Müslümanları derin yaralayan iftira olayı:Yusuf Ziya Gümüşel hakkında yürütülen süreçte, kızının beyanlarına dayanan iddiaların kamuoyuna yansımasıyla birlikte sosyal medyada yoğun bir tartışma ortamı oluşmuştur. Bu süreçte bazı kesimler ve sözde kadın dernekleri tarafından yapılan açıklamalar, yargı süreci tamamlanmadan kişiyi hedef alan, itibarsızlaştırıcı ve İslami kesimleri genelleyerek suçlayıcı bir dil içermiştir.Sosyal medyada yürütülen linç kampanyası niteliğindeki paylaşımlar, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı tartışmalarını da beraberinde getirmiş; kamuoyunda oluşan baskı ortamının sürece etkisi eleştirilmiştir. Bu durum, hukuki sürecin sağlıklı işlemesi gerektiği yönündeki hassasiyetleri yeniden gündeme taşımıştır. Kamuoyunda “Hiranur Vakfı davası” olarak bilinen süreç, Türkiye’de uzun süre geniş yankı uyandıran ve hem hukuk hem de toplumsal tartışmalar açısından önemli bir gündem oluşturan bir yargı dosyasıdır. Söz konusu süreç, ilk olarak 2020 yılı Aralık ayında basına yansıyan iddialar ile kamuoyunun dikkatine girmiştir.İddialara ilişkin ilk haberlerde, küçük yaşta dini nikâh kıyıldığı, ardından yıllar içerisinde cinsel istismar iddialarının gündeme geldiği ve mağdur olduğu öne sürülen kişinin çocukluk döneminden itibaren çeşitli süreçlerden geçtiği yönünde bilgiler yer almıştır. Bu haberlerin ardından konu, hem adli makamlar hem de kamuoyu tarafından yakından takip edilen bir yargı sürecine dönüşmüştür.Yargılama süreci boyunca İstanbul Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, sanıklar hakkında farklı aşamalarda kararlar verilmiş; ilk hükümlerin ardından dosya istinaf incelemesine taşınmış ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından değerlendirilerek yeniden yargılama gerekliliği yönünde kararlar ortaya çıkmıştır. Bu süreç, hem delillerin değerlendirilmesi hem de hukuki nitelendirmeler açısından çeşitli aşamalardan geçmiştir.Dosyada sanık olarak yer alan kişiler hakkında “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” ve ilgili diğer suçlamalar kapsamında cezai değerlendirmeler yapılmış; mahkeme, farklı tarihlerde farklı oranlarda hapis cezaları hükmetmiştir. Yargı sürecinde verilen kararlar, istinaf mahkemesi tarafından bozularak dosyanın yeniden ele alınmasına yol açmış ve süreç yeniden yargılama aşamasına taşınmıştır.Bu çerçevede kamuoyuna yansıyan dava, yalnızca hukuki bir dosya olmanın ötesinde; toplumsal hassasiyetler, çocuk hakları, adalet sistemi ve yargı süreçlerinin işleyişi açısından da geniş bir tartışma alanı oluşturmuştur.
Selamet Akıncılar Derneği’nden Kamuoyuna Çağrı: “Adalet Gecikmemeli, Hak Yerini Bulmalıdır”Selamet Akıncılar Derneği Genel Başkanı Ahmet Tanrıverdi olarak, son dönemde kamuoyuna yansıyan ve derin vicdani yaralar açan süreçlere ilişkin düşüncelerimizi milletimizle paylaşma zarureti doğmuştur.Günümüzde kendisini “İslami hassasiyetler” üzerinden tanımlayan bazı sivil toplum yapılarının; hakikatin, adaletin ve mazlumun yanında durma noktasında ciddi bir zaaf içerisinde olduğu görülmektedir. Kapitalistleşen, şuursuzlaşan ve cesaretini kaybeden bu yapıların; yalan, iftira ve algı operasyonlarıyla gündeme gelen meselelerde sessizliğe bürünmesi, toplum vicdanını derinden yaralamaktadır.Bugün, Yusuf Ziya Gümüşel hakkında yürütülen süreçte ortaya atılan iddiaların, adalet terazisinde hakkaniyetle tartılması gerektiğine inanıyoruz. Bir evladın babasına yönelttiği iddialar üzerinden şekillenen bu davada; hakikat ile algı, adalet ile linç kültürü birbirine karıştırılmıştır. Bu durum yalnızca bir bireyin değil, toplumun adalet duygusunun da yara almasına sebep olmuştur.Özellikle medyada oluşturulan tek taraflı söylemler, geçmişte yaşanan 28 Şubat Süreci benzeri psikolojik operasyonları hatırlatmaktadır. İnançlı kesimlere yönelik sistematik algı çalışmaları, bugün farklı yöntemlerle yeniden üretilmektedir. Bu tür yaklaşımlar ne toplumsal barışa hizmet eder ne de gerçek adaletin tesisine katkı sağlar.Bizler Selamet Akıncılar Derneği olarak; hiçbir kimsenin suç işlemesini savunmayız. Ancak suç isnadı ile hüküm vermenin birbirine karıştırılmasına da razı olmayız. Adalet; delille, vicdanla ve tarafsız bir yargı süreciyle tecelli eder. Bu sebeple, söz konusu dosyanın yeniden, titizlikle ve hiçbir baskı altında kalınmadan değerlendirilmesini talep ediyoruz.Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere devletimizin ilgili tüm kurumlarına çağrımızdır:
Bu dosya ivedilikle yeniden incelenmeli, varsa hatalar düzeltilmeli ve adalet gecikmeden yerini bulmalıdır.Bizler inanıyoruz ki; adalet mülkün temelidir. Bu anlayışın en güçlü örneklerinden biri de İslam tarihinin adalet timsali olan Hz. Ömer’in yönetim anlayışıdır. Hz. Ömer’in adaleti; güçlü karşısında zayıfı koruyan, zayıfın hakkını güçlüden alan bir anlayışı temsil eder. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur: Tarafsız, cesur ve hakkaniyetli bir adalet.Toplumun bir kesimini hedef alan, inanç değerlerini itibarsızlaştırmaya yönelik algıların karşısında durmak; yalnızca bir grubun değil, tüm vicdan sahibi insanların sorumluluğudur.Selamet Akıncılar Derneği olarak çağrımız nettir:
Adalet yeniden tecelli etmeli, hak yerini bulmalı ve masumiyet karinesi korunmalıdır.Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Selamet Akıncılar Dernek Genel Başkanı Ahmet TANRIVERDİ
Selamet Akıncılar Derneği’nden Kamuoyuna Çağrı: “Adalet Gecikmemeli, Hak Yerini Bulmalıdır”Selamet Akıncılar Derneği Genel Başkanı Ahmet Tanrıverdi olarak, son dönemde kamuoyuna yansıyan ve derin vicdani yaralar açan süreçlere ilişkin düşüncelerimizi milletimizle paylaşma zarureti doğmuştur.Günümüzde kendisini “İslami hassasiyetler” üzerinden tanımlayan bazı sivil toplum yapılarının; hakikatin, adaletin ve mazlumun yanında durma noktasında ciddi bir zaaf içerisinde olduğu görülmektedir. Kapitalistleşen, şuursuzlaşan ve cesaretini kaybeden bu yapıların; yalan, iftira ve algı operasyonlarıyla gündeme gelen meselelerde sessizliğe bürünmesi, toplum vicdanını derinden yaralamaktadır.Bugün, Yusuf Ziya Gümüşel hakkında yürütülen süreçte ortaya atılan iddiaların, adalet terazisinde hakkaniyetle tartılması gerektiğine inanıyoruz. Bir evladın babasına yönelttiği iddialar üzerinden şekillenen bu davada; hakikat ile algı, adalet ile linç kültürü birbirine karıştırılmıştır. Bu durum yalnızca bir bireyin değil, toplumun adalet duygusunun da yara almasına sebep olmuştur.Özellikle medyada oluşturulan tek taraflı söylemler, geçmişte yaşanan 28 Şubat Süreci benzeri psikolojik operasyonları hatırlatmaktadır. İnançlı kesimlere yönelik sistematik algı çalışmaları, bugün farklı yöntemlerle yeniden üretilmektedir. Bu tür yaklaşımlar ne toplumsal barışa hizmet eder ne de gerçek adaletin tesisine katkı sağlar.Bizler Selamet Akıncılar Derneği olarak; hiçbir kimsenin suç işlemesini savunmayız. Ancak suç isnadı ile hüküm vermenin birbirine karıştırılmasına da razı olmayız. Adalet; delille, vicdanla ve tarafsız bir yargı süreciyle tecelli eder. Bu sebeple, söz konusu dosyanın yeniden, titizlikle ve hiçbir baskı altında kalınmadan değerlendirilmesini talep ediyoruz.Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere devletimizin ilgili tüm kurumlarına çağrımızdır:
Bu dosya ivedilikle yeniden incelenmeli, varsa hatalar düzeltilmeli ve adalet gecikmeden yerini bulmalıdır.Bizler inanıyoruz ki; adalet mülkün temelidir. Bu anlayışın en güçlü örneklerinden biri de İslam tarihinin adalet timsali olan Hz. Ömer’in yönetim anlayışıdır. Hz. Ömer’in adaleti; güçlü karşısında zayıfı koruyan, zayıfın hakkını güçlüden alan bir anlayışı temsil eder. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur: Tarafsız, cesur ve hakkaniyetli bir adalet.Toplumun bir kesimini hedef alan, inanç değerlerini itibarsızlaştırmaya yönelik algıların karşısında durmak; yalnızca bir grubun değil, tüm vicdan sahibi insanların sorumluluğudur.Selamet Akıncılar Derneği olarak çağrımız nettir:
Adalet yeniden tecelli etmeli, hak yerini bulmalı ve masumiyet karinesi korunmalıdır.Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Selamet Akıncılar Dernek Genel Başkanı Ahmet TANRIVERDİ
































