Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’in ABD tarafından gerçekleştirilen bir gece yarısı operasyonuyla ülkelerinden kaçırılması, ABD’de siyasetin ve kamuoyunun merkezine oturdu. Operasyonun Kongre onayı olmadan yapılması ve Trump yönetiminin dayanak olarak gösterdiği “mahkeme kararı”nın niteliği, hukuki meşruiyet tartışmalarını alevlendirdi. Trump’ın ardından yaptığı “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” açıklaması ise, ABD’nin Irak ve Afganistan’da yaşadığı uzun ve maliyetli müdahalelerin yeniden yaşanabileceği endişesini güçlendirdi.
ABD Kamuoyu Maduro Baskınını Tartışıyor: Irak ve Afganistan Travmaları Yeniden Gündemde
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’in ABD tarafından düzenlenen bir gece yarısı operasyonuyla ülkelerinden kaçırılması, yalnızca Latin Amerika’da değil, ABD’nin kendi kamuoyunda da büyük bir sarsıntı yarattı. ABD Başkanı Donald Trump’ın operasyonun ardından yaptığı açıklamalar ise tartışmayı daha da derinleştirerek, Amerikan siyasetinde Irak ve Afganistan işgallerinin bıraktığı travmaları yeniden gündeme taşıdı.
Meşruiyet Tartışması Büyüyor
Operasyonun ardından ABD kamuoyunda en çok tartışılan başlık, Trump yönetiminin bu hamlesinin hukuki ve siyasi meşruiyeti oldu. Trump’ın, egemen bir ülkenin devlet başkanını herhangi bir kongre bilgilendirmesi ya da onayı olmadan ABD topraklarına getirmesi, anayasal yetkilerin aşılıp aşılmadığı sorularını beraberinde getirdi. Beyaz Saray ve Adalet Bakanlığı cephesi, operasyonun “mahkeme kararına dayandığını” savunurken, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun işaret ettiği kararın 2020 yılında New York Güney Bölgesi Savcılığı tarafından hazırlanan bir iddianame olduğu ortaya çıktı.
Ancak Amerikan kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde, bir ülkenin savcılığının hazırladığı iddianamenin başka bir ülkenin liderinin zorla kaçırılmasına dayanak olup olamayacağı ciddi biçimde sorgulanıyor. Anayasa hukukçuları, bu durumun ABD’nin uluslararası hukuku hiçe saydığı algısını güçlendirdiğine dikkat çekiyor.
“Venezuela’yı Biz Yöneteceğiz” Açıklaması Şok Yarattı
Maduro’nun kaçırılmasının ardından asıl şok dalgası ise Trump’ın yaptığı ilk basın toplantısında geldi. Trump, Venezuela’yı fiilen kendisinin yöneteceğini söyleyerek, “Ülkenin yönetimini Venezuellalılara bırakma riskini alamayız” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, ABD’nin Venezuela’ya asker gönderip göndermeyeceği ve ülkeyi süresiz biçimde yönetip yönetmeyeceği yönündeki endişeleri artırdı.
Pazar gecesi yaptığı yeni açıklamada Trump, Venezuela’nın geleceğine ilişkin sözlerini daha da netleştirdi: “Her şeyi biz yöneteceğiz. Yöneteceğiz, düzelteceğiz. Doğru zamanda seçimleri yapacağız.” Bu sözler, Amerikan kamuoyunda “ABD, Venezuela’nın fiili valisi mi oldu?” sorusunu gündeme taşıdı.
Trump Tabanında Çatlak
Seçim kampanyası sürecinde rakipleri Kamala Harris ve Joe Biden’ı dünyayı Üçüncü Dünya Savaşı’na sürüklemekle suçlayan Trump, kendisini “barış adayı” olarak tanıtmıştı. Ancak Maduro operasyonu, Trump’ın bu söylemiyle çeliştiği yönünde eleştirileri beraberinde getirdi.
Trump’ın en sadık destekçileri arasında yer alan ancak son dönemde Başkan’la yollarını ayıran Cumhuriyetçi Kongre Üyesi Marjorie Taylor Greene, operasyonu sert sözlerle eleştirdi. Greene, “Başka bir ülkeyi yönetmek ‘Önce Amerika’ anlamına gelmez. Bu, zaten kendi ülkelerinde zor durumda olan Amerikalılar tarafından finanse edilen bir imparatorluktur” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Trump tabanında da ciddi bir görüş ayrılığı yaşandığını gözler önüne serdi.
Irak ve Afganistan Hayaletleri
ABD’nin Irak ve Afganistan’ı işgal ederek bu ülkelerde “ulus inşası” sürecine girmesi, binlerce asker kaybına ve trilyonlarca dolarlık harcamaya yol açmıştı. Kamuoyunda hâlâ derin izler bırakan bu süreç, Maduro operasyonuyla yeniden hatırlandı.
Geçmişte George W. Bush yönetimini bu politikalar nedeniyle sert şekilde eleştiren Trump’ın benzer bir yola giriyor olması, özellikle savaş karşıtı kesimlerde büyük endişe yarattı. Trump ise kendisini savunurken sorumluluğu Bush yönetimine yükledi ve “Irak’ı ben yapmadım. O Bush’tu. Bu soruyu Bush’a sormanız gerekir” diyerek eleştirilere yanıt verdi.
Belirsizlik Sürüyor
Maduro’nun akıbeti, Venezuela’nın nasıl yönetileceği ve ABD’nin bu ülkede ne kadar süreyle kalacağı soruları hâlâ yanıt bekliyor. Amerikan kamuoyunda giderek güçlenen ortak endişe ise net: Bir gece yarısı operasyonuyla başlayan bu süreç, ABD’yi bir kez daha uzun, maliyetli ve sonuçları belirsiz bir dış müdahalenin içine mi sürüklüyor?































