Hicrethaber.com yazarı Ahmet Çekin, kaleme aldığı son köşe yazısında Türkiye’de giderek ağırlaşan ekonomik tabloyu mercek altına aldı. Kentsel dönüşümle birlikte hızla yükselen kira fiyatlarının vatandaşın barınma hakkını tehdit ettiğini belirten Çekin, temel gıda ürünlerindeki artış ve aracı zincirindeki kontrolsüzlüğün de alım gücünü ciddi şekilde düşürdüğünü ifade etti.
Emekli, asgari ücretli ve dar gelirli kesimin büyük bir geçim baskısı altında olduğunu vurgulayan Çekin, yalnızca maaş artışlarıyla sorunun çözülemeyeceğini, yapısal reformların zorunlu hale geldiğini dile getirdi.
Evet… kentsel dönüşüm denilerek başlatılan süreç, bugün toplumun geniş kesimleri için barınma krizine dönüşmüş durumda. Daha Nisan ayındayız ve büyük şehirlerde en düşük kiralık dairelerin 30.000 TL bandına dayanması artık istisna değil, acı bir gerçek. Bu tabloyu sadece ekonomik dalgalanma ya da “dünya krizi” ile açıklamak ise eksik kalır. Çünkü sorun yalnızca dışarıda değil, içeride de büyüyor.
Bir yanda emekli… Ömrünü çalışarak geçirmiş, bugün ise aldığı maaşla bırakın kira ödemeyi, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan milyonlar. Diğer yanda asgari ücretli… Ay sonunu getirebilmek için hesap üstüne hesap yapan, her gün biraz daha daralan bir hayatın içinde sıkışan insanlar.
Mutfak deseniz, adeta cayır cayır yanıyor. Et, süt, sebze, meyve… Her biri artık lüks kalemler haline gelmiş durumda. Pazara çıkan vatandaşın filesi dolmuyor, cebindeki para eriyor. Üstelik bu artışların önemli bir kısmı üretim maliyetlerinden çok, aradaki zincirde oluşan fırsatçılıktan kaynaklanıyor. Gıda üreticisi ile tüketici arasındaki uzun ve denetimsiz yol, fiyatları katlayarak artırıyor. Komisyoncular, aracılar ve fırsatçılar bu sistemin görünmeyen ama en etkili aktörleri haline gelmiş durumda.
“Memura zam yapalım, maaşları artıralım, sorun çözülür” anlayışı ise artık yetersiz kalıyor. Çünkü gelir artışı, fiyat artışının gerisinde kaldığı sürece sadece geçici bir nefes aldırır. Esas mesele, piyasadaki dengesizliği ve kontrolsüzlüğü ortadan kaldırmaktır.
Bir başka acı tablo ise işsizlik… Üniversite mezunu gençler, ellerinde CV’leriyle kapı kapı dolaşıyor. Eğitim almış, kendini geliştirmiş bir nesil, iş bulamadığı için umutsuzlukla karşı karşıya. Bu durum sadece bireysel bir sorun değil; aynı zamanda ülkenin geleceğini doğrudan etkileyen bir yapısal krizdir.
Bugün gelinen noktada serbest piyasa adı altında oluşan başıboşluk, toplumun büyük bir kesimini perişan etmiş durumda. Elbette serbest piyasa ekonomisi önemlidir; ancak denetimsiz bir piyasa, adalet üretmez. Tam aksine, güçlü olanın daha güçlü, zayıf olanın daha zayıf olduğu bir düzen yaratır.
Dost acı söyler… Gerçekler ortada. İnsanlar zor durumda. Kira fiyatları kontrolsüz, gıda fiyatları uçmuş, işsizlik artmış. Bu tabloyu görmezden gelmek, sorunu büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Çözüm mü?
Çözüm, sadece maaş artışlarında değil; sistemin bütününde yatıyor.
- Gıda zincirinde sıkı denetim şart.
- Aracı sayısı azaltılmalı, üretici ile tüketici doğrudan buluşturulmalı.
- Kira artışları kontrol altına alınmalı, fırsatçılığa ağır yaptırımlar getirilmeli.
- Gençler için üretim ve istihdam odaklı politikalar hızla hayata geçirilmeli.
Dünya kriz içinde olabilir… Ama asıl mesele, içerideki fırsatçılığı ve kontrolsüzlüğü dizginleyebilmekte.
Çünkü gerçek şu:
Vatandaş artık dayanma sınırında.
Ve unutulmamalıdır ki;
Ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir…
Ekonomi, insanların hayatıdır.
































