SOSYAL HİZMETLERDE RAKAMLAR TARTIŞMA KONUSU OLMUŞTU
İBB’nin açık hava reklamları ve sosyal medya kampanyalarıyla duyurduğu bazı uygulamalar, geçmişte de rakamlar üzerinden eleştirilmişti. Daha önce on binlerce aileye ücretsiz yemek sağlayan aşevlerinin kapatılması sonrası, kent lokantalarında günde yalnızca 4 bin 412 kişiye yemek verildiği, resmi faaliyet raporlarına dayandırılarak kamuoyuna yansıtılmıştı.
Benzer şekilde, “800 bin öğrenciye beslenme desteği” söylemiyle tanıtılan uygulamanın da günlük fiili yararlanıcı sayısının en fazla 5 bin civarında olduğu yine resmi belgeler üzerinden gündeme getirilmişti. Bu başlıklar, uzun süre kamuoyunda tartışılmıştı.
GÜNDEMDE BU KEZ ‘SÖZDE KREŞLER’ VAR
Son günlerde ise tartışmaların odağında İBB’nin “kreş” olarak tanıttığı ancak resmi tanımda “çocuk etkinlik merkezi” olarak yer alan yapılar bulunuyor. Bu merkezlerde çocuklara yönelik cinsel istismar ve darp iddialarının gündeme gelmesi, tepkilerin dozunu artırdı.
Kamuoyuna yansıyan iddialar sonrası Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, konuyla ilgili dikkat çeken bir açıklama yaptı. Bakan Göktaş, bir çocuğun maruz kaldığı olayların münferit olmadığını, ilk vakanın ardından bakanlığa başka çocuklara yönelik istismar ve şiddet ihbarlarının da ulaştığını belirtti.
“MÜNFERİT DEĞİL, SİSTEMATİK İHMAL” VURGUSU
Bakanlık cephesinden yapılan değerlendirmelerde, yaşananların tekil bir olaydan ibaret olmadığı, denetim eksikliği ve yanlış uygulamaların bir sonucu olabileceği vurgulandı. İddialar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin uzun süredir “kreş açıyoruz” söylemiyle tanıttığı bu merkezlerin, bakanlık denetiminden uzak biçimde faaliyet göstermesi üzerinden yoğunlaştı.
Eleştirilerde, çocukların emanet edildiği bu yapılarda güvenlik, ahlaki yeterlilik ve personel seçimi gibi temel kriterlerin yeterince gözetilmediği savunuldu.
ATAMALAR VE İDEOLOJİ TARTIŞMASI
Tepkilerin bir diğer boyutu ise personel görevlendirmeleri üzerinden yükseldi. Bazı çevreler, CHP’li belediyeler bünyesinde açılan bu merkezlerde yapılan atamaların bilinçli tercihler olduğunu, çocukların güvenliğinin ideolojik yaklaşımlara feda edildiğini ileri sürdü.
Bu eleştirileri dile getirenler, aylardır bu konuda uyarılarda bulunduklarını, buna rağmen kendilerine yönelik hakaret ve suçlamalarla karşılaştıklarını ifade etti. Aynı kesimler, söz konusu iddialar karşısında daha önce yüksek sesle konuşan bazı grupların sessiz kalmasını da eleştirdi.
“ÇOCUK HAKLARI” SESSİZLİĞİ SORGULANIYOR
Yaşananlar sonrası “çocuk hakları savunucuları” olarak bilinen çevrelerin ve sosyal medya kampanyalarıyla kreş açılışlarında yer alan isimlerin sessizliği dikkat çekti. Eleştirilerde, bugüne kadar yapılan uygulamalarla ilgili açık bir özür ya da sorumluluk kabulü içeren bir açıklamanın gelmemesi sorgulandı.
Bu durumun, meselenin çocuklardan ziyade ideolojik bir zeminde ele alındığı yönündeki iddiaları güçlendirdiği ifade edildi.
GAZİANTEP MODELİ ÖRNEK GÖSTERİLİYOR
Tartışmalar sürerken, Türkiye’de farklı ve olumlu örneklerin de bulunduğu vurgulanıyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin Millî Eğitim Bakanlığı ile yürüttüğü iş birliği modeli, bu noktada öne çıkarılıyor.
“Anaokulum Bahçemde” projesi ve mahalle kreşleri kapsamında belediye fiziki altyapı, donanım, temizlik ve güvenliği sağlarken; öğretmen atamaları ve eğitim süreci Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülüyor. Bu sayede okul öncesi eğitim, resmi ve denetimli bir çerçevede sunuluyor.
Bu modelle yüzlerce çocuğun güvenli ortamlarda eğitim aldığı, okul öncesi okullaşma oranının arttığı belirtiliyor.
DENETİM VE ŞEFFAFLIK ÇAĞRISI
Gaziantep’te uygulanan “Belediye yapıyor, MEB işletiyor” yaklaşımının Türkiye genelinde örnek alınması gerektiği ifade ediliyor. Güçlü denetim mekanizmaları, bakanlık üzerinden yapılan personel atamaları ve şeffaf yönetim anlayışının, benzer iddiaların önüne geçebileceği vurgulanıyor.
Uzmanlar ve eleştiride bulunan çevreler, çocukların emanet edildiği kurumlarda devlet kurumları arasında iş birliğinin hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.
SORUŞTURMALAR VE BEKLENTİ
Bakanlık tarafından incelemelerin başlatıldığı, ihbarların değerlendirildiği ve soruşturmaların derinleştirildiği bildiriliyor. “Artık kimse bilmiyorduk diyemez” değerlendirmeleriyle birlikte, sürecin yakından takip edileceği ifade ediliyor.
Kamuoyunda beklenti ise net: Çocuklara zarar veren her türlü eylemin en ağır şekilde cezalandırılması, ihmali bulunanların hesap vermesi ve ailelerin güvenini yeniden tesis edecek adımların atılması.
Yaşanan tartışmalar, çocuklara yönelik hizmetlerde denetim, şeffaflık ve sorumluluğun ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gündemin en üst sırasına taşıdı.































