İsrail Kürt devletini neden istiyor?
İsrail Başbakanı Netenyahu'nun Kürdistan'ın bağımsızlığını destekleyen açıklaması ne anlama geliyor? Fehim Taştekin yazdı.
İsrail'in Kuzey Irak Kürtleriyle olan sıcak ilişkisinin ayrıntılı geçmişini yazan Fehim Taştekin'e göre, İsrail için Irak Kürdistanı artık Irak, İran ve Suriye üzerinde bir göz.
İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu'nun Kuzey Irak'ta bağımsız Kürdistan devletine selam vermesi konuşuluyor. Netenyahu'nun "Bağımsızlığı hakediyorlar" çıkışı aslında yeni değil.
İsrail'in Kuzey Irak'a olan ilgisinin detaylı bir şekilde anlatan Radikalgazetesi dış politika yazarı Fehim Taştekin, köşesinde İsrail'in çıkışını ve bölgede gelinen son durumu yazdı. İşte yazarın "Kürt devletine İsrail selamı" başlıklı yazısından bir bölüm:
SESSİZLİĞİ BOZAN GİZLİ İTTİFAK
"İsrail’e gelince; Kürtlerin uzun soluklu ve son derece haklı mücadeleleriyle ilgili ne düşündükleri sır değil. Yahudi devletini tanıyanMısır ve Ürdün bir yana Arap kuşatmasına karşı İsrail, her zaman İslam dünyasında meşruiyetini güçlendirecek müttefikler aradı. Mesela Türkiye’den sonra Azerbaycan bu boşluğu dolduran ülkeydi. Bu bağlamda Kürtleri de önemsiyor. Bunun ötesinde İsrail, Irak’taki Kürtlerle derin bir geçmişe sahip. Barzan ve Akre’deki ‘Yahudi Kürtler’le Barzani ailesinin ilişkileri hep iyiydi. Araştırmacı Selin Bölme’nin 2008’de SETA’ya yaptığı derlemeye göre İsrail’in kuruluşu ve 1967 savaşı sonrası Yahudilerin İsrail’e göçünde Kürtlerin yardımları oldu. Geçmişe dayalı iyi ilişkiler, bugün 150 bin kadar Yahudi Kürt’ü barındırdığı belirtilen İsrail ile temaslara da olumlu yansıyor. Baas’ın Araplaştırma politikasına Kürtler isyan ettiğinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani, İsrail’le ilk görüşmeyi 1963’te yapmıştı. İran istihbaratı SAVAK’ın ayarladığı görüşme sonrasıMossad, Kürtlere silah, para ve istihbarat desteği sundu. 1964’te dönemin İsrail Savunma Bakan Yardımcısı Şimon Peres ile görüşen Kürtlerin Avrupa temsilcisi Kamuran Ali Bedirhan temaslarda kilit isimdi. Yine İsrail medyasının sırası geldiğinde yayımladığı Molla Barzani’nin 1967’de dönemin İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan’la çekilmiş fotoğrafları da bu özel ilişkinin tarihine ışık tutuyor. Molla Mustafa Barzani, İsrail’e ikinci ziyareti 1973’te yaptı.
IRAK, İRAN VE SURİYE ÜZERİNDE GÖZ
Kürtleri koruma adına gizli tutulan ilişkileri 1980’de eski Başbakan Menahem Begin ifşa etti. İsrail medyası 2004’te Mesud Barzani veCelal Talabani’nin eski Başbakan Ariel Şaron’la bir araya geldiğini yazmıştı. Kürtlerle Bağdat arasında 1970’te yapılan özerklik anlaşması Kerkük’ün paylaşımı krizine düğümlenip hayata geçirilemezken İsrail, Kürdistan bölgesinde özerk unsurların oluşmasında hatırı sayılır katkılar sunuyordu.
Kürt bölgesindeki Mossad’ın eski istasyon şefi Eliezer Tsafrir’e göre İsrailli danışmanlar 1963-1975 arasında Kürt birliklerini eğitti. Gelişen askeri işbirliği nedeniyle Kerkük rafinerisindeki sabotajda da Mossad parmağı arandı. İsrail, 1991’de Çöl Fırtınası Harekatı sırasında Türkiye üzerinden Kürtlere yardım göndermiş, dönemin Başbakanı İzak Şamir de ABD’den Kürtlere koruma istemişti. Amerikalı gazeteci Seymour Hersh’e göre 2003’deki işgalin ardından yüzlerce İsrailli ajan Peşmergeye eğitim verdi. Hersh’e konuşan İsrailli bir yetkiliye göre İsrail için Irak Kürdistanı artık Irak, İran ve Suriye üzerinde bir gözdü. 2006’de BBC, İsrailli ajanların verdiği atış taliminin görüntülerini ekrana taşımıştı. Mesut Barzani de 2006’ta Kuveyt’e ziyareti sırasında “İsrail’le ilişki kurmak suç değil. Bağdat İsrail’le diplomatik ilişki kurarsa biz de Erbil’de konsolosluk açabiliriz” demişti.
Kürtlerin sessiz kaldığı geçmişteki ilişkiler konusunda İsrail inkârcı bir politika izledi. Bunun nedeni Türkiye ile ilişkileri bozma riski taşımasıydı. Türkiye-İsrail ilişkileri limonileşince, dahası Türkiye’nin Kürtlerle geliştirdiği ilişkiler tahayyülün ötesine geçince İsrail’in susma gerekçesi değişti. İsrail Savunma Bakanlığı yetkilisi Amos Gilad geçen hafta bu sessizliğe “Suskunluğumuz en iyisi. Gereksiz bir ifade sadece Kürtlere zarar verir” diye açıklık getirdi. Tsafrir de Reuters’a demecinde ilişkilerin gizli kalmasını Kürt tarafının istediğini vurguladı.
İSRAİL HAZIR, ABD ERTELEMEKTEN YANA
Şimdi böylesi özel bir geçmiş nedeniyle Türkiye’nin Erbil’le imzaladığı 50 yıllık anlaşma çerçevesinde Ceyhan’a pompalanan petrolü alan gemilerin Aşkelon’a demir atması şaşırtıcı değil. Yine CNN’e “Irak açıkça çöküyor. Kürdistan’ın geleceğini belirleme vakti geldi” diyenMesut Barzani’ye ilk olumlu tepkinin İsrail’den gelmesi de sürpriz değil. Görevi yeni cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’e bırakmadan önce ABD Kongresi’nin verdiği altın madalya için Washington’a giden İsrailCumhurbaşkanı Şimon Peres, 25 Haziran’da Başkan Barack Obama’ya Irak’ın yoğun bir dış müdahale olmadan bir arada tutulamayacağını belirtip "Kürtler fiilen kendi demokratik devletlerini yarattılar” diyerek Kürtlerin bağımsızlığına destek istedi. Ertesi gün Paris’te ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile görüşen İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, “Kürtlerin bağımsızlığı kaçınılmaz bir sonuç” dedi.
Başbakan Benyamin Netanyahu ise önceki gün mesajı daha da netleştirdi: “Kürtlerin bağımsızlık arzularını desteklemeliyiz.”
Peres’in açıklamasının en dikkat yönü ise petrol satışına arabuluculuk etmesine atfen Türkiye’nin Kürtlerin yeni statüsünü kabul edeceği görüntüsü verdiğini söylemesiydi. AKP Genel Başkan YardımcısıHüseyin Çelik, 27 Haziran’da Financial Times’a demecinde Peres’in öngörüsünü haklı çıkardı: "Eskiden bağımsız bir Kürt devleti mevzuu Türkiye için savaş nedeni sayılıyordu. Hatta Kürdistan kelimesi bile insanları sinirli yapmaya yeterliydi. Ama onların adı Kürdistan. Irak bölünürse ki bu kaçınılmaz görünüyor; onlar bizim kardeşimizdir."
Demeçlerden çıkan sonuç; İsrail bağımsız Kürdistan’a akşamdan razı. ABD ve Türkiye ise Irak’ı bir arada tutma seçeneğini tüketilinceye kadar bağımsızlığın ötelenmesini istiyor."
Büyük İsrail’den Büyük Kürdistan’a
ABD’nin Irak’a saldırısı öncesinde, bu saldırının, aslında kukla Kürt devletini kurmak için düzenlendiğini defalarca yazdık. Her fırsatta kukla Kürt devletinin ikinci bir İsrail olacağının altını çizdik. Türkiye’nin de bunu engellemeye uygun bir strateji izlemesi gerektiğinin önemini belirttik.
Son günlerdeki gelişmeler kaygılarımızda ne kadar da haklı olduğumuzu ortaya çıkardı.
Türkiye’nin içine düştüğü durumun ve izlediği yanlış politikaların nelere mal olacağının en iyi göstergesi, Irak’ta yönetimin “Irak’lılara” devrinden sonra yaşanan gelişmeler ve Kürt grupların açıklamaları oldu.
Irak’a saldırı öncesinde, ABD’yle birlikte Irak’a girmeyi, böylece kurulacak Kürt devletine engel olmayı önerenler, bu saldırının aslında Irak’ı parçalamak, Kürt devletini kurmak için yapıldığını yeni yeni anlıyorlar.
Kürtlerin verilecek özerklikle yetineceğini sananlar, Mesut Barzani’nin son açıklamalarına dönüp baktıklarında gerçeği daha iyi göreceklerdir.
“Federasyon yetmez, Kürtler kendi devletlerine kavuşacaklardır!”
Kürt aşiret reisleri Irak’ın “yeniden yapılandırılması” çerçevesinde kendilerine verilen özerkliği yetersiz buluyorlar. Barzani’nin özerkliğin kendi talepleri olmadığını ve bağımsız bir Kürt devleti kuruluncaya kadar mücadeleden vazgeçmeyeceklerini açıklaması bizleri fazla şaşırtmıyor bu nedenle.
Kürt aşiretleri sadece özerklikle yetinecek olurlarsa değişen hiçbir şey olmuyor ve bağımsız devlet kurma talebi de bu gelişmelerin en doğal sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Bunun ilk adımı olarak Kuzey Irak’ın güvenliğinin peşmergelere bırakılmasını, bu peşmergelerin bölgesel güvenlik gücüne dönüştürülmesini ve yeni yapılacak anayasada bu şekilde tanımlanmasını sağlamaya çalışıyorlar.
“Büyük Kürdistan” hayalleri
Resmen ilan edilmese bile Irak’ta Kürdistan diye bir devletin varlığını hemen hemen herkes kabul etmiş durumda. Fakat Barzani, bu statüyü yetersiz görüyor. Kendisini “Büyük Kürdistan”ın lideri olarak hayal ediyor.
Barzani, Kürtlerin Araplar gibi bölündüğünü, eninde sonunda Kürtlerin birleşeceğini ve “Büyük Kürdistan”ın kurulacağını ilan ediyor.
Barzani’nin bu talebi kimilerine oldukça fantastik görünüyor olabilir ama dönüp son on beş yılı değerlendirdiğimizde, bu talebin gerçekleşmeyeceğinin garantisini kimse veremez.
15 yıl öncesine kadar Kürdistan diye bir devletin kurulmasına gülüp geçenler, şimdi bu devletle Türkiye arasındaki ilişkilerin nasıl olacağını tartışıyor.
Türkiye’nin güneydoğusunun bir süre sonra bu devletin sınırları içine girebileceği seçeneği de göz önünde tutuluyor.
Emperyalizm Ortadoğu’ya nasıl hükmedecek?
Emperyalizm tarihin hiç bir döneminde Ortadoğu’ya sahip olamadı, buradaki uygarlıkları yok edemedi. Ancak Ortadoğu’dan da hiçbir zaman vazgeçmedi. Suni ayrılıklar yaratarak, etnik bölünmeleri kışkırtarak buradaki dinenişi kırmaya çalıştı. Ancak bu tarihe kadar ‘Irak’ta kazandığı başarıya’ ulaşamadı.
Emperyalizmin Ortadoğu’daki en büyük başarısı İsrail’in kurulması oldu. Ancak İsrail’in kurulması tek başına yeterli değil. Zaten bölgede emperyalizmin içine düştüğü bataklığın en büyük nedeni de bu. İsrail bölgede tecrit bir ülke. Tüm Arap devletleri İsrail’e düşman. Bu nedenle İsrail gibi ikinci bir ajan devletin yaratılması hem kaçınılmaz hem de oldukça acil. ABD’nin Büyük Kürdistan projesinin hedefi de böylelikle netlik kazanıyor: İkinci İsrail.
Aslında bu tartışmayı TÜRKSOLU’nda defalarca yaptık. Ve her gün bu tespitlerin somut olaylarla ispatlandığına şahit oluyoruz. Bu konuya tekrar dönmemizin nedeni, son günlerde gündemi oldukça meşgul eden İsral’in K. Irak’ta Kürt aşiretlere verdiği desteğin iyice gün yüzüne çıkması olması.
İsrail de K. Irak’taki bu faaliyetini yalanlamıyor. İsrail tarafından yapılan açıklamada, “Kuzey Irak’ta İsrail’in hiçbir resmi faaliyeti yoktur. Elbette çifte pasaport sahibi veya İsrail hükümetini veya devletini temsil etmeyen özel şahıslar Kuzey Irak’ta bazı faaliyetler yürütebilirler. Bunlar onları bağlar. Devlet politikasıyla ilgisi yoktur” deniliyor. Bu faaliyetler başka hangi açıklamayla kabul edilebilir acaba? Ayrıca Mesut Barzani’nin “İsrail’le görüşmemiz doğal” yönündeki açıklamaları ve geçmişte Kürtlerle İsrail arasında kurulan ilişkiler, işbirliğini ayyuka çıkarıyor.
İsrail peşmergeleri neden eğitiyor?
Körfez Savaşı sonrasında Türkiye K. Irak’ta tam olarak olmasa da denetimi büyük oranda peşmergelere bırakmıştı. O dönem yapılan bu yanlışın üstüne başka yanlışlar da eklendi ve bugün bu peşmerge gruplar Büyük Kürdistan projesiyle ortaya çıktılar.
Tabii Büyük Kürdistan’ın kurulması da büyük bir askeri güç gerektiriyor. Mesut Barzani’nin K. Irak’ın denetiminin peşmergelere bırakılması, peşmergelerin bölgesel güvenlik gücü olarak bağımsızlaşması talepleri, kurulması planlanan bu büyük askeri gücün ilk adımları aslında.
Kürt ordusunun kurulmasında en büyük desteği de elbette İsrail sağlayacak. Çünkü kurulacak Büyük Kürdistan Devleti, İsrail’in bir türevi olacak, ordusu da İsrail ordusunun bir parçası. Doğrudan Pentagon’a bağlı, Bush’tan talimat alan bir ajan devlet ordusu oluşturulacak.
Sadece bu değil, Yahudilerle Barzani sülalesinin genetik bağı, Kürtlerin bölgedeki durumları da bu işbirliğinde önemli bir etken.
Kürtler de Yahudiler gibi bölgede tecrit durumdalar. Bölge ülkelerinin hiçbirisi yaşanan gelişmelere sıcak bakmıyor. Tüm Arap devletleri kurulacak Kürt devletine karşı çıkıyorlar. Hatta kurulacak Kürt devletine, gerekirse savaşarak engel olacaklarını vurguluyorlar. Her ne kadar İsrail konusunda aktif davranılmasa da, İsrail’in Filistin’deki politikaları bu ülkelerden büyük tepki topluyor. Dolayısıyla bölge ülkeleri Kürtlerin ve Yahudilerin ortak düşmanı oluyorlar. Bu nedenle İsrail-Kürt işbirliğini de ortak düşmana karşı yapılan bir işbirliği olarak adlandırabiliriz.
Bu işbirliğinden dolayı MOSSAD ajanları peşmergeleri, özellikle suikast ve suikasta karşı koyma gibi konularda eğitiyorlar. MOSSAD bu eğitimler için emekli, başarılı ajanlarını görevlendiriyor. Guam Adaları’na kaçırılan peşmergeler geri dönüyor ve bu eğitimlere katılıyorlar. Ve tüm bunlar İngilizlere ait paravan bir güvenlik şirketi adı altında sürdürülüyor.
Gazetelere yansıyan eğitim faaliyetinin bazı ayrıntıları ise şunlar; MOSSAD ile KDP, kağıt üzerindeki ilk resmi anlaşmayı 2001 yılında yapıyor. Eğitim hem bölgede hem de İsrail’de yapılıyor. Peşmergelere ayda 500 bin dolar veriliyor. Bölgedeki MOSSAD ajanlarının çoğu Kürt Yahudisi. Eğitime Barzani’nin yakın akrabaları da katılıyor. Eğitimi verenlerin tamamı lehçelerine kadar Kürtçe biliyor.
İsrail nasıl kurulduysa Büyük Kürdistan da öyle kurulacak?
Ordu kurma çalışmaları bu şekilde sürdürülürken, devletin kurulması için izlenen yollar İsrail’in bölgeyi işgal sürecini hatırlatıyor. Yahudiler Filistin topraklarını satın alarak ve Filistinleri katlederek İsrail devletini nasıl kurdularsa, aynı şekilde Büyük Kürdistan’ı kurmaya çalışıyorlar.
İsrail’den göç eden Yahudi Kürtler, özellikle Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Kerkük’te Saddam’ın bedava dağıttığı toprakları bedellerin çok üstünde fiyatlarla satın alarak buralara yerleşiyorlar. Finans kaynağı ise elbette İsrail. KDP ve KYP 5 bini aşkın Kürt’e ayda 200 dolar yardımda bulunuyor. Şimdiden 5 binin üzerinde Kürt Türkmenlerden boşaltılan bu topraklara yerleşmiş durumda.
Buradaki Araplar göçe zorlanıyor. Türkmenler azınlık durumuna düşürülmeye çalışılıyor.
Mesut Barzani’nin Kerkük konusunda söyledikleri de tüm bu gelişmeleri doğrular nitelikte.
Barzani’ye göre Kürtler Kerkük’e dönecek, burada yaşan Araplar ve Türkmenlerin büyük çoğunluğu Kerkük’ü terk ettikten sonra referandum yapılacak ve Kerkük için hangi karar verilirse o karara uyularak Kerkük sorunu çözülecek! Oldukça demokratik bir çözüm değil mi?! İsrail’de, Filistinlileri istiyor musunuz diye referandum yapıyorsunuz ve referandum sonucuna göre Filistinlilerin kaderini belirliyorsunuz!
İsrail’in kurulmasını kitaplardan okuyan bizler için tarih tekerrür ediyor ve ikinci bir İsrail’in nasıl kurulmaya çalışıldığını yaşayarak öğreniyoruz. Kerkük’e her fırsatta silahla saldıranlar, silahla yapamadıklarını bir de parayla yapmaya çalışıyorlar.
İsrail’in en büyük dostu: Baba Barzani
Yahudi-Kürt birlikteliği yıllar öncesinden başlıyor. İsrail kurulduğu günden bu yana Arap düşmanı kim varsa her fırsatta işbirliği içersinde oldu. Özellikle Irak yönetiminin 17 Temmuz 1968’de Baas Partisi’ne geçmesi İsrail’in geleceğini de önemli ölçüde tehdit ediyordu.
Irak bu tarihe kadar Batı yanlısı, emperyalizmin ve dolayısıyle İsrail’in bölge üzerindeki emellerinin önünde engel oluşturmayacak, hatta İsrail’in işini kolaylaştıracak bir monarşi rejimi tarafından yönetiliyordu. Ancak bu rejimin yıkılması yerine milliyetçi bir rejimin kurulması emperyalizmin, dolayısıyla İsrail’in işini oldukça zorlaştırmıştı.
Arap milliyetçiliğinin güçlenmesini, Irak’ın bu şekilde bağımsız bir devlet olarak kalmasına emperyalizmin tahammülü yoktu.
Bu devlet ya parçalanmalı ya da iç isyanlar çıkartılarak zayıflatılmalıydı. Bu görev Mustafa Barzani’ye verildi. Barzani’nin işbirlikçiliğinin yanısıra Yahudi Kürt olması İsrail’in işini daha da kolaylaştırıyordu. Çünkü İsrail’in kurulması sırasında bir çok Yahudi Kürt’ün buraya göç ettirildiği ve bu Kürtlerin çoğunlukla Barzani aşiretinden olduğu bilinen bir gerçekti. Bunun ötesinde Barzani aşireti çok sayıda ünlü haham çıkaracak kadar dindar bir Yahudi Kürt aşiretiydi. Bundan dolayı Kürt Yahudilerin büyük çoğunluğu Barzani hareketini destekliyorlardı.
Yahudilerle Kürtlerin bu birlikteliği günümüzde de oldukça olağan karşılanıyor. İsmail Beşikçi Kürtlerin Ortadoğu’da Yahudilerin doğal ittifakçısı olduğunu söylüyor, Kürtlerin Yahudi toplumuyla sıcak ilişlikiler kurması gerektiğinin altını çiziyor.
1970’lerde Kürt isyanları artmıştı ve isyanların başını Barzani aşireti çekiyordu. İsrail, peşmergelere eğitimden silaha kadar her türlü yardımda bulunuyordu. Mustafa Barzani her fırsatta İsrail’e ziyaretlerde bulunuyor, İsrail’le ilişkileri sıkı tutmaya çalışıyordu. Geçmişte başlayan bu birliktelik 90’larda da devam etti.
Uğur Mumcu, bir yazısında MOSSAD’la Barzani birlikteliğini ortaya çıkardığı için İsrail Büyükelçiliği’ne çağrılıyor ve uyarılıyordu. Bu yazıdan kısa bir süre sonrada bombalı bir saldırı sonucunda hayatını kaybetmesi işin araştırılması gereken bir başka önemli boyutu.
Irak’ın parçalanması Ortadoğu’nun denetim altına alınmasında neden önemli?
ABD ve İsrail’in Saddam rejimine neden bu kadar kinle saldırdığını ve neden Kürtlere bu derece önem verdiğini bu tarihi gerçekler ışığında değerlendirmek gerekiyor. Irak Ortadoğu’da emperyalizme karşı direnişin merkezi, Saddam Hüseyin de bu direnişin lideriydi. Onun için Saddam’ın devrilmesi, Irak’ın parçalanması gerekiyordu.
Aynı zamanda Saddam rejimi halkçı-milliyetçi bir rejimdi ve diğer ülkelere örnek olduğu için ortadan kaldırılması emperyalizm için hayati önemdeydi. Baas Partisi’nin iktidarı almasından sonra Irak’ta Kürt isyanları hiç durmadı. Emperyalizmin Ortadoğu’daki en büyük düşmanı Irak ve lideri Saddam’dı. Eğer Irak parçalanırsa Ortadoğu’nun da parçalanması hemen arkasından gelecekti.
ABD Irak’a saldırdığında bu kadar büyük bir direnişle karşılaşacağını beklemiyordu. Ne de olsa her şey ayarlanmıştı. Kürtler yıllardır bu anı bekliyorlardı. Diğer gruplar da...
Direniş artıyor, bölge ülkeleri tedirgin
Ancak ABD planı Irak’ta tutmadı ve Kürtler hariç diğer gruplar ABD’ye karşı direnişlerini her geçen gün arttırıyorlar. ABD ise Irak’ta bataklığa saplandığının yeni yeni farkına varıyor ve şimdi bu bataklıktan kurtulmanın yollarını arıyor. İsrail’in K. Irak’ta faaliyetlerini arttırmasının nedeni tam da bu aslında. ABD’yi saplandığı bu bataktan kurtarmak.
ABD’yi sadece Irak’taki direnişler rahatsız etmiyor elbette. Bölge ülkelerinin ABD’ye karşı tutumlarındaki sertleşme ABD’nin ileride zor günler yaşayacağının habercisi.
Denize düşen yılana sarılır misali, ABD ve İsrail Kürtleri olası bir Arap çatışmasına karşı hazırlıyor. Peşmergeler de deneyimli İsrail ajanları tarafından Sünni ve Şii liderlere suikast düzenlemek için eğitiliyorlar.
Diğer bir önemli nokta da, peşmergelerin, İran’ı denetlemek ve Suriye’yi istikrarsızlaştırmak için kullanılıyor olmaları. Geçtiğimiz Mart ayında Suriye’de, Suriye polisiyle Kürtler arasında çıkan çatışmanın arkasındaki gücün İsrail olması hiç de uzak bir ihtimal değil. Aynı zamanda peşmergeler Arap mallarına el koyuyorlar ve sınırları genişletiyorlar.
Bu gelişmeler Büyük Kürdistan için ön hazırlık niteliğinde. Büyük Kürdistan, Türkiye’nin güneydoğusu, Suriye’nin kuzey doğusu, Irak’ın kuzeyi ve İran’ın güney batısında kalan toprakları da içine alıyor. Peşmergeler aynı zamanda bu projeyi hayata geçirebilmek için MOSSAD ajanları tarafından eğitiliyorlar.
Türkiye ne yapıyor?
İsrail’in peşmergeleri eğittiğini CIA bile kabul etmişken Tayyip’in Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bu yöndeki sorulara, “İsrail’in açıklamalarına güvenmeliyiz” cevabını veriyor! Olayın, tüm dünyanın gündemine geldiği günün hemen ertesinde Celal Talabani ile görüşen Gül, Irak’ta Kürt özerk yönetimine sıcak baktığını açıklıyor. Kürt aşiretleri ise Türkiye’nin K. Irak’taki askeri varlığından dolayı duydukları rahatsızlığı dile getiyorlar, Türkiye’nin askerlerini bir an önce K. Irak’tan çekmesini istiyorlardı.
Türk devleti K. Irak’taki Kürt grupların isteklerine boyun eğiyor ve K. Irak’taki askerlerimizi çekme kararı alıyordu. İsrail, kimileri tarafından Ortadoğu’da hâlâ Türkiye’nin stratejik müttefiki olarak görülüyor. Öyle ki yeni yapılan anlaşmaya göre Türkiye’yle İsrail ortak cephanelik kuruyorlar. Bu anlaşmaya göre iki ülkeden herhangi biri savaşa girerse diğeri bu silahları kullanma hakkına sahip oluyor. Tüm bunlar elbette Türkiye ve bölge geleceğini tehlikeye sokan gelişmeler olarak tarihe geçiyor.
Şimdi şu soruların cevaplandırılması gerekiyor;
Türkiye Büyük Kürdistan’a izin verecek mi?
Kerkük gibi Türkmen nüfusun yoğun yaşadığı toprakların satın alınarak Kürtleştirilmesine seyirci mi kalacak?
Yoksa yeni kırmızı çizgiler çekip onların paspas edilişini mi izleyeceğiz?



























