Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, Yunanistan’ın GKRY ve İsrail ile askerî nitelikli anlaşmalara imza attığı bildirildi.
Açıklamada, Yunanistan’ın GKRY ve İsrail ile “Ortak Eylem Planı” imzaladığı, İsrail ile ise 2026 yılına yönelik “Savunma İşbirliği Programı”nın hayata geçirildiği belirtildi.
Tatbikat ve Özel Kuvvet Eğitimi Öne Çıkıyor
İmzalanan anlaşmalar kapsamında;
Farklı askerî birimler arasında ortak tatbikatlar,
Özel harekât kuvvetlerine yönelik ortak eğitim programları,
Üst düzey askerî ve savunma görüşmeleri,
Karşılıklı fayda esasına dayalı konularda düzenli istişare mekanizmaları
öngörüldüğü kaydedildi.
“Askerî İş Birliği Güçleniyor” Vurgusu
Genelkurmay açıklamasında, söz konusu mutabakatların Yunanistan, GKRY ve İsrail arasındaki askerî iş birliğini güçlendirdiği ifade edilirken, anlaşmaların bölgesel güvenlik mimarisi açısından da önem taşıdığı ileri sürüldü.
Uzmanlar, Doğu Akdeniz’de artan askerî ve diplomatik hareketlilik çerçevesinde atılan bu adımın, bölgedeki dengeleri yakından etkileyeceğine dikkat çekiyor.
Doğu Akdeniz’de Yeni Askerî Hat: Yunanistan–GKRY–İsrail Üçgeni ve Türkiye
Yunanistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail ile imzaladığı askerî anlaşmalar, Doğu Akdeniz’de son yıllarda şekillenen jeopolitik rekabetin askerî boyut kazandığını bir kez daha gözler önüne serdi. Atina’nın “Ortak Eylem Planı” ve İsrail ile 2026’yı kapsayan “Savunma İşbirliği Programı” adımları, yalnızca teknik bir askerî iş birliği değil; Türkiye’yi dengelemeye yönelik stratejik bir hamle olarak okunuyor.
Enerji Rekabetinden Askerî İttifaka
Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilimin temelinde, enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve bölgesel nüfuz mücadelesi yatıyor. Yunanistan ve GKRY, Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini ve Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanları Mutabakatı sonrası, diplomatik alanda karşılık bulamadıkları dengeyi askerî ittifaklar yoluyla kurmaya çalışıyor.
İsrail’in bu denklemde yer alması ise kritik. Tel Aviv yönetimi, Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya taşınması sürecinde GKRY ve Yunanistan’ı güvenli ortaklar olarak görürken, Türkiye ile dönemsel olarak gerilen ilişkiler nedeniyle Atina–Lefkoşa hattına stratejik ağırlık veriyor.
Türkiye Açısından Okuma: Çevreleme Girişimi
Ankara açısından bu üçlü iş birliği, yeni bir gelişme değil; aksine uzun süredir devam eden bir çevreleme politikasının askerî ayağı olarak değerlendiriliyor. Ortak tatbikatlar, özel kuvvet eğitimleri ve üst düzey askerî temaslar, özellikle Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin manevra alanını sınırlamayı hedefliyor.
Ancak sahadaki gerçeklik, bu tür ittifakların Türkiye’nin askerî kapasitesini dengeleyecek seviyede olmadığını gösteriyor. Türkiye, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülke olmasının yanı sıra, donanma kapasitesi, savunma sanayii ve sahadaki fiilî varlığıyla bölgedeki en güçlü aktör konumunda bulunuyor.
GKRY’nin Rolü: Askerîleştirilen Ada
GKRY, uzun süredir Kıbrıs meselesini askerî ve güvenlik eksenli bir zemine taşıma çabasında. İsrail ve Yunanistan ile yapılan anlaşmalar, Kıbrıs adasının askerîleştirilmesi riskini artırırken, Ada’daki Türk varlığını ve KKTC’yi doğrudan hedef alan bir güvenlik mimarisi oluşturuyor.
Bu durum, Türkiye açısından yalnızca Doğu Akdeniz meselesi değil, aynı zamanda Kıbrıs’taki denge ve garantörlük haklarıyla da doğrudan ilişkili.
İsrail’in Hesabı: Esnek ve Çok Yönlü
İsrail’in bu ittifaka yaklaşımı ise pragmatik. Tel Aviv, bir yandan Yunanistan ve GKRY ile askerî iş birliğini geliştirirken, diğer yandan Türkiye ile ilişkileri tamamen koparmaktan kaçınıyor. İsrail için bu anlaşmalar, Türkiye’ye karşı kesin bir cephe almak değil, bölgedeki seçenekleri çoğaltmak anlamına geliyor.
Bu da Türkiye açısından önemli bir avantaj: Ankara, İsrail ile diplomatik kanalları açık tutarak bu ittifakın tam anlamıyla Türkiye karşıtı bir bloka dönüşmesini engelleyebilecek bir manevra alanına sahip.
Askerî Gösteri, Siyasi Mesaj
Yunanistan–GKRY–İsrail anlaşmaları, sahada kısa vadede güç dengesini değiştirecek nitelikte olmasa da, siyasi ve psikolojik bir mesaj taşıyor. Bu mesaj, Doğu Akdeniz’de Türkiye’siz bir düzen kurulabileceği iddiasına dayanıyor.
Ancak bugüne kadar yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin dışlandığı hiçbir Doğu Akdeniz planının kalıcı olmadığını gösterdi. Enerji, güvenlik ve jeopolitik gerçekler, bölgesel denklemlerin Ankara’yı hesaba katmadan kurulamayacağını ortaya koyuyor.
Bu nedenle söz konusu askerî anlaşmalar, Türkiye açısından tehditten ziyade dikkatle izlenmesi gereken bir diplomatik hamle olarak öne çıkıyor. Ankara’nın askerî caydırıcılığı kadar, diplomatik esnekliği ve bölgesel aktörlerle kuracağı dengeli ilişkiler, Doğu Akdeniz’deki asıl belirleyici unsur olmaya devam edecek.




























