ‘ek not’ olur niyetine: Flâneur derken de bir nevi “tüketim toplumunun gözlemcisi” muamelesiyle bu aralar online kimliğinizin ‘gösterişsiz’ yamacına yahut kadrajına Lingis’in kitaplarını ve Arter’in online’da oksijen niyetine dimağlarda tazelik yaratan güzergâhını ekleyebilirsiniz. “Direnç noktalarından bir oldu Arter” Arter’in kuruluşundan da önce bu oluşumun içindesiniz. Tam da bugünden bakınca, geçen 10 yıl için ne söylemek istersiniz; mesela, belleğinizi yokladığınızda ilk aklınızda beliren fotoğraf ne olur; hem sizin hem de Arter için?  Yıl dönümleri kurumların hafıza tazelemelerine, geçen yıllar boyunca yaptıklarının dökümünü çıkarmalarına, çoğu kez de kendilerine atfedilen ya da kendi kendilerine atfettikleri başarıları kamuyla bir kez daha topluca paylaşıp, medya üzerinden teyit etmelerine vesile oluyor. Rakamlar alt alta dizilip toplanıyor, kurumsal tarih güncelleniyor, arşivlerden en çarpıcı fotoğraflar taranıyor… Geçen 10 yıla dair kendi belleğimde canlanan ilk fotoğrafa ilişkin sorunuza, en iyi fotoğrafı bulmaya çalışmadan, soruyu okuduğumda gerçekten gözümde canlanan ilk görüntüyle yanıt vereceğim: Duvarları tamamen soyulmuş, inşaat iskeleleriyle bölünmüş, içi kalas, kum ve demir dolu, tozlu, paslı, kırık dökük bir mekân. 2008’in sonlarında, Kurucu Direktörümüz Melih Fereli’nin beni Arter’in kuruluş sürecinden itibaren ekibe dahil olmam için davet etmesi üzerine İstiklal Caddesi’ndeki 211 numaralı binayı, restorasyon çalışmaları sırasında ilk kez ziyaret ettiğim gündü. O dönem “sanat için alan”a dönüştürülmek için tamamen yenilenmekte olan, yaklaşık bir asırlık bu binada, Arter’in açıldığı 2010 Mayıs’ından, Dolapdere’deki yeni binamıza taşındığımız Nisan 2019’a kadar yaşadık. Sorunuz karşısında sergilerimizden, açılışlarımızdan bir imge yerine, Arter’in o ilk binasının yapımı henüz tamamlanmamış, inşaat tozuyla kaplı görüntüsünü hatırlamamın sebebi, belki de pandemi nedeniyle yaşadığımız mekânsızlık, içinde bulunduğumuz koşulların mekânla aramızda açtığı fiziksel mesafedir. Ama aynı zamanda dönmek, yeniden başlamak için duyduğumuz sabırsızlıktır. Bunun yokluk ya da yıkımdan ziyade, yeniden yapmakla, kurmakla, yeni başlangıçlarla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda Arter’deki 10 yıllık sürecin nasıl geçtiğini de özetliyor. Bir yandan sürekli yenilenen dinamik bir program etrafında çalışarak, öte yandan iki farklı mekân kurmanın ve yerleşmenin heyecanıyla. “Sanat için alan” sloganıyla yola çıkan Arter’in Taksim ve Dolapdere gibi iki farklı koddan oluşan lokasyonu oldu, ki günümüz koşullarında ‘yaşam - kültür alanı’ yaratmak pek de kolay değil! Küratör ve yaratıcı ekipten biri olarak yaşanılan zorluk - kolaylık minvalinde keşfettiklerinizden bahseder misiniz? Ve bu iki adresin Arter’e katkısı öncelikli olarak neydi sizce?  Arter 2010’da ilk açıldığında, bir vakitler İstanbul’un kültür sanat merkezi olarak anılan İstiklal Caddesi, her türlü hızlı tüketimin ve eğlence sektörünün kent içindeki merkez üssü haline gelmeye başlamıştı bile. Sinemaların, kitabevlerinin, galerilerin birer birer kapanıp yerlerini alışveriş merkezlerine, parfümerilere, nargilecilere, döviz bürolarına bırakmak zorunda kaldıklarına tanıklık ettik. Tarihi, mimari ve kültürel dokusuna hiç yakışmayan bir betonlaşmaya maruz bırakıldığı, alışveriş temelli niteliksiz turizmin standartlarına teslim edildiği bir dönemde, yaklaşık 9 yıl boyunca, İstiklal Caddesi’ndeki direnç noktalarından bir oldu Arter. Şimdi aynı binada yine bir Vehbi Koç Vakfı kurumu olan Meşher devraldı nöbeti. İstiklal Caddesi’nde olmanın Arter’e çok katkısı olduğu yadsınamaz, özellikle de daha geniş kesimlere ulaşmak anlamında. İstiklal’in o yoğun yaya akışı içinde diğer vitrinlerin arasından dışarıya geniş bir camekanla açılan o ilk mekânımız, her şeye rağmen ayağını İstiklal’den hâlâ kesmemiş ve zaten sanat izleyicisi olan belli bir sanat takipçisi kitlenin yanı sıra, önümüzden tesadüfen gelip geçen, sanatla aslında pek de içli dışlı olmayan çok daha geniş bir kitleyle buluşmamıza da aracı oldu. İstiklal Caddesi hem hiç kimseye ait olmayan hem de herkese ait olan bir yerken, Dolapdere’deki yeni binamıza, oranın sakinleri için yeni bir komşu olarak taşındık. 1950’lerde başlayan iç göçü daha sonraları dış göçün takip ettiği, demografik açıdan çok hareketli ve karmaşık bir yapıya sahip olan Dolapdere, özellikle de üzerinde bulunduğumuz ana arter olan Irmak Caddesi, uzunca bir süredir ciddi bir kentsel dönüşüme sahne olmakta. Biz de buraya gelirken, öncelikli olarak bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve muhtarlıklarla temas halinde içinde yer aldığımız çevreyi tanımaya, mahallemiz ve sakinleriyle duyarlı, açık ve diyaloğa dayalı ilişkiler kurmaya özen gösterdik. Açıldığımızdan beri ayda bir kez düzenli olarak Öğle Arası buluşmalarını düzenliyor, Öğrenme Programımızın atölye mekânında komşularımız, ekibimiz ve ziyaretçilerimizle bir masa etrafında oturup sohbet ediyor, birbirimizi ve ihtiyaçlarımızı daha yakından tanıyoruz. Arter Beraber üyelik programımız kapsamında oluşturduğumuz ücretsiz “Komşu” kategorisi ile komşularımızı yıl boyunca sergilerimizi bilet almadan ziyaret etmeye; etkinliklerimize, öğrenme programlarımıza katılmaya davet ediyoruz. İstiklal Caddesi kadar merkezi ve erişilmesi kolay bir yerden sonra, toplu taşıma açısından çok dertli bir semt olan Dolapdere’de, üstesinden gelmemiz gereken zorlukların başında ziyaretçilerimizin Arter’e ulaşımını kolaylaştırmak yer alıyordu. Bu sorunun çözümünde de Taksim ve Tepebaşı’ndan düzenlediğimiz ücretsiz shuttle seferlerinin çok işe yaradığını söyleyebilirim. George Brecht / Sandalye Olayları / 1969 Arter Koleksiyonu Yerleştirme görüntüsü: Kelimeler Pek Gereksiz, sergiden görünüm, Arter, 2019 Fotoğraf: Hadiye Cangökçe “Gereklilik ve nafilelik arasında sıkışıp kalma hali” Günümüzde sanatın erişilebilirliğiyle ilgili sorunları pek çok sanat eleştirmeni dile getirmekte. Arter’in başından beri, “Toplumun tüm kesimleriyle sanatın tüm disiplinlerini buluşturmak” ifadesi dikkat çekiyor. Peki, Arter sizin için ne ifade ediyor ve bu 10 yılda sanatın erişilebilirliğine ek olarak kadrajınıza neler yansıyor? Ayrışmanın, kutuplaşmanın karşısında, aynı platformda buluşmanın, eşitlenmenin en iyi araçlardan biri de sanat. Arter olarak günümüz sanatını tüm boyutlarıyla geniş kitlelerle buluşturmayı, sanatın daha geniş kitlelere ulaşabilmesini önemsiyoruz. Arter’de erişilebilirlik kavramını kurum ve izleyici arasındaki açıklık ve yakınlık çerçevesinde ele alıyor, programlarımız ve ziyaret politikalarımız çerçevesinde buna büyük özen gösteriyoruz. Sanatın erişilebilirliğine maddi ya da fiziksel erişilebilirlik anlamında değiniyorsanız, bunu olabildiğince mümkün kılmak için 2019 yılı sonuna kadar ziyaretçilere kapımızı ücretsiz açtık. Bugün cüzi sayılabilecek bir bilet ücreti uyguluyor olmakla birlikte, 24 yaş ve altı tüm gençler için Arter’i ziyaret etmek hâlâ ücretsiz; ayrıca bu gruba ücretsiz üyelik imkânı da sunuyoruz. Erişilebilirlikten deneyimsel anlamda söz ediyorsak, tercih eden ya da gereksinim duyan izleyicilerimizin sanatla ilişkilerini kolaylaştırmak, deneyimle rine aracılık etmek için geliştirdiğimiz yorumlama içeriklerimiz, öğrenme etkinliklerimiz ve yayınlarımız var. Ücretsiz erişilebilen basılı sergi rehberlerimizin yanı sıra, sergilerle ilgili daha derinlemesine bilgi almak isteyen ziyaretçilerimiz için sesli rehber içerikleri ve sanat etrafındaki tartışmayı destekleyen rehberli tur seçenekleri de sunuyoruz. Öğrenme Programımız altında düzenlenen seminerler, yorumlama etkinliklerimiz ve atölye çalışmalarımız da sanatı herkes için daha erişilebilir kılmak için geliştirdiğimiz etkinlikler. Öğrenme Programımız kapsamında çağdaş sanatı farklı yapabilirlikteki katılımcılar için daha erişilebilir kılmayı hedefleyen Duyu Turları düzenliyor; işaret diliyle ve sesli betimlemeyle turlar gerçekleştiriyoruz. Binamızın zorunlu olarak kapalı olduğu bu dönemde, Öğrenme Programımızın bu etkinliklerini çevrimiçi olarak da sürdürüyoruz. Arter Yayınları da gerek içerik gerekse fiyat politikasıyla sanatın erişilebilirliğine katkı sunmayı hedefliyor. Yeni metinleri ve özgün araştırmaları teşvik eden iki dilli bir yayın politikasıyla sanat tarihi alanındaki bilgi üretimine katkıda bulunan yayınları hayata geçiriyoruz… Yeni binamızdaki kütüphanemiz farklı sanat disiplinlerinde sunduğumuz programlara paralel olarak güncellenen yayınlara, çağdaş sanat alanında temel kaynaklara, 40’tan fazla uluslararası dergiye, elektronik veri tabanlarına ve muhtelif dijital içeriğe erişim sağlayan bir ortak kullanım alanı olarak kurgulandı. Kitabevimizde sanatın farklı dallarına odaklanan disiplinlerarası bir seçki sunuyoruz. Ağırlıklı olarak yabancı dildeki nitelikli sanat yayınlarından oluşan bu seçkiyi makul fiyatlarla sunabilmeyi sanatın erişilebilirliği bağlamında özellikle önemsiyoruz. Bugünlerde daha öncesinde tecrübe etmediğimiz bir gündemle yaşamaya çalışıyorken, ivedilikle aklıma gelenler: F. Nietzsche’nin, “Gerçeklikten ölmemek için sanatımız var” ve M. Foucault’nun “Birbirimizi yorumlamaktan başka bir şey yapmıyoruz” cümleleri oluyor. Sizce sanatı, takipçileri olan bizler -ki dijitalleşen dünyada pandemiyle de iyice ayyuka çıkan eğer online iseniz birer sanat neferisiniz gibi bir şeye de dönüştü- ve yaratanları hangi rotada konuşlanıyor ya da bu iki üstadın cümlesi arasında nerede duruyoruz? Aklınıza gelen bu iki alıntıyı burada peş peşe dizmeniz tam da bu dönemde yüzleştiğimiz, bir tür “gereklilik” ve “nafilelik” arasında sıkışıp kalma halini düşündürdü bana. Pek çoğumuzun bu beklenmedik gündem karşısında nasıl konumlanacağımızı belirlemeye çalıştığı şu günlerde, arasında gidip geldiğimiz iki farklı bakış açısını. Madem ki içinde bulunduğumuz bu olağanüstü koşullar fiziksel mekânlarda buluşmamıza izin vermiyor, bir yandan etkinliğimizi sürdürebileceğimiz farklı türden mekânları, fiziksel olmayan diğer platform ve formatları nasıl kullanabileceğimizin yollarını araştıralım diyoruz, öte yandan da artık kendimizi tümüyle mecbur hissettiğimiz bu dijital ortama taşınması mümkün olmayan pek çok şeyin eksikliğini hissediyor, sanatı uzunca bir süredir sadece ekranlar üzerinden deneyimleyebilmenin sıkıntısını yaşıyoruz. Pratiğini başından beri sadece dijital platformlara odaklamış ve öyle sürdürmekte olan kurumlar ve sanatçılar dışında, bu türden bir mekânsal değişikliğe sanırım çoğumuz hazırlıklı değildik. O nedenle ister izleyici tarafında olalım ister kurum ya da sanatçı, aslında şimdi hepimiz hızlı reflekslerden kaçınarak dijital ortamda nasıl varlık göstereceğimizin dengesini aradığımız bir sürecin içindeyiz. Daha olumlu bir açıdan bakmayı tercih edersek, bu dönemin kendimizi dijital alanın sağladığı erişilebilirlik imkanlarıyla sınamak, yaptığımız denemelerden tecrübe edinmek için bize fırsat kazandırdığını da söyleyebilirim.  Nevin Aladağ / İzler, 2015  Üç kanallı video yerleştirmesi; HD video, Üç kanallı mono ses Her biri 6' / Arter Koleksiyonu / 2020 Fotoğraf: Kutay Yavuz Mesela, bugün sanatın hedeflediği meramının, toplumun tüm kesimleri tarafından yeterince anlaşılabildiğini düşünüyor musunuz ya da anlaşılmalı mıdır? Sanatın ille bir meram anlatmasını ya da sanatçıların toplumun tüm kesimlerini kavramasını beklemek indirgeyici ve haksız bir yaklaşım olur. Sanat yapıtı karşısındaki deneyimimizi de kısıtlamaz mıydı bu? Aslında sorunuzu sanatla aramıza koyduğumuz mesafe üzerinden okumayı tercih ederim. Çağdaş sanatın yenilikçi diliyle ilişki kurmakta kimi zaman temkinli, hatta çekimser kalabiliyoruz. Hem günümüz sanatının mecra, malzeme ve stratejiler açısından gösterdiği çeşitlilik, hem de sanatçıların yaşadığımız zaman ve bağlamla ilişkilenme biçimleri ve bunlara dair ürettikleri sorularla ilgili bir mesafelenmeden bahsedebiliriz burada. Sanatçı, yapıt ve izleyici arasındaki iletişimi ve etkileşimi rahatlatmak ve güçlendirmek için kurumlara görev düşüyor bu noktada. Arter’deki öğrenme ve yorumlama programlarımızın, yayınlarımızın, rehberli turlarımızın ve benzer etkinliklerimizin amacı da bu. “Ekranlar aracılığıyla deneyimlenebilecek #evdeçal” Pandemi sebebiyle pek çok sanatçı, galeri, küratör derdini-yaratımını dijital ortamda ifade etmeye başladı. Ve belki de bundan sonrasında farklı kanalları böyle keşfetmeye devam edeceğiz. Arter’in bu süreçte nasıl bir programı ve hedefi var? Ayrıca 10. yıla özel hazırladığınız etkinlikler neler? Bu aralar Arter; masada ve fikir bazında neleri tartışıyor, konuşuyor? Pek çok kurum gibi bizim de hazırlıksız yakalandığımız bir süreç oldu bu. Sanata çağdaş müzeciliğin gerektirdiği niteliklerle donatılmış yeni bir mekân kazandırmak için yapılmış, çok özveri gerektiren, büyük ölçekli bu girişim, birdenbire bir düğmeye basılmış gibi, pandemi nedeniyle bekleme moduna geçti. 6 galerisi, bu galerilerdeki sergileri, iki performans salonu, kitabevi, kütüphanesi ve atölyesiyle tekrar ziyarete açılmayı bekliyor şimdi. Dijital platformların sanatın yaygınlaşmasındaki rolünü elbette önemsiyoruz, ancak Dolapdere’deki şu an kapalı duran binamız sanatın fiziksel mekandaki deneyimlenişine verdiğimiz önemin ve bu amaçla yapılan yatırımın da göstergesi. Neredeyse tüm müze ve sanat kurumlarının fiziksel erişime kapalı olduğu bu geçici dönemde, etkinliklerini çevrimiçi platformlara taşımak için sarf ettikleri çabaya hep birlikte tanık oluyoruz. Arter olarak biz de uzun vadede anlamlı olacağını düşündüğümüz adımlar atıyoruz. Ziyaretçi profilinin önemli bir bölümünü genç bir kitle oluşturuyor. Onlarla iletişim kurmak için sosyal medya araçlarından biz de yararlanıyor, bu platformlara yönelik anlamlı içerikler geliştirmeye çalışıyoruz. Çevrimiçi yollarla birbirimizle ve izleyicimizle buluşmak, var olan içeriklerimize yenilerini ekleyerek bunları dijital ortamda sunabileceğimiz fikirler geliştirmek yepyeni bir tecrübe oldu bizim için. Arter Koleksiyonu’ndaki video yapıtlardan, ekranlar aracılığıyla deneyimlenebilecek #evdeçal başlıklı bir seçki hazırladık. İlk edisyonu Nisan’da paylaşıma açmıştık. İkinci edisyon da 21 Haziran’a kadar web sitesimiz üzerinden takip edilebilecek. Evlerden çalıştığımız bu süre zarfında, 10. kuruluş yıldönümümüz kapsamında, Arter Koleksiyonu’nu web üzerinden dijital erişime açmayı hedefimize çok daha yoğun bir biçimde odaklanabildik, bu konuda yakın zamanda güzel haberler vermeyi umuyoruz. Google Arts and Culture sayfamız için de çalışmalarımızı başlatmıştık; 18 Mayıs Dünya Müzeler Günü’yle paralel olarak bu sayfanın lansmanını çevrimiçi Altan Gürman sergisiyle ve koleksiyonumuzdan 160’ı aşkın yapıtı paylaşarak gerçekleştirdik. Bir süredir üzerinde çalıştığımız ve 2021’de başlatmayı öngördüğümüz elektronik yayıncılık projesinin başlangıç tarihini de erkene almaya karar verdik. Öncelikle geçmiş sergilerin kavramsal çerçevelerini temellendiren küratör metinlerini ve daha önce Arter Yayınları kapsamında yayımlanan söyleşileri web sitemizde dijital olarak erişime açmaya hazırlanıyoruz. Proje ilerleyen aylarda, daha önce yayımlanmış metinlerin yanı sıra Arter’in çağdaş sanat etrafındaki tartışmaları teşvik etme misyonu doğrultusunda derlenen ve çeşitli dillerde yazılmış önemli sanat metinlerinin Türkçe çevirilerini de içeren özgün bir metinler bütününe doğru genişleyecek. Süreçle ilgili belirsizlikler henüz son bulmuş olmamakla birlikte, Haziran ayı başında çalışanlarımızın kademeli bir şekilde binaya geri dönüşünün ve Haziran ortasında da belli kısıtlamalarla da olsa Arter’in tekrar ziyarete açılmasının mümkün olacağını umuyor ve çalışmalarımızı bu yönde sürdürüyoruz. Kesintiye uğrayan sergi programımızın tarihlerini Temmuz sonuna kadar uzatıp, ziyarete açık tutmayı, Eylül 2020’de de yeni programımızla kaldığımız yerden devam etmeyi planlıyoruz. Uluslararası sanat fuarı Art Basel’in Eylül’e ertelendiği duyuruldu. Ancak açıklamada, bu tarihin çok erken olabileceği ve alternatif olarak online platformlarını güçlendirip ‘yeni normal’e adapte olmaya çalışacaklarının altı çizildi. Almanya’da müzeler açılıyor ama yöneticilerin çekinceleri büyük. Farklı görüşlere göre; birkaç yıldır düşüşte olan sanat fuarlarının uzun bir süre yapılamayacağı ve sanat ekosisteminin yeniden yapılanması gerektiği... Türkiye’de sanatsal zeminin başrol oyuncularından biri olan Arter gibi markaların üstlenmeleri gereken görevler nelerdir sizce? Sanırım bu dönemde tüm sanat kurumlarının öncelik vermesi gereken konuların başında, kültür sanat sektöründe emek veren çalışanlarının salgının olumsuz etkilerinden korunmasını sağlamak geliyor. Sanatçılarla birlikte yürüttüğümüz, ancak pandemiyle birlikte kesintiye uğramış olan program ve projelere sahip çıkıp devamını sağlamakla sorumluyuz. Merkezi ve yerel yönetimlerin dışında, Arter ve benzeri sanat kurumlarına başka ne tür sorumluluklar düşeceğini değerlendirebilmek içinse biraz daha zaman, gözlem ve diyaloğa ihtiyaç var.

YORUMLAR

  • 0 Yorum