KÖRFEZ BAŞKENTLERİ HEDEFTE
İran’ın hafta sonu düzenlediği füze ve insansız hava aracı saldırıları Körfez’de büyük hasara ve çok sayıda yaralanmaya yol açtı. Doha, Dubai ve Manama’da bazı noktalar hedef alınırken, saldırıların yalnızca askeri unsurları değil, kent merkezlerine yakın alanları da etkilediği bildirildi.
Birleşik Arap Emirlikleri’nde en az 3 kişi hayatını kaybederken 58 kişi yaralandı. Katar 16 yaralı olduğunu açıkladı. Umman’da 5, Kuveyt’te 32 ve Bahreyn’de 4 kişinin yaralandığı duyuruldu. Suudi Arabistan yönetimi ise İran’ın Riyad ve doğu bölgesini de vurduğunu bildirdi.
Füzelerin ya da engellenen mühimmat parçalarının Dubai’de simge yapılar ve havaalanı çevresine, Manama’daki yüksek binalara ve Kuveyt Havaalanı’na isabet ettiği aktarıldı. Doha’daki bazı mahallelerden yükselen duman, bölgedeki “güvenli liman” algısını ciddi biçimde zedeledi.
“GERÇEK KÂBUS SENARYOSU”
İran, İsrail ve ABD askeri varlıklarını hedef aldığını duyurduğu misilleme kapsamında Körfez genelinde saldırılar düzenlediğini açıkladı. Ancak uzmanlara göre asıl risk, kritik altyapının hedef alınması.
New York University Abu Dhabi’de Ortadoğu siyaseti profesörü Monica Marks, Al Jazeera’ye yaptığı değerlendirmede Körfez liderlerinin özellikle elektrik şebekeleri, su arıtma tesisleri ve enerji altyapısına yönelik olası saldırılardan endişe duyduğunu söyledi.
Marks, Manama, Doha ve Dubai’nin bombalanmasının ABD’de büyük şehirlerin hedef alınmasına benzer bir psikolojik etki yarattığını ifade ederek, su arıtma sistemleri olmadan kurak Körfez ülkelerinin yaşanmaz hale gelebileceğine dikkat çekti. Enerji altyapısının zarar görmesi halinde ise BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn’in ekonomik olarak kırılganlaşabileceğini vurguladı.
BÖLGESEL GÜVENLİK DENGESİ SARSILIYOR
King’s College London’dan Dr. Rob Geist Pinfold ise daha büyük riskin fiziksel yıkımdan çok itibara yönelik olduğunu savundu. Körfez ülkelerinin yatırım ve turizm açısından istikrarlı merkezler olarak konumlandığını hatırlatan Pinfold, bu saldırıların söz konusu imaja zarar verdiğini belirtti.
Pinfold’a göre Orta Doğu’da “gri bölge” savaşlarından devletler arası doğrudan çatışma modeline doğru bir kayış yaşanıyor. Dezenformasyon ve vekalet savaşlarının yerini daha açık ve yüksek yoğunluklu bir tırmanış alıyor.
Marks da İsrail’in geçen eylül ayında Katar’daki Hamas liderlerine yönelik saldırısından sonra Körfez ülkelerinin tehdit algısının değiştiğini belirterek, mevcut tablonun geçmişten çok daha farklı olduğunu ifade etti.
DİPLOMASİDEN SAVAŞA
Saldırılardan önce Umman, Washington ile Tahran arasında dolaylı görüşmelere arabuluculuk yapıyordu. Umman Dışişleri Bakanı Badr Albusaidi, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklamayı bırakmayı ve mevcut stokunu azaltmayı kabul etmesinin ardından barışın “yakında” olabileceğini açıklamıştı.
Ancak kısa süre sonra ABD ve İsrail’in füze saldırıları gerçekleşti ve diplomasi yerini yeniden askeri gerilime bıraktı. Marks, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin savaşı önlemek için yoğun çaba harcadığını, ancak çatışmanın haftalar hatta aylar öncesinden adım adım yaklaştığını gördüklerini söyledi.
KÖRFEZ SAVAŞA GİRER Mİ?
Uzmanlara göre Körfez ülkeleri için en kritik soru, çatışmaya doğrudan dahil olup olmamak. Savaşa katılmanın ve İsrail’le işbirliği yapıyor görüntüsü vermenin meşruiyet açısından risk taşıdığı vurgulanıyor.
Pinfold, Körfez hükümetlerinin halklarına topraklarını ve egemenliklerini korudukları mesajını vermek istediğini belirterek, olası bir askeri adımın Yarımada Kalkanı Gücü gibi ortak bir GCC mekanizması üzerinden atılabileceğini ifade etti.
Körfez başkentlerinde şu an için temkinli bir bekleyiş hakim. Ancak saldırıların devam etmesi ya da kritik altyapının hedef alınması halinde, bölge ülkelerinin savaşa doğrudan dahil olma ihtimali güçlenebilir.
ORTA DOĞU YENİ BİR EŞİKTE
İran’ın saldırıları, Körfez’de uzun süredir inşa edilen istikrar ve güvenlik algısını sarstı. Bölgesel dengeler değişirken, Körfez ülkeleri hem iç kamuoylarını hem de uluslararası konumlarını gözeterek kritik bir karar aşamasında bulunuyor.



























