Son dönemde Gazze’de yaşanan insani dram ve Jeffrey Epstein dosyalarına ilişkin kamuoyuna yansıyan iddialar, küresel güç dengeleri ve uluslararası kurumların işleyişi üzerine sert eleştirileri beraberinde getirdi. Bu görüşleri savunan çevrelere göre, dünyayı yöneten güçler tarih boyunca değişse de, günümüzde küresel sistemi belirleyen ana aktörlerin başında ABD geliyor; ABD’nin ise İsrail ve çeşitli çıkar ağlarının etkisi altında olduğu iddia ediliyor.
Bu çerçevede Birleşmiş Milletler (BM) ve ona bağlı ya da ilişkili uluslararası kuruluşların yapısı tartışmaya açılıyor. BM Genel Sekreterliği’nden UNICEF’e, Dünya Sağlık Örgütü’nden Dünya Bankası ve IMF’ye kadar birçok uluslararası kurumun yönetim kademeleri üzerinden küresel siyasetin şekillendirildiği öne sürülüyor. Söz konusu iddialara göre, bu kurumların yöneticileri ve karar alma mekanizmaları belirli ideolojik ve örgütsel yapılardan etkileniyor.
Eleştirilerin merkezinde, “Siyonist-Masonik düzen” olarak adlandırılan bir küresel ağın, finans, medya, teknoloji, sosyal medya platformları ve uluslararası kurumlar aracılığıyla dünyayı yönlendirdiği iddiası yer alıyor. Bu görüşü savunanlar, özellikle ABD merkezli küresel sistemin, İsrail politikalarına yönelik eleştiriler karşısında sessiz kalınmasını bu ilişki ağıyla açıklıyor.
Gazze’de yaşananlar, bu sessizliğin sorgulanmasına neden olan en önemli başlıklardan biri olarak gösteriliyor. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları karşısında birçok devletin ve uluslararası kurumun etkisiz kalması, “neden müdahale edilmiyor?” sorusunu gündeme taşıdı. Bu soruya yanıt arayanlar, Epstein dosyalarının bu noktada kritik bir rol oynadığını savunuyor.
İddialara göre, Jeffrey Epstein’in kurduğu ileri sürülen pedofili ve şantaj ağı, siyasetçilerden iş insanlarına, medya mensuplarından akademik ve kültürel figürlere kadar birçok ismi etkisi altına aldı. Bu ağın, istihbarat servisleriyle bağlantılı olduğu, özellikle Mossad ve CIA gibi yapılarla ilişkilendirildiği ileri sürülüyor. Epstein dosyalarında adı geçen bazı akademisyenler, yazarlar ve kamuoyunda tanınmış isimler üzerinden ateizm, ahlak ve güç ilişkileri de tartışmanın bir parçası haline getiriliyor.
Söz konusu iddialar, Epstein’in 2005’te başlayan hukuki sürecinden 2019’daki tutuklanmasına ve hapiste hayatını kaybetmesine kadar uzanan zaman çizelgesi üzerinden yeniden gündeme taşınıyor. Dosyaların uzun süre kamuoyundan uzak tutulduğu, son yıllarda ise parça parça servis edildiği öne sürülüyor. Bu durumun, ABD iç siyasetinde derin devlet tartışmalarını ve sistem içi çatışmaları artırdığı iddia ediliyor.
Bazı yorumculara göre, dünya siyasetinde son yıllarda öne çıkan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping gibi liderlerin küresel sisteme yönelik eleştirileri, bu düzenin sorgulanmasını hızlandırdı. Özellikle BM’nin yapısı ve uluslararası hukukun işlevsizliği üzerine yapılan çıkışların, mevcut küresel düzeni zorladığı savunuluyor.
Bu görüşleri dile getiren çevreler, Epstein dosyalarının yalnızca bir adli vaka olmadığını, aynı zamanda “yeni bir milat” olduğunu ileri sürüyor. Küresel finans sistemi, doların hâkimiyeti ve uluslararası kurumların meşruiyeti gibi başlıkların bu süreçte ciddi şekilde tartışmaya açıldığı belirtiliyor.
HİCRETHABER // GALİP İLHANER
































