casino siteleribedava bahistarafbet
  • Reklam

MÜLTECİLER-SIĞINMACILAR -“Araplar” ve “Mavi Gözlü ve Sarı Saçlılar”

MÜLTECİLER-SIĞINMACILAR -“Araplar” ve “Mavi Gözlü ve Sarı Saçlılar”

MÜLTECİLER-SIĞINMACILAR -“Araplar” ve “Mavi Gözlü ve Sarı Saçlılar”
03 Haziran 2022 - 13:51


türleri söz konusudur. Dolayısıyla bu  konunun küresel ve bölgesel boyut larını ele almadan önce kavramsal kargaşayı  önleyici okumaların gerekliliği çok açıktır.  Tabii ki ‘bağcı dövmek yerine üzüm yemek’  niyetindeyseniz ve mülteci-sığınmacı konu sunun insani boyutunun yanında siyasi bo yutunun da farkındaysanız. Yok eğer küresel  güç odakları ve onların yerli işbirlikçileri, -  daha da ötesi FON’ladıkları örgütlü yapılar…-  gibi algı yönetimi ve manipülasyon teknikle rini kullanarak, benzerlerinde olduğu gibi bu  konuyu da hedefleriniz doğrultusunda kul lanmak istiyorsanız başka!.. 
Hemen ifade etmeliyiz ki biz bu yazımızda,  daha çok bölgemizde yaşanan sıcak gelişme 
lere, Mültecileri-Sığınmacılara ve/veya Tür kiye coğrafyasında yaşayan “Geçici Koruma  Statüsü’ndeki Suriyeli Sığınmacılara”, bunla rın iç ve dış yansımalarının bazı boyutlarına  değinmek istiyoruz. Değişen dünya ve bölge  şartlarıyla birlikte yeniden gündemin önemli  maddeleri arasına giren “düzensiz göç” ko nusunun geniş kapsamlı ve derinlikli boyut larıyla ele alınmasının gerekli olduğuna da  inanıyoruz. Lakin kavram kargaşası içinde,  indi amaçlar için bu konunun kullanılması/ istismar edilmesi ve konuyla ilgili algı yöne timinin, özellikle kendilerini İslam ile tavsif  eden çevrelerde de etkili olmasına karşı “du ruş”umuzu özellikle bu vesileyle de ortaya  koymaya çalışacağız… 
Bilindiği üzere biz, değişen dünya ve bölge dengeleri zemininde, bilhassa bölgemizde  yaşananları, yeni denge arayışı sürecindeki  küresel güçlerin proje, plan ve stratejilerini  reel-politik olarak okumanın öneminin ve bu  sürecin bölgenin ve bölgede yaşayan “Müslü 
manlar”ın geleceği açısından stratejik olarak  büyük öneme sahip olduğunun altını çizmek teyiz… Daha doğrusu bu konuda, vüsatımızca  bir gayret içindeyiz… Ve biliyoruz ki konuyla  ilgili olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun ba kiyesi olan Türkiye’nin konumu ve misyonu  çok önemlidir. Bu nedenledir ki I. ve II. Dün ya savaşı sonrası Türkiye, Batılılar açısından  kontrol altında tutulduğu gibi yeni dönemde  de Türkiye, yeni konumu ve misyonu gereği  kontrol altında/vesayetçi bir yapıda tutulmak  istenilmektedir. Ki bu yolda 1980’li yıllardan  bu yana, “yeni Türkiye”nin ABD ve Batı ile iliş kilerinde, önemli değişiklikler olmuştur. Her  ne kadar bu durum, Batılılar ve Batıcılar tara fından “eksen kayması” olarak tavsif ediliyor,  Türkiye baskı altına alınmak isteniliyorsa da  değişen şartların açtığı alanda, Türkiye’nin  “güvenlik ve gelecek kaygıları”nın, -bir süre dir vesayet altında olan Türkiye’yi- daha net  “duruş”lara ve hamlelere zorladığına da şahit  olmaktayız. Bu çerçevede, GBOP’un bölgede ki yansımalarının farklı boyutlarını, ABD/Kü resel güçlerin strateji değişiminin ne anlama  geldiğini net bir şekilde anlamlandırmadan  bölgede yaşananları doğru okumanın müm kün olmadığının farkında olmak durumun dayız. Her ne kadar malum çevreler, süreci  doğru okumak yerine bir ‘kaos stratejisi”nin  gerektiği şekilde algılanması için özellikle  2011’den bu yana, ellerinden geleni ardları na koymasalar da… 
Klasik yöntemlerinden “Algı yönetimi ve  manipülasyon teknikleri”ni kullanarak kü resel ve yerel iletişim araçlarıyla “bilgi kirli liği” oluşturmaktadırlar. Ve bu meyanda, “Bir  terör örgütünü, bir başka terör örgütüyle  (güya) savaştırarak meşrulaştırmak” gibi en  
alçakça,- hatta Üstad’ın ifadesiyle- “çukur”  bir yaklaşımı bile sergilemektedirler. Bu yet medi, kendilerinin kontrol ettiği malum ör gütlerden en yenisini, kendi stratejileri için  kullanırlarken, köşeye sıkıştırmak istedikleri  bölgesel güçleri(Türkiye başta olmak üzere)  söz konusu örgütle irtibatlandırmak üzere  her türlü yola başvurdular… Üstelik bunlar,  “ilkesel ve ahlaki” hiçbir kaygı duymazlarken  “küresel ve bölgesel terör” ile savaştan, insan  haklarından bahsedebildiler… “İçimizdeki  beyinsizler” ve “Romantik demokratlar” da  bunların “etki ajanlığı”nı, bilerek veya bilme den, devam ettirdiler, tüm yaşananlara rağ men… 
MÜLTECİ-“Geçici Koruma” Statü sü’ndeki Sığınmacılar 
Kısaca ifade etmek gerekirse, “Geçici Koruma  statüsü:” YUKK’un(Yabancı ve Uluslararası  Koruma Kanunu) 91’inci maddesi kitlesel ola rak Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına gelen ve  uluslararası “koruma” talebi bireysel olarak  değerlendirmeye alınamayan yabancıların  uluslararası koruma ihtiyacının sağlanması  için acil çözümler bulmak üzere geliştirilen  korumayı ifade etmektedir.28 Nisan 2011  tarihinden itibaren Türkiye’ye gelen Suriye  vatandaşları ile Suriye’den gelen vatansız  kişiler ve mülteciler, geçici korumaya alın 
maktadır. Bunlar, ‘Kendileri talep etmedikleri  sürece’, normal şartlar altında Suriye’ye geri  gönderilmezler… 
Bu vesileyle konuyla ilgili birkaç kavramı  daha dikkatinize sunmak istersek; “Düzen siz göç”: Bir ülkeye yasadışı yollardan gelmiş  ve/veya yasal yollardan gelmekle birlikte za manında çıkış yapmamış…”; “Düzenli göç”:  Kişilerin kendi ülkeleri dışındaki herhangi  bir ülkede, kendi ülkelerinin topraklarından  transit geçiş yaptıkları ülkenin ve gittikleri 


ülkenin yasal prosedürü çerçevesinde kısa  süreli veya süreli konaklaması durumu… 
Yukarıdaki kısa kısa yapılan hatırlatmalar dan da anlaşılacağı üzere Türkiye’de yoğun  bir şekilde tartışılan mülteci-sığınmacı ko nusunun merkezinde, Suriyeli “mülteciler”-  “Geçici Koruma statüsü”ndeki sığınmacılar  yer almaktadır. Değişen dünya ve bölge şart larının ortaya çıkardığı şartlar ve küresel güç  odaklarının malum projesi doğrultusundaki  gelişmeler, iki dönem olarak gündemimize  girmiştir: I. dönemde, bölgenin yeniden yapı landırılması ve bu bağlamda, ‘bölgeye has bir  demokratik yapı’nın oluşturulması gündem deydi. Ne var ki bu dönem kısa sürmüş ve  malum odakların strateji değiştirmesiyle II.  Döneme has gelişmeler sahaya yansımıştır…  Nitekim 2011 sonrası gelişmelerle, bir yan dan Suriye’de yeni planlar devreye girmiş, di ğer yandan da bölgede yaşanan süreç, adeta,  geriye sarılmaya başlamıştı… Ve bunların be lirleyici gücünün ABD/Batı olduğu çok açıktı.  Ancak, malum birileri, Suriye’deki gelişmeler  başta olmak üzere küresel güçlerin planlarını  (ılımlı) Laik-Demokrat/Batıcı yeni Türkiye’ye  yıkmayı yeni stratejilerinin bir gereği olarak  gördüler. Ve daha önce her türlü övgüye de ğer gördükleri Türkiye’yi bölgedeki kaosun  müsebbibi ilan ettiler… Irak-Suriye eksenin deki “ABD-İsrail Koridoru”/Terör Koridoru  da bu çerçevede geçmişteki benzerleri gibi  “Kürt Koridoru” olarak sunuldu…  
Üstelik başlangıçta, GBOP Projesi’nin strate jik ortağı olan Türkiye, bir taraftan içerideki  operasyonlarla sıkıştırılırken, daha doğru  bir ifadeyle, “hizaya getirilme”ye çalışılırken  diğer taraftan da Türkiye’nin güneyindeki  “koridor” somut olarak ortaya çıkmaya başla dı… İşte Türkiye’nin Irak-Suriye eksenindeki  “güvenlik ve gelecek kaygısı” bu vesileyle net leşmiş oldu… Türkiye, konuyla ilgili kararını  verdi; müttefiklerine rağmen stratejisini be 
lirledi: Ya ABD/Batı’nın peşinde gitmeye de vam edecek ya da meşruiyetini “sistem-içi”n de arayan yeni politikaları devreye alacaktı…  Önce ABD ile ortak bir çıkış bulmaya çalışan  
Türkiye, bu mümkün olmayınca, ciddi düzey de bocaladı. Öyle ya yıllardır İngiltere ve ABD  ve vesayetindeki bir ülkenin kendi kararla rını tek başına vermesi ve uygulaması kolay  değildi. Üstelik içerideki “radikal Batıcılar” ve  ABD kontrolündeki örgütlere rağmen bunu  yapabilmek, kimilerine göre, neredeyse im kansızdı… 
Ama Batı referanslı Türkiye’nin(“derin Tür kiye”), değişen dünya ve bölge şartlarında ki boşluğu “tarihi ve stratejik derinliği” ile  doldurma hedefini bir süredir çalıştığı an laşılmış, beklenmedik hamlelerle, kısa süre de, bölgesel bir güç olarak anılmaya başlan dığı görülmüştür. Irak-Suriye eksenindeki  mülteci-sığınmacı sorununu, tüm baskılara  rağmen, yönetebildi… ABD’nin açtığı alana  Rusya’nın girmesiyle Irak-Suriye ekseninde ki gelişmeler daha girift hale gelirken, yeni  şartların, Türkiye’nin ABD/Batı’ya karşı “du ruş”unda kolaylaştırıcı bir işlev görebildiği  ortaya çıktı. Rusya, adeta Türkiye’nin denge  politikasında, stratejik bir unsur işlevi gör meye başladı… 
Bu süreçte, küresel güçlerin Türkiye’yi çev releme politikalarının bir sonucu olan bölge deki vekalet savaşları, göç-mülteci-sığınmacı  konusunda Türkiye’yi zorlamaya başladılar.  Türkiye’nin “açık kapı” politikasına rağmen  malum gelişmeler, mülteci sorununu, Tür kiye’nin bir milli güvenlik sorunu haline  gelmesi sürecini tetikledi. Adeta Türkiye sı ğınmacılar üzerinden, dışarıdan-içeriden, sı kıştırılıyordu. Bu sorunun asıl müsebbibleri  geriye çekilmekle kalmıyor, Türkiye’yi mül teci merkezi haline getirme planları yapıyor lardı… Süreç içerisinde Türkiye, bölgede, ara lıklarla Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı, Barış Pınarı 


harekatları yaparken İdlib’de de sadece Rus ya-İran-Esad rejimini sıkıştırmıyor, aynı za manda ABD/Batı da malum örgütler ve Kör fez ülkeleri aracılığıyla ateşi körüklemekte  
yarar umuyorlardı… Ne var ki bölgedeki kü resel planların birçoğu başarısız olmuş ya da  revize edilmek zorunda kalınmıştı. Türkiye,  tarihi bağları olan bölge insanıyla kurduğu  diyaloglarla, özellikle Suriye’nin kuzeyinde,  yine Suriyeli mültecilere, “güvenli bölgeler”  oluşturmakta da önemli adımlar atmayı ba şardı. ABD/Batı’nın, konuyla ilgili, ikili ta vırlarını açık düşürme adına, AB ve ABD’ye,  mülteci sorununun çözümü için öneriler su nuldu… Dahası Türkiye Cumhurbaşkanı, BM  Genel Kurulu’nda, Suriye’nin kuzeyinde oluş turulacak “güvenli bölge”ye (30-40 km derin likte…) 3 milyona yakın sığınmacının yerleş tirilmesi planını da deklare etti… 
Yaşananlar gösterdi ki ABD/Batı ve onların  içerideki “dostları”, bölgede yaşananları doğ ru okuma gibi bir kaygı taşımadıkları gibi  konuyu algı yönetimi ve manipülasyon tek nikleriyle, sürekli provake etmekten geri dur mamaktalar. Bu yöndeki provakasyonların en  son versiyonu ise Zafer Partisi Genel Başkanı  Ümit Özdağ’ın çıkışı oldu. 2023 seçimlerini  etkileme amaçlı bu provakasyon ile Ümit Öz dağ’ın, 2023 seçimlerini, tek başına etkileme si söz konusu olmasa da “Millet İttifakı”nın  bileşenlerini de kendi zeminine çekerek bazı  sonuçlar elde etmek niyetinde olduğu gö rülmektedir. Son planda, anlaşılmaktadır ki  mülteci-göçmen meselesinin ayrıştırıcı/ırkçı,  yalan-yanlış bilgilerle gündeme getirilmesi,  
-iç ve dış muhalefetin- bugüne kadar yapma ya çalıştıklarının tekrarından başka bir şey  değildir. Önce gündemdeki konular kullanış lı/istismar edilmeye müsait hale getirilmek te sonra da algı yönetimi ve manipülasyon  teknikleriyle “gerçeklerle algılar arasındaki  ilişki” koparılarak kitleye, tekrar tekrar su nulmaktadır… Aynı zamanda, muhalefet, algı  yönetiminde, mültecilerle ilgili manipülas yonlarına “Arap turistler”i de dahil ederek  Radikal Batıcı zihniyetin geçmişteki uygu lamalarını tekrar gündeme taşımaktadırlar.  Ki söz konusu çevrelerle bunların referans  aldıkları Batı’daki ırkçı/ayrıştırıcı, ötekileşti rici reflekslerin, Ukrayna-Rusya “savaşı” son rası gündeme geliş şekli de Batı zihniyetini  açıkça ortaya koymaktadır: “Mavi gözlü, sarı  saçlı mülteciler ve diğerleri…” 
“Sistemi kuran sistemi yönetir” kuralını ha tırladığımızda, son dönemlerde, özellikle son  iki yüzyılda sistemi kuranların dünyayı ne  hale getirdikleri, gören gözler için net olarak  ortadadır… Değişen dünya ve bölgelerdeki  yeni denge arayışı sürecinde söz konusu kü resel güç odaklarının hegemonik “strateji sa vaşları”nın kritik ve trajik sonuçlarıyla da her  vesileyle, karşılaşmaktayız… 
“Güçlünün haklı” görüldüğü bir dünyada  söz konusu hegemonik güçlerin, hala terör le mücadele, insan hakları, özgürlük, adalet  gibi kendilerinin tanımladıkları kavramlar  üzerinde tepinmeleri karşısında, hiç olmaz sa insanca bir “duruş” göstermek gerekmez  mi?



Abdullah PAMUK 

Mülteci – Sığınmacı /“Göç”ün değişik  
 

İktibas Çizgisi Editörü  

Hüseyin BÜLBÜL’ün  

kaleminden  

okuyucuların bilgi ve  

beğenisine sunulmuştur. 

Uzun yıllar üzerinde düşünüp vahyin imbiğinden geçirerek müminlerin isti fadesine sunmaya çalıştığımız bu eserler; uzun soluklu bir çalışmanın sonu cunda, Rabbimizin sonsuz yardım ve inayeti ile okuyucusu ile buluştu. Dergi  ve kitaplarımızı Kayseri, İstanbul, Dortmund ve Amsterdam… irtibat büro larımızdan ve ilgili telefonlardan ulaşıp temin edebilirsiniz. 

Tel:
0537 741 02 33;
0533 561 97 84,
0553 421 06 87,
0536 655 74 85





 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
daha çok bölgemizde yaşanan sıcak gelişme  lere indi amaçlar için bu konunun kullanılması/ istismar edilmesi ve konuyla ilgili algı yöne timinin değişen dünya ve bölge dengeleri zemininde bilhassa bölgemizde  yaşananları yeni denge arayışı sürecindeki  küresel güçlerin proje vüsatımızca  bir gayret içindeyiz… ve biliyoruz ki konuyla  ilgili olarak batılılar açısından  kontrol altında tutulduğu gibi yeni dönemde  de türkiye “yeni türkiye”nin abd ve batı ile iliş kilerinde önemli değişiklikler olmuştur. her  ne kadar bu durum batılılar ve batıcılar tara fından “eksen kayması” olarak tavsif ediliyor türkiye’nin  “güvenlik ve gelecek kaygıları”nın gbop’un bölgede ki yansımalarının farklı boyutlarını “bir  terör örgütünü kendilerinin kontrol ettiği malum ör gütlerden en yenisini kendi stratejileri için  kullanırlarken “ilkesel ve ahlaki” hiçbir kaygı duymazlarken  “küresel ve bölgesel terör” ile savaştan bilerek veya bilme den devam ettirdiler geçici korumaya alın  maktadır. bunlar ‘kendileri talep etmedikleri  sürece’ iki dönem olarak gündemimize  girmiştir: i. dönemde bölgenin yeniden yapı landırılması ve bu bağlamda bir yan dan suriye’de yeni planlar devreye girmiş di ğer yandan da bölgede yaşanan süreç adeta malum birileri gbop projesi’nin strate jik ortağı olan türkiye bir taraftan içerideki  operasyonlarla sıkıştırılırken daha doğru  bir ifadeyle bu mümkün olmayınca kimilerine göre beklenmedik hamlelerle kısa süre de tüm baskılara  rağmen yeni  şartların adeta türkiye’nin denge  politikasında mülteci sorununu dışarıdan-içeriden sı kıştırılıyordu. bu sorunun asıl müsebbibleri  geriye çekilmekle kalmıyor türkiye’yi mül teci merkezi haline getirme planları yapıyor lardı… süreç içerisinde türkiye bölgede ara lıklarla zeytin dalı fırat kalkanı tarihi bağları olan bölge insanıyla kurduğu  diyaloglarla özellikle suriye’nin kuzeyinde yine suriyeli mültecilere konuyla ilgili ikili ta vırlarını açık düşürme adına ab ve abd’ye mülteci sorununun çözümü için öneriler su nuldu… dahası türkiye cumhurbaşkanı bm  genel kurulu’nda 2023 seçimlerini anlaşılmaktadır ki  mülteci-göçmen meselesinin ayrıştırıcı/ırkçı yalan-yanlış bilgilerle gündeme getirilmesi tekrar tekrar su nulmaktadır… aynı zamanda muhalefet algı  yönetiminde ötekileşti rici reflekslerin sarı  saçlı mülteciler ve diğerleri…”  “sistemi kuran sistemi yönetir” kuralını ha tırladığımızda son dönemlerde hala terör le mücadele insan hakları özgürlük hiç olmaz sa insanca bir “duruş” göstermek gerekmez  mi? daha çok bölgemizde yaşanan sıcak gelişme  lere indi amaçlar için bu konunun kullanılması/ istismar edilmesi ve konuyla ilgili algı yöne timinin değişen dünya ve bölge dengeleri zemininde bilhassa bölgemizde  yaşananları yeni denge arayışı sürecindeki  küresel güçlerin proje vüsatımızca  bir gayret içindeyiz… ve biliyoruz ki konuyla  ilgili olarak batılılar açısından  kontrol altında tutulduğu gibi yeni dönemde  de türkiye “yeni türkiye”nin abd ve batı ile iliş kilerinde önemli değişiklikler olmuştur. her  ne kadar bu durum batılılar ve batıcılar tara fından “eksen kayması” olarak tavsif ediliyor türkiye’nin  “güvenlik ve gelecek kaygıları”nın gbop’un bölgede ki yansımalarının farklı boyutlarını “bir  terör örgütünü kendilerinin kontrol ettiği malum ör gütlerden en yenisini kendi stratejileri için  kullanırlarken “ilkesel ve ahlaki” hiçbir kaygı duymazlarken  “küresel ve bölgesel terör” ile savaştan bilerek veya bilme den devam ettirdiler geçici korumaya alın  maktadır. bunlar ‘kendileri talep etmedikleri  sürece’ iki dönem olarak gündemimize  girmiştir: i. dönemde bölgenin yeniden yapı landırılması ve bu bağlamda bir yan dan suriye’de yeni planlar devreye girmiş di ğer yandan da bölgede yaşanan süreç adeta malum birileri gbop projesi’nin strate jik ortağı olan türkiye bir taraftan içerideki  operasyonlarla sıkıştırılırken daha doğru  bir ifadeyle bu mümkün olmayınca kimilerine göre beklenmedik hamlelerle kısa süre de tüm baskılara  rağmen yeni  şartların adeta türkiye’nin denge  politikasında mülteci sorununu dışarıdan-içeriden sı kıştırılıyordu. bu sorunun asıl müsebbibleri  geriye çekilmekle kalmıyor türkiye’yi mül teci merkezi haline getirme planları yapıyor lardı… süreç içerisinde türkiye bölgede ara lıklarla zeytin dalı fırat kalkanı tarihi bağları olan bölge insanıyla kurduğu  diyaloglarla özellikle suriye’nin kuzeyinde yine suriyeli mültecilere konuyla ilgili ikili ta vırlarını açık düşürme adına ab ve abd’ye mülteci sorununun çözümü için öneriler su nuldu… dahası türkiye cumhurbaşkanı bm  genel kurulu’nda 2023 seçimlerini anlaşılmaktadır ki  mülteci-göçmen meselesinin ayrıştırıcı/ırkçı yalan-yanlış bilgilerle gündeme getirilmesi tekrar tekrar su nulmaktadır… aynı zamanda muhalefet algı  yönetiminde ötekileşti rici reflekslerin sarı  saçlı mülteciler ve diğerleri…”  “sistemi kuran sistemi yönetir” kuralını ha tırladığımızda son dönemlerde hala terör le mücadele insan hakları özgürlük hiç olmaz sa insanca bir “duruş” göstermek gerekmez  mi?