Gazze Mahkemesi Nihai Kararını Açıkladı.İsrail Soykırım Uyguluyor.Adalet ve Vicdan ÇağrısıGazze Mahkemesi, İstanbul’da 3 gün süren final oturumun ardından bugün nihai kararını açıkladı. Kararda, “Biz, faillerin ve suç ortaklarının hesap vermesini, mağdur ve hayatta kalanlara tazminat sağlanmasını, Siyonist sömürgeleştirmenin, işgalin ve apartheid’ın kök nedenlerinin ortadan kaldırılmasını, suçlu rejimin normalleştirilmesine yönelik tüm girişimlerin reddedilmesini ve nihayetinde Filistin’in özgürlüğünü talep ediyoruz. Kısacası, adalet istiyoruz” denildi. Kararda, İsrail rejimini tecrit etme, normalleştirmeyi reddetme, İsrail’i hesap vermeye zorlamak için boykotlar, yatırımların geri çekilmesi, yaptırımlar, askeri ambargolar, cezai kovuşturmalar, sivil davalar, toplumsal bilinçlendirme, kamuoyu protestoları ve sivil itaatsizlik eylemleri düzenleme çağrısı yapıldı.İsrail'in Gazze'de işlemeyi sürdürdüğü savaş suçlarını araştırmak üzere küresel ve bağımsız bir girişim olarak ilk başlangıç toplantısı Londra'da düzenlenen, ardından ilk genel oturumu Saraybosna’da gerçekleştirilen Gazze Mahkemesi’nin final oturumu İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. Cemil Birsel Konferans Salonu'nda düzenlendi. Eski BM Filistin Raportörü Prof. Dr. Richard Falk başkanlığında bir araya gelen mahkeme üyeleri, üç gün boyunca eğitimden sağlığa, barınma hakkından basına kadar soykırımın birçok farklı açıdan tanıklıklarını dinlediler. 150’dan fazla tanık dinlenirken, akademisyenler ve aktivistler de soykırım sürecindeki gözlemlerini anlattılar.Bugün geçekleştirilen karar oturumunda ilk olarak konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, “Bugün burada karar verilecek kararların da işgal sonrası verilen mücadelenin hürriyetle sonuçlanmasına vesile olmasını diliyorum” dedi.Daha sonra söz alan İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) Başkanı Taha Ayhan ise mahkemenin dört gün boyunca Filistin’deki acı gerçekleri gözler önüne serdiğini belirterek, “Hesap verebilirliğin eksikliğini, başarısız olmuş uluslararası sistemin zayıflığını ve işgal ile saldırganlık altında yaşamaya devam eden bir halkın karşı karşıya kaldığı derin adaletsizliği gözler önüne serdi” dedi. ICYF olarak, Gazze Mahkemesi’nin lojistik destekçisi olmaktan onur duyduklarını ifade eden Ayhan, “Gazze Mahkemesi’nin son oturumu, Filistin’deki işgal sona ermeden ve bağımsız bir Filistin Devleti kurulmadan insanlığın diğer sorunlarının da sona ermeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Zira bu mesele, yaşadığımız tüm sorunların merkezinde yer almaktadır. Bu Mahkeme, bir son olarak görülmemelidir. Bugün Gazze Mahkemesi’nin nihai kararını aldığımız bu son oturumun ardından, asıl görev şimdi başlamaktadır. Artık elimizde bir karar var; bu kararla tüm karar alıcıları, yasa yapıcıları ve dünya genelindeki yargıçları ikna etmemiz gerekiyor. Soykırımın faillerini, onların iş birlikçilerini ve aklayıcılarını adalet önüne çıkarmak gibi bir görevimiz var. Adalet yerini bulana kadar hep birlikte tek ses olarak adalet talep etmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
Hukuk susturulduğunda vicdan son merciKonuşmaların ardından Prof. Sami Al-Arian, Prof. Christine Chinkin, Dr. Ghada Karmi
Yazar Kenize Mourad, Prof. Chandra Muzaffar ve Prof. Biljana Vankovska’dan oluşan jüri kararı açıklandı. Gazze Mahkemesi Jüri Başkanı Christine Chinkin tarafından açıklanan metinde, “Vicdan tarafından yönlendirilen ve uluslararası hukuk tarafından bilgilendirilen Jüri, devletlerin otoritesine sahip değildir; ancak hukuk güç karşısında susturulduğunda, vicdan son merci haline gelir. Bu Mahkeme bir hukuk mahkemesi değildir; herhangi bir kişi, kurum veya devlete suçluluk ya da sorumluluk atfetme iddiasında bulunmaz. Bu, İsrail’in Gazze Şeridi’nde işlediği soykırım suçlarına ilişkin hesap verebilirliğin eksikliğine karşı sivil toplumun bir tepkisidir. Biz, soykırımın adının konması ve belgelenmesi gerektiğine inanıyoruz; çünkü cezasızlık, dünyadaki şiddet döngüsünü beslemeye devam eder. Gazze’deki soykırım tüm insanlığın meselesidir. Devletler sustuğunda, sivil toplum konuşmak zorundadır.” denildi.Gazze Mahkemesi’nin Filistin halkına karşı işlenen soykırımın gerçekliğini kanıtlayan bir arşiv oluşturduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Jüri, soykırıma karşı yürüyüş, miting, kamp, filo, grev ve diğer eylemlerle sesini yükselten tüm sivil toplum hareketleriyle dayanışmasını ifade eder. Ayrıca İsrail ve müttefiklerinin sürekli olarak yaydığı “güvenlik” söylemine ve Filistin halkının yaşadığı acıların “insani kriz” olarak etiketlenmesine karşı bir karşı anlatı sunar. Bu bir insani kriz değildir; bu, en ağır suçların kasten işlenmesidir ve ağır insani sonuçları vardır. Jüri, İsrail’in işlediği suçlara, soykırımın nedenlerine, diğer aktörlerin suç ortaklığına, Filistin halkının cesur direnişine ve küresel sivil toplumun dayanışmasına ilişkin kapsamlı deliller dinlemiştir. Bu suçların yol açtığı fiziksel ve ruhsal acılara dair tanıklıklar, Filistin halkının yaşadığı derin ıstırabı gözler önüne sermiştir.” ifadelerine yer verildi. Açıklamada İsrail’in suçları başlığı altında ayrı bir bölüm açılarak, şöyle denildi:
Bu süreç, yüzyılı aşkın süredir Filistinlilere yönelik sistematik bir yok etme ve sürgün projesinin devamıdır ve ABD öncülüğündeki küresel güç yapısı tarafından desteklenmektedir. Gazze’deki soykırım, küçük ve kapalı bir bölgede yaşayan halkın tamamen kuşatılmış koşullarda hedef alınmasıyla benzersizdir. En gelişmiş askeri teknolojiyle yürütülmektedir ve tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmektedir. Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin müdahalelerine rağmen İsrail ve müttefikleri cezasızlıkla hareket etmektedir.” ifadelerine yer verildi.
Sözde Trump Planı ve Macron Planı’nın soykırımı durdurma, özgürlük ya da adalet getirme potansiyeline sahip olmadığına işaret edilen kararda “Her türlü ateşkesi memnuniyetle karşılasak da, İsrail rejiminin ilan edilmiş ateşkesi dahi cezasız biçimde ihlal ettiğini, her gün Filistinlileri öldürmeye ve insani yardımları engellemeye devam ettiğini not ederiz.Her iki planın da, Filistin halkının özgür irade, egemenlik, meşru temsil ve birleşik liderlik ilkelerine dayanan kendi kaderini tayin hakkını ihlal ettiğini reddediyoruz. Bu planlar, İsrail’in soykırım ve apartheid suçlarını cezasız bırakmayı, rejimi normalleştirmeyi, Filistin halkının uluslararası hukuk kapsamındaki haklarını görmezden gelmeyi ve soykırım mağdurları üzerinde yeni bir vekil sömürge yönetimi kurmayı öngörmektedir.Gazze’nin yeniden inşası sürecine Filistinliler öncülük etmelidir. İsrail ve onu destekleyenler, tüm tazminatların sorumluluğunu üstlenmelidir.”Kararda adalet ve vicdan çağrısı da yapılarak şöyle tamamlandı:Biz, faillerin ve suç ortaklarının hesap vermesini, mağdur ve hayatta kalanlara tazminat sağlanmasını, Siyonist sömürgeleştirmenin, işgalin ve apartheid’ın kök nedenlerinin ortadan kaldırılmasını, suçlu rejimin normalleştirilmesine yönelik tüm girişimlerin reddedilmesini ve nihayetinde Filistin’in özgürlüğünü talep ediyoruz.Kısacası, adalet istiyoruz.Bu amaç doğrultusunda, dünyanın her yerindeki vicdan sahibi insanları Filistin halkı için adalet sağlama çabalarını yoğunlaştırmaya çağırıyoruz:İsrail rejimini tecrit etmeye,Normalleştirmeyi reddetmeye,Onu hesap vermeye zorlamak için boykotlar, yatırımların geri çekilmesi, yaptırımlar, askeri ambargolar, cezai kovuşturmalar, sivil davalar, toplumsal bilinçlendirme, kamuoyu protestoları ve sivil itaatsizlik eylemleri düzenlemeye,Ve “Özgür Filistin” çağrısını büyütmeye.” Gazze Mahkemesinin Nihai Oturumu Üçüncü GünündeSoykırım En Acı Yüzüyle Mahkemedeİsrail’in Gazze’de işlemekte olduğu savaş suçlarını araştırmak üzere bağımsız bir girişim olarak kurulan Gazze Mahkemesi’nin İstanbul’da düzenlenen Nihai Oturumunun üçüncü gününde jüri üyeleri soykırımın birçok farklı alandaki tanıklıklarını dinledi. Tüm ailesini yitiren, yakınlarının mezarları tahrip edilen Gazzeliler tanıklıklarını sunarken, akademisyenler ve aktivistler de soykırım sürecindeki gözlemlerini anlattılar.İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonu'nda düzenlenen Gazze Mahkemesi’nin Nihai Oturumunun üçüncü günü oturumları vicdan beyanlarıyla başladı. Filistinli yazar ve Arap dünyasında “Kudüs şairi” olarak tanınan Tamim Al-Barghouti, “Filistin’de yaşanan bu ayrımcılık, insanların seçemeyeceği, doğum yerleri, yaşam yerleri gibi hususlardan kaynaklanmaktadır. Filistinliler doğdukları için suçlanıyor. Daha öncesinde olmayan, tarihte görülmemiş acılara maruz kaldılar. İnsanlar evlerinin kalıntılarına gelip orada çadırlar kurdu. İsrail Filistin'in antitezidir. Ve Filistin tarihi hem Müslüman hem de Yahudi tarihinin bir şahididir. Bugün Filistin halkı, kendi kendine tacını takmaktadır. Onlar zaferi bulacaktır” dedi.Sumud Filosu Organizatörlerinden iklim aktivisti Thiago Avila da online katıldığı mahkemede, “1948'den beri hiçbir uluslararası kararı kabul etmiyorlar. O zaman Filistin'in topraklarının çoğunu aldılar ama onlara bu hiçbir zaman yetmedi. Çünkü bu bir sömürge projesiydi. Filistin'de, Sudan'da, Kongo'da, olanlara, Amazon ormanlarında olanlara da aynı şekilde karşı çıkılmalı. Çünkü sorun bu sistemin kendisi. Bu sistem, bu sisteme karşı çıkılmalı” diye konuştu.Gazeteci, film yapımcısı ve aynı zamanda podcast ve radyo yayıncısı Keta Halper da Batı'nın medyasının İsrail ile işbirliği yaptığını ifade ederek, “Batı ve Amerikan medyasının farklı mecralarında Filistinlerin yaşadığı şiddet ve tecavüzler görmezden geliniyor. Yapılmak istenilen haberler çarpıtılıyor ya da engellenmek isteniliyor” dedi.Soykırım yatırımlarla destekleniyorAntropoloji profesörü Maora Finkelstein ise konuşmasında soykırıma Amerika’nın verdiği desteğe değinerek, “Üniversiteler Amerika'da çoğunlukla doğrudan soykırımı, İsrail ve silah üreticilerini yatırımlarıyla destekliyor ya da dolaylı bir şekilde yatırımlarını bazı şirketlere yapıyor” diye konuştu.ABD İçişleri Bakanlığındaki görevinden "ABD hükümetinin, İsrail'in Gazze'de süren soykırımına verdiği korkunç destek nedeniyle" istifa eden siyasi aktivist Lily Greenberg ise “İstifam benim Yahudiliğime bir zıtlık değildi. Onun bir sebebiydi. Ben her şeyde sınırsız değer, adaletsizliğe karşı sonsuz bir direnç göstermem söylenmişti bana. İstifam kahraman davranış değildi. Eğer bunu yapmasaydım ben kendime şüpheli bir ihanet edecektim ve ben bu dünyada olmak istediğim kişi olamayacaktım” dedi.Akademisyen Shad Hammouri de "Şirketlerin ve Silah Endüstrisinin Suç Ortaklığı"na ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. İsrail'in Gazze'deki soykırımını "küreselleşmiş piyasa ekonomisinin" bir sonucu olarak niteleyen Hammouri, küresel piyasanın ve yatırımcıların, İsrail ile bağlantılı şirketlerin yürüttüğü "militarizasyon girişimlerinden" kar elde ettiği yorumunu yaptı. Hammouri, "İsrail, ekonomisi militarize bir devlettir. İsrail, Gazze'deki soykırımda yüz bin tonun üzerinde patlayıcı üretti ve Gazze'de yeni silahlar denedi." ifadelerini kullandı.Gazze'deki savaşın modern tarihin en teknolojik, en ileri seviye faaliyeti olduğunu söyleyen Yazılım Mühendisi İbtihal Aboussad da “Günümüzde soykırıma izin veren şey tek şey bomba ya da füze satanlar değil. Teknoloji altyapısı satanlar ve yapay zeka programları. Özellikle Filistinlileri takip etme, yaralama ve öldürmede bu ölçüye çıkmasına yardımcı oldu” diye konuştuTarih akademisyeni Hamid Dabashi ise İsrail’in Filistinlileri 10 binler olarak öldürdüğünü vurgulayarak, “Biz Batı felsefesinin başına belayız ve bizim yok edilmemiz gerekiyor ki bunu Filistin'de son 2 yılda ve hatta geçen o yüzyılda bunu görebiliyoruz. Bizim varlığımızı metafiziksel olarak reddediyorlar. Avrupa sömürgeciliğinin tarihi, fiziksel yok etmeye dayanıyor.” diye konuştu.Şehit gazetecilerin video mesajı: “Biz canımızı feda ediyoruz”"Gazetecilerin Hedef Alınması" oturumunda Ghazi Al-Majdalawi ile bir süre önce öldürülen Gazzeli gazeteciler Mohammad Qraiqea ve Hossam Shabat’ın görgü tanığı olarak Witness Eye Chanel’e gönderdikleri video yayınlandı.Geçen mart ayında İsrail’in saldırısında öldürülen gazeteci Mohammad Qraiqea, video mesajında İsrail'in soykırımını haberleştirmeye çalışan 220'den fazla meslektaşının şehit olduğunu belirtti. Qraiqea "Sokaklarda, çarşılarda, okullarda ve evlerde gördüklerimizi, fotoğrafı yansıtmamızı gerektiriyor ve bu savaşı aktarmamız gerekiyor. 600 gündür aktarıyoruz. Şu ana kadar hayatta kalmam benim için bir hayaldir. Bütün ailelerin umuduyuz. Annemi İsrail'in kurşunlarıyla öldürülmüş halde bulduğumda, onu kefenledim ve öğleden sonra haber yapmaya devam ettim” dedi.Geçtiğimiz Eylül ayında İsrail saldırısında yaşamını yitiren bir diğer gazeteci Hossam Shabat da video mesajında İsrail için sadece "gazeteci" olmanın bir suç sayıldığını söyledi. Filistinli gazetecilerin bu soykırımı belgelemek ve bütün dünyaya duyurmak için büyük risk aldıklarını anlatan Shabat, bir gece yarısı katliam bölgesine gidip yaşananları belgeledikten sonra hayatta kalacağını hiç düşünmediğini anlattı. Shabat, “Biz ölüyoruz ama sesimiz yok. Hiç kimse bizi duymuyor. Hiç kimse bizi görmüyor. Eğer bunu biz yapmazsak bu böyle devam edecek. Biz canımızı feda ediyoruz” diye konuştu.Eşimin ve çocuklarımın mezarlarını tahrip ettilerİsrail saldırılarında eşi ve çocuklarını kaybeden gazeteci Mahmud Haniye de “Benim eşim, çocuklarım ve binlerce şehit var. Hepsini biz gömdük. İsrail, gömdüğümüz bölge mezarlarını kazıdı, onları tamamen yerle bir etti. Yani ben ne eşimin ne çocuklarımın, ne de akrabalarımın mezarı nerede bilmiyorum. Ben sadece kendime, kendi hikâyemi aktarmıyorum. Aslında binlerce ailelerinin, çocuklarının mezarlarının yok oluşunu sizlere aktarıyorum bu sayede. İşgalciler nereye aldı o cesetleri bilmiyoruz” dedi.Uluslararası Hukuk Filistinlileri Korumadı"Uluslararası Sistemin Yanıtı" konulu oturumda da Kanada'daki Queen's Üniversitesinden Doç. Dr. Ardi Imseis, ABD'deki Chicago Üniversitesinden Antropolog Doç. Dr. Darrly Li, insan hakları avukatı Craig Mokhiber, Londra Ekonomi ve Siyasal Bilimler Okulundan (LSE) Prof. Mary Kaldor, ABD'deki Yale Üniversitesinden Hukuk Prof. Aslı Bali ve yazar Vasuki Nesiah birer konuşma yaptı.Akademisyen Imseis "Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) Yönelik Saldırı"yı ele aldığı konuşmasında, Gazze’nin nüfussuzlaştırılmak istendiğini belirterek, şunları söyledi: “5 Şubat 2025’te İsrail Savunma Bakanı, Filistinlilerin gönüllü göçü olacağını söyledi. İsrail sadece dünyanın ahlakına ve bilgeliğine hakaret etmiyor, kendine de yalan söylüyor. 40 bine yakın Filistinli toz toprağın arasından göçtü. 75 binden fazla bombalı saldırıya uğradı. Yani II. Dünya Savaşı'nda Londra'nın yediği bombalardan kat be kat daha fazla. Sivil evlerin %92'si, okulların %80'i, sağlık tesislerinin 84'ü, su ve temizlik sistemlerinin %95'i ve yolların %95'i yok edildi.”Antropolog Li de "Soykırım Politikası" konusunda yaptığı konuşmasında İsrail’in soykırımını durdurmanın halkın örgütlenmesiyle mümkün olacağına işaret ederek, “Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve diğer kurumları adalete uymaya zorlayabilecek olan, bu mahkeme gibi platformlar da dahil olmak üzere halk baskısıdır." ifadesini kullandı.İnsan hakları avukatı Carig Mokhiber de, Filistin'deki soykırımın BM'nin başından beri devlet gücü karşısında ilkelerinden ödün verme eğiliminde olduğunu ortaya çıkardığını ve bu kapsamda Filistin'de ağır insan hakları ihlalleri, katliam gibi büyük suçların işlendiğini kaydetti.Uluslararası hukukun Filistin halkını korumadığına dikkati çeken Mokhiber, "Bu topraklar üzerinde soykırım hüküm sürerken, bu suça veya onun temel nedenlerine atıfta bulunmaktan çekinerek neredeyse tamamen sessiz kalan da BM'dir. BM, soykırım açıkça işlenirken ateşkes emri verememiş ve failleri sorumlu tutamamıştır. Filistin'deki soykırımın da gösterdiği gibi, bu ahlaki açıdan başarısız olan BM'dir." değerlendirmesinde bulundu.Londra Ekonomi Okulu Profesörü Mary Kaldor; "Mevcut Deneysel Dönemde Gazze'nin Rolü" başlıklı konuşmasında Gazze'de yaşananların ve buna bağlı olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı'nın eylemleri, grupların ve kurumların işlenen suçları belgelemek için işbirliği yapma biçimleri ve küresel kamuoyu üzerindeki etkilerinin, dünyanın "yeni ve daha insan odaklı bir evreye" girmesini destekleyebileceğine değindi.New York Üniversitesi Profesörü yazar Aslı Bali ve yazar Nesiah, "Alternatif Bir Hukuk Paradigması Olarak Gazze Mahkemesi" konusunda konuştu. Bali; "Uluslararası alanda, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını savunacak bir platform bulunmamaktadır." ifadesini kullandı. Yazar Vasuki Nesia da “Uluslararası kurum kurumlar ve kuruluşlar hep beraber Filistin'e destek olmaya çalışmaktadır. Ancak Uluslararası hukuk özellikle adil olmayan bir oyun alanı, bir ortam oluşturmaktadır Filistin'e karşı. Çünkü onların egemenliğini tanımamaktadırlar” dedi."Direniş ve Dayanışma" konulu oturumda ise Filistinli gazeteci Ramzy Baroud, Filistin asıllı ABD'li akademisyen Prof. Edward Said'in oğlu, ABD'deki Colorado Üniversitesi'nde hukuk alanında Prof. Dr. Wadie Said, Sumud Filosu aktivisti Yasemin Acar, yazar Jake Romm ve Filistinli aktivist Jamal Juma konuşma yaptı.Direniyoruz çünkü kimse bize yardım etmediGazeteci Baroud, konuşmasında Gazze'de bir mülteci kampında büyüdüğünü, ailesinden 110'dan fazla kişinin Gazze'de öldürüldüğünü anlattı. Filistinlilerin direnişini anlamak için bu direnişin sebeplerine bakmak gerektiğini kaydeden Baroud, "Direnmemize neden olan sebepleri ortadan kaldırırsanız direnmeyiz. Direniyoruz çünkü kimse bize yardım etmedi." diye konuştu.Wadie Said ise Dördüncü Cenevre Sözleşmeleri'nin, askeri işgal altındaki insanların bu işgale direnme hakkını tanıdığını, bunun, yıllar içinde BM Genel Kurulu kararlarıyla defalarca teyit edildiğini ve bu ilkenin hukuki statüye kavuşmasına olanak sağladığını belirtti. Said, "Son olarak, uluslararası hukukta rehin almanın yasa dışı bir dayanağı bulunmamakla birlikte İsrailli tutuklulara rehine, Filistinli tutuklulara ise tutuklu demenin yıkıcı iki yüzlülüğü ortadadır." dedi.Sumud Filosu aktivistlerinden Yasemin Acar ise Gazze'de günlük yaşamın her bir parçasının İsrail güçleri tarafından kontrol ediğini belirterek, "Aileler yeterli yiyecek, ilaç, yakıt veya su olmadan mahsur kalmış durumda. Hastaneler elektrik ve malzeme olmadan çalışıyor. Çocuklar yetersiz besleniyor, zayıflıyor ve ölüyor. Bu acı çekmek değil. Bu, bütün bir halkın fiziksel olarak yok edilmesine yol açacak sistematik bir saldırıdır." değerlendirmesinde bulundu."Hind Rajab Vakfı" konusunda konuşma yapan Yazar Romm da İsrail askerlerinin kendilerini hukukun ötesinde hissettiklerini vurgulayarak, bu durumun İsrailli askerlerin suçlarını sosyal medyada belgeleme ve yayınlamalarındaki "küstahlık ve neşeden" anlaşıldığını ifade etti.Filistinli aktivist Jamal Juma ise "Filistin halkının özgürlük, adalet ve geri dönüş hakkı için küresel dayanışma bir ahlaki yükümlülüktür. Tıpkı Güney Afrika'da apartheidin kaldırıldığı gibi İsrail'in apartheid rejimi de sona erdirilmelidir." değerlendirmesinde bulundu.Charlotte Qvale "Oslo Dayanışması", David Swanson "Savaşın Ötesinde Dünya", Metin Doğan "Anadolu Sivil Toplum Platformu", Hüseyin Dişli ve Hasan Basri Bülbül ise "Yeryüzü Avukatları Derneği" konularında konuştu.Metin Doğan, "Gazze, bizim birleştiricimiz oldu. Gazze'ye teşekkürlerimi sunmalıyım ki şunu fark ettim. Biz sandığımızdan daha fazlaymışız. Değişik din ve etnik kökene sahip kişiler, soykırıma karşı bir oldu. Çifte vatandaşlar, İsrail'i yönetenler kadar suçlu. Onlar da yargılanmalı. Ben diyorum ki bu sorunu da ajandanıza not düşün. Bunlar bizim ülkemizde de yaşıyor, İsrail'e gidiyor, cephelerde savaşıyor ve ülkemize geri dönüyor, Türk halkı da bundan hoşnut değil." diye konuştu.Gazze Mahkemesi, nihai kararını yarın açıklayacakMahkeme üyeleri, oturumların ardından hazırladıkları raporları "Eylem Çağrısı" adı altında sundu. "Gazze Mahkemesi" üyelerinin genel yansımalarını aktaracağı yarınki oturumda, Saraybosna ve İstanbul'daki toplantılar gözden geçirilerek, ileriye dönük değerlendirmeler yapılacak. Bunun ardından "Gazze Mahkemesi"nin nihai kararı duyurulacak.
Yazar Kenize Mourad, Prof. Chandra Muzaffar ve Prof. Biljana Vankovska’dan oluşan jüri kararı açıklandı. Gazze Mahkemesi Jüri Başkanı Christine Chinkin tarafından açıklanan metinde, “Vicdan tarafından yönlendirilen ve uluslararası hukuk tarafından bilgilendirilen Jüri, devletlerin otoritesine sahip değildir; ancak hukuk güç karşısında susturulduğunda, vicdan son merci haline gelir. Bu Mahkeme bir hukuk mahkemesi değildir; herhangi bir kişi, kurum veya devlete suçluluk ya da sorumluluk atfetme iddiasında bulunmaz. Bu, İsrail’in Gazze Şeridi’nde işlediği soykırım suçlarına ilişkin hesap verebilirliğin eksikliğine karşı sivil toplumun bir tepkisidir. Biz, soykırımın adının konması ve belgelenmesi gerektiğine inanıyoruz; çünkü cezasızlık, dünyadaki şiddet döngüsünü beslemeye devam eder. Gazze’deki soykırım tüm insanlığın meselesidir. Devletler sustuğunda, sivil toplum konuşmak zorundadır.” denildi.Gazze Mahkemesi’nin Filistin halkına karşı işlenen soykırımın gerçekliğini kanıtlayan bir arşiv oluşturduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Jüri, soykırıma karşı yürüyüş, miting, kamp, filo, grev ve diğer eylemlerle sesini yükselten tüm sivil toplum hareketleriyle dayanışmasını ifade eder. Ayrıca İsrail ve müttefiklerinin sürekli olarak yaydığı “güvenlik” söylemine ve Filistin halkının yaşadığı acıların “insani kriz” olarak etiketlenmesine karşı bir karşı anlatı sunar. Bu bir insani kriz değildir; bu, en ağır suçların kasten işlenmesidir ve ağır insani sonuçları vardır. Jüri, İsrail’in işlediği suçlara, soykırımın nedenlerine, diğer aktörlerin suç ortaklığına, Filistin halkının cesur direnişine ve küresel sivil toplumun dayanışmasına ilişkin kapsamlı deliller dinlemiştir. Bu suçların yol açtığı fiziksel ve ruhsal acılara dair tanıklıklar, Filistin halkının yaşadığı derin ıstırabı gözler önüne sermiştir.” ifadelerine yer verildi. Açıklamada İsrail’in suçları başlığı altında ayrı bir bölüm açılarak, şöyle denildi:
“İmha planı ateşkesle sona ermeyecek”
“Jüri, aşağıda sıralanan ve halen sürmekte olan soykırımı ve diğer suçları en güçlü şekilde kınamaktadır. Bu suçların her biri, Filistin halkını insanlıktan çıkaran, sadistik bir karakter taşıyan, bütüncül bir imha planının parçasıdır. Bu suçlar Ekim 2023’te başlamamış, ateşkesle de sona ermeyecektir; ölümler ve ağır yaralanmalar sürecektir. Hayatta kalanların yaşadığı travmalar nesiller boyunca aktarılacaktır. Jüri, ayrıca aşağıdaki ek suçların işlendiğini tespit etmiştir:Aç bırakma ve kıtlık: Gıda, su ve yaşam kaynaklarının kasıtlı biçimde engellenmesi ve gıda sisteminin sistematik biçimde yok edilmesi.Domicide (konut imhası): Evlerin, altyapının (elektrik, su, kanalizasyon) kasıtlı biçimde yıkımı. Ev sadece bir yapı değil; sevgi, yaşam, hatıralar, umut ve kimliğin mekânıdır. Yıkımı, travma, yerinden edilme, toplumsal çözülme ve kültürel yıkım yaratır.Ecocide (çevre katli): Toprağın, suyun ve havanın tahribiyle yaşamsal kaynakların yok edilmesi; bombalamalar sonrası yaşamı imkânsız kılan çevresel yıkım.Sağlık sisteminin hedef alınması: Hastanelerin, sağlık çalışanlarının ve altyapının sistematik biçimde yok edilmesi. Filistin halkının fiziksel ve ruhsal sağlığı için en büyük tehdit, işgalin kendisidir.Reprocide (üreme hakkı imhası): Doğumların engellenmesi, üreme hizmetlerinin yok edilmesiyle gelecek nesillerin yok edilmesi.Scholasticide (bilginin soykırımı): Öğrencilerin ve akademisyenlerin öldürülmesi, eğitim kurumlarının yıkılmasıyla Filistin’in entelektüel geleceğinin yok edilmesi.Gazetecilere yönelik saldırılar: Filistinli gazeteciler, soykırımı belgeledikleri için hedef alınmaktadır. Bu gazetecilerin susturulması, gerçeğin gizlenmesinin temel aracıdır ve bu çatışmada şimdiye dek hiçbir savaşta olmadığı kadar çok gazeteci öldürülmüştür.İşkence, cinsel şiddet, zorla kaybetmeler, cinsiyete dayalı şiddet.Politicide (siyasi imha): Filistinli siyasi, kültürel liderlerin, temsilcilerin, aktivistlerin öldürülmesi veya kaçırılması; sivil kurumların yok edilmesi.Jüri, evlerin, su kaynaklarının, okulların, hastanelerin, üniversitelerin, kültürel ve dini kurumların, tarım alanlarının ve ekosistemlerin kasıtlı biçimde hedef alınmasında sistematik bir imha niyeti tespit etmiştir. Açlık, tıbbi bakımın reddi ve zorla göç ettirme, savaşın “yan etkileri” değil; soykırımın araçlarıdır.”Batı hükümetleri soykırıma ortak
Açıklamanın en dikkat çekici kısımlarından biri ise başta ABD olmak üzere batı hükümetlerinin İsrail’in işlediği soykırıma diplomatik, askeri, ekonomik ve teknolojik destek sağlayarak ortak oldukları tespiti oldu. Bu eylemlerin hem ahlaki bir çöküş hem de soykırımı önleme yükümlülüğünün ihlali olduğuna işaret edilen açıklamada, “Medya kuruluşları, akademik kurumlar, teknoloji şirketleri, bankalar ve küresel tedarik zincirleri bu süreci doğrudan veya dolaylı biçimde desteklemektedir. Algoritmalar ve gözetim teknolojileri İsrail’in her hava saldırısını planlamasına olanak tanımaktadır. Bulut bilişim altyapısı sağlayan şirketler dahi bu sürecin parçasıdır. Jüri, bu yapıyı 21. yüzyılın en aşırı emperyalizm biçimi olarak nitelendirmektedir. Birleşmiş Milletler ise veto sistemi ve siyasi tarafgirlik nedeniyle kurucu misyonu olan “savaştan sonraki nesilleri kurtarma” görevini yerine getirememiştir. Bununla birlikte Jüri, BM İnsan Hakları Konseyi özel raportörleri — özellikle Francesca Albanese — tarafından sergilenen kararlı tutumu takdirle anmaktadır.” denildi.Soykırım devam etmektedir
Açıklamanın sonuçlar bölümünde de “Jüri, İsrail’in Gazze’de Filistin halkına karşı devam eden bir soykırım yürüttüğünü teyit eder. Bu, Siyonizm’in üstünlük ideolojisine dayalı, yerleşimci-sömürgeci ve apartheid niteliğinde bir rejimin parçasıdır.Bu süreç, yüzyılı aşkın süredir Filistinlilere yönelik sistematik bir yok etme ve sürgün projesinin devamıdır ve ABD öncülüğündeki küresel güç yapısı tarafından desteklenmektedir. Gazze’deki soykırım, küçük ve kapalı bir bölgede yaşayan halkın tamamen kuşatılmış koşullarda hedef alınmasıyla benzersizdir. En gelişmiş askeri teknolojiyle yürütülmektedir ve tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmektedir. Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin müdahalelerine rağmen İsrail ve müttefikleri cezasızlıkla hareket etmektedir.” ifadelerine yer verildi.






























