Ortadoğu’daki tansiyonun tehlikeli biçimde yükselmesiyle birlikte, ABD’nin nükleer savaş senaryoları yeniden gündeme geldi. Washington yönetimi, tam ölçekli bir savaş halinde başkanın ve yönetim kademesinin hayatta kalmasını sağlayacak stratejik acil durum planlarını yeniden aktif hâle getirdi. Bu kapsamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın da içinde yer aldığı yönetimin, nükleer saldırı durumunda kaçabileceği üç ana yer altı sığınağı hazır hâle getirildi.
ABD’nin “Operasyonların Sürekliliği Planı” olarak bilinen bu strateji; Colorado, Pensilvanya ve Virginia'da bulunan özel olarak güçlendirilmiş yer altı üslerinde uygulamaya konulacak. Sığınaklar, hem fiziksel hem de teknolojik olarak nükleer saldırılara dayanıklı biçimde tasarlandı. Bu merkezlerden biri, başkanın hayatta kalması hâlinde komuta merkezi olarak kullanılacak.
Söz konusu plan sadece sığınaklarla sınırlı değil. Başkan, başkan yardımcısı ve diğer üst düzey yetkililerin ölmesi hâlinde devreye girecek halefiyet zinciri de ayrıntılı biçimde planlandı. Böylece, ülke nükleer bir felakete uğrasa dahi askeri komuta zinciri ve acil müdahale mekanizması sürdürülebilir olacak.
Haberin yankıları sadece sığınaklarla sınırlı kalmadı. ABD’nin acil durum komuta uçağı olarak bilinen ve halk arasında “kıyamet günü uçağı” olarak anılan özel jetin ABD genelinde uçuş yaptığı görüntülendi. Bu gelişme, sosyal medyada endişe yaratırken, uzmanlar uçağın sadece tatbikat amacıyla havalanmış olabileceğini ifade etti. Kıyamet günü uçağı, nükleer saldırı durumlarında hükümetin hayatta kalan üyeleri için uçan bir karargâh görevi görüyor.
Hatırlanacağı üzere bu stratejik plan, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında da uygulanmış; 75 ila 150 üst düzey hükümet yetkilisi güvenli bölgelere tahliye edilmişti. Bu da planın yalnızca teoride değil, fiiliyatta da işleyen bir mekanizma olduğunu ortaya koyuyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu gelişmeler eşliğinde Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiş olması ise ironik bir gündem oluşturdu. Hem çatışmanın göbeğinde hem de barış ödülüne aday gösterilmesi, uluslararası kamuoyunda farklı yorumlara yol açtı.






























